insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

41. Bölüm — Subutai, Khalid’e Karşı

🎵🎵🎵 🎵🎵 Subutai vs. Kahalid'in Şarkısı - Cin Cüce Hoppa'nın Dilinden:
YouTube’da aç: İki Ayı Bir Sofrada
🎵🎵🎵🎵🎵

Bölüm 41 Kapak

Maer çığlık attı.

Ama çığlık onun değildi.

Bir Varmış Bir Yok Olmuş, Sim’uyel için ağlıyordu.

Bu acı Maer’in içinden geçerken, onun kendi göğsünde doğmuş gibi değildi. Daha genişti. Daha eskiydi. Bir insanın tek bir kalple taşıyabileceği türden değildi. Kirişlerden, kapı pervazlarından, pencerelerin titreyen camlarından, merdiven basamaklarının derinlerine işlemiş eski gıcırtılardan ve Duruman’ın odasında kanla lekelenmiş yataktan yükseliyordu. Ev, kendi içindeki odalardan birinin kirlenmesine değil yalnızca, kendisine bakmış birinin kırılmasına feryat ediyordu.

Sim’uyel, Duruman’ın değildi.

Ev’in uşağıydı.

Bu uşaklık, kapı açıp kapamak, toz almak ya da sahibinin arkasından yürümek gibi bir şey değildi. Türki kazanın başında Ev’in kalbini besleyen kişiyse, Sim’uyel de onun ne zaman korktuğunu, ne zaman uyumak istediğini, hangi kapının fazla hızlı kapanınca ürktüğünü, hangi odanın karanlığı sevdiğini, hangi pencerenin rüzgâra tahammül edemediğini bilen kişiydi. Ona bakan, onu büyüten, onu sakinleştiren kişiydi.

Ev, dadısını kaybetmekten korkuyordu.

Maer bunu kelimeyle öğrenmedi. Acıyla öğrendi.

Duruman’ın odasındaki kanı hissetti. Sim’uyel’in yatağın üstündeki ağırlığını, mendilin parmaklarında hâlâ kımıldamak istemesini, ama kanın onu ağırlaştırmasını hissetti. Maer savaşın kaybına üzülmeye zaman olmadığını biliyordu. Pinina kapının ardındaydı. Talon oradaydı. Giriş katında dostları hâlâ savaşıyordu. Ama duyguları açıktı. Ev’in feryadı içeri girmişti bir kere.

Onu kapatamadı.

“Biliyorum,” dedi Maer, sesi duvarların içinden kırılarak geçti. “Biliyorum ama şimdi duramayız.”

Ev cevap vermedi.

Ağladı.

Bütün yapıdan bir titreşim dalgası geçti.

________________________________________

Giriş katında Subutai, kollarının artık fazla büyük, kılıcının fazla hafif, karşısındaki Khalid’in ise olması gerekenden çok daha iri olduğunu düşünüyordu. Köz turuncu lokum barbarın bedenini şişirmiş, onu neredeyse odanın içine sığmayacak kadar ağırlaştırmıştı. Omuzları genişlemiş, bacakları kalınlaşmış, kalçası bile zırhının altında bir savaş aleti gibi durmaya başlamıştı.

Subutai tam evdeki küçük pike hareketlerinin neden birden kesildiğini düşünürken, yerin altından, duvarların içinden, tavanın kirişlerinden o titreşim geçti.

Bu bir saldırı değildi.

Davor bunu anlamadı.

Zaten Davor’un bu evde anladığı şeylerin sayısı gittikçe azalıyordu. Sarmaşıklardan kurtulmaya çalışmış, Boklara bulanmış, fülütle yürüyen yeşil gövdeler tarafından aşağılanmış, sonra da evin kendisinin hareket ettiğini görmüştü. Titreşim ayaklarının altından geçince iri barbar bir anda dizlerinin üstüne çöktü.

“Lütfen!” dedi. “Sadece gideceğim, lütfen!”

Runik, dondurduğu Bokların yanında, merdivenlerin tepesindeki Ro’lanthus’a dönmüş haldeydi. Mor cübbesinin kenarları yanık, alnı kanlı, yüzü öfkeyle kasılıydı. Davor’un diz çöküşünü görünce dişlerini sıktı.

“Kalk salak!” dedi. “Bu sadece bir deprem!”

Ama sesi, buna bütünüyle inanan birinin sesi değildi.

Fırtık çoktan merdivenleri hoplaya zıplaya çıkmış, Ro’lanthus’un yanına yerleşmişti. Kızıl Büyücü formunun minik cüppesi her sıçrayışta arkasından savrulmuş, bıyıklarının ucunda kızıl kıvılcımlar birikip dağılmıştı. Şimdi Ro’lanthus’la birlikte tepeden Runik’e bakıyordu. İkisi de saldırıya hazırdı.

Ro’lanthus fülüdü dudaklarına götürdü.

Bu kez tiz şarkı, taş zeminden değil, sanki doğrudan fülüdün içinden bitmeye başladı. İnce yeşil uçlar, notaların arasından dökülen canlı iplikler gibi dışarı süzüldü. Ro’lanthus notayı yükseltti. Sarmaşıklar çoğaldı. Birbirine dolandı. Tek tek ince gövdeler olmaktan çıkıp kalın, sert bir bedene dönüştüler.

Cin Cüce, zincirin ucunda bir an sustu.

Bu, başlı başına olağanüstü bir olaydı.

Ro’lanthus melodiyi alçalttı. Sarmaşık gövdesi eğildi. Melodi yükselince yeniden doğruldu. Sonra Ro’lanthus sesi tepeye taşıdı, bir an tuttu ve dip bir nota ile geri çekti. Sarmaşıkların ucu yumruk gibi sıkıldı. Yeşil gövde, merdivenin önünde Ro’lanthus’un boyuna yakın bir koruyucu gibi yükseldi. Ne tamamen bitkiydi ne de tamamen büyü; fülüdün nefesine bağlı, saldırıya ya da savunmaya hazır bir uzuv gibiydi.

Cin Cüce’nin ağzı açık kaldı.

“Uzun kulak…” dedi sonunda. “Sen az önce fülütle bitkiyi yumruk yaptın.”

Ro’lanthus nefesini bozmadı.

Cin Cüce başını iki yana salladı. “Bunu biri bana dün söylese ağzına lokum tıkardım. Hâlâ tıkamak istiyorum ama bu kez saygımdan.”

Fırtık, sarmaşık yumruğuna baktı.

Sonra kendi ateş topuna baktı.

Bir an düşündü.

Cin Cüce’nin gözleri parladı. “Ha? Sen de mi özel bir şey yapacaksın küçük kızıl felaket?”

Fırtık ağzında bir şey geveledi. Ateş topunu minik elleri arasında tuttu. Gırtlağını temizledi.

Sonra ateş topunun üzerine tükürdü.

“Şimdi yandın işte!” dedi Runik’e.

Cin Cüce’nin yüzü düştü. “Ben mucize bekledim, sen salya kattın.”

Fırtık ona bakmadan, “Savaşta herkes malzemesini kullanır,” dedi.

Runik’in dikkati Fırtık’ta değildi. Mor cübbeli büyücü sarmaşık yumruğuna bakıyordu. Asıl tehlikenin o olduğunu biliyordu. Fırtık can sıkıcıydı; Ro’lanthus ise artık fülütle bir silah örmüştü.

________________________________________

Khalid de titreşimden sonra bir an etrafına bakmıştı.

Davor gibi diz çökmemişti. O kadarını yapmazdı. Ama devleşmiş bedeninin ağırlığını yeni tanıyan bir adam olarak, zeminden gelen her değişimi daha fazla hissediyordu. Kılıcını sıkıca kavradı. Yüzündeki yanık, öfkesiyle birlikte seğirdi.

Subutai o an saldırdı.

Khalid’in dikkatinin yarım nefes dağıldığını görmüştü. Böyle fırsatlar savaş alanında insanın eline ya bir kere geçerdi ya da geçtiğini sanırken elini koparırdı. Subutai ikisini de göze aldı.

Dev kollarıyla kılıcını savurdu.

Khalid karşıladı.

Çelik çeliğe çarptı ama bu kez çarpışma yalnız iki kılıcın sesi değildi. İki lokumun saçma, tehlikeli ve kesinlikle kimsenin güvenmemesi gereken gücü birbirine girdi. Subutai’nin kolları korkunç güçlüydü. Khalid’in bütün bedeni öyleydi. İlk temas, Subutai’nin yüzünde vahşi bir gülümseme doğurdu; çünkü bu kez Khalid’in darbesi onu uçurmadı.

İkinci temas onu gülümsemekten vazgeçirdi.

Khalid yalnız güçlü değildi. Ağırlığı da vardı. Büyümüş bacakları zemine kök salıyor, kalınlaşmış gövdesi her darbeyi geriden besliyor, kılıcı sanki yalnız kollarıyla değil, bütün bozkırla savruluyordu. Subutai’nin dev kolları darbeleri karşılayabiliyor ama gövdesi hâlâ normal olduğu için her çarpışmada belinden, sırtından ve dizlerinden geriye doğru çekiliyordu.

“Bu adil değil,” dedi Subutai.

Khalid hırladı. “Senin ağzından bunu duymak iğrenç.”

“Ben adaletsizliği severim. Bana yapılınca sevmiyorum.”

Khalid saldırdı.

Kılıç yukarıdan geldi. Subutai kılıcıyla karşıladı, ama aynı anda boştaki dev eliyle Khalid’in bileğine vurdu. Khalid’in kolu yana açıldı. Subutai dizini içeri sokup gövdeye çarpmak istedi. Khalid büyümüş bacağını kaldırdı ve dizini Subutai’nin kaburgalarına göndermeye çalıştı.

Subutai son anda yana kaçtı.

Diz duvara çarptı.

Duvar inledi.

Maer bu darbeyi kendi kaburgasında hissetti. Ev’in yasına yeni bir acı karıştı. Bir an Subutai’ye bakmak, ona yardım etmek istedi. Ama Talon hâlâ üst kattaydı. Pinina hâlâ kapının ardındaydı. Maer’in dikkati parçalanıyordu.

Subutai duvarın inleyişini duydu.

“Evi de kızdırıyorsun,” dedi.

Khalid boğuk bir nefes aldı. Devleşmiş gövdesi kasıldı.

Arkasından yine o utanç verici ses geldi.

Subutai bir an durdu.

“Bu saldırıya isim verdin mi?” dedi. “Bozkır rüzgârı olabilir.”

Fırtık merdivenden bağırdı. “Hayır, bozkıra hakaret!”

Khalid’in yüzü, yanıklarına rağmen kızaracak gibi oldu. Sonra öfkesi her şeyi bastırdı. Daha sert saldırdı. Daha sert saldırdıkça o lanet köz turuncu lokumun bedeli arkasından geliyordu. Subutai her seferinde bunu duymaktan, kokusunu almaktan ve yorum yapmaktan geri durmadı.

Khalid çıldırdıkça gücünü artırdı.

Gücünü artırdıkça denge kaybetti.

Denge kaybettikçe Subutai’nin çakallığına daha açık hale geldi.

Subutai bir kırık sandalye parçasını dev koluyla kaptı ve Khalid’in kılıcına karşı anlık kalkan yaptı. Parça dağıldı ama darbeyi bir nefes yavaşlattı. Aynı anda ayağıyla dökülmüş sosu Khalid’in adım hattına itti. Khalid bunu fark etti ve basmadı. Subutai gülümsedi.

“Görüyorsun ama kokudan dikkatin dağılıyor.”

Khalid kılıcını yatay savurdu.

Subutai kollarının gücüne güvenip karşılamak istedi. Başardı ama darbe onu yana savurdu. Büyük kolları faydalıydı fakat fazla büyüktü; yakın mesafede kendi hareketlerini de engelliyordu. Khalid boştaki eliyle Subutai’nin dev bileğini yakaladı. Parmakları kelepçe gibi kapandı.

Subutai omzunu döndürdü, kol gücüyle kurtulmaya çalıştı. Khalid bırakmadı. İki dev güç bir an birbirine kilitlendi. Sonra Khalid büyümüş kalçasını ve omzunu kullanarak onu duvara doğru sürdü.

Subutai’nin ayakları zeminde kaydı.

“Bu çok kişisel oldu,” dedi.

“Öyle,” dedi Khalid.

Subutai kafasını aşağı eğdi ve Khalid’in çenesine kafa attı.

Khalid’in başı geriye gitti. Tam düşmedi. Ama tutuşu gevşedi. Subutai dev kolunu çekip kurtardı, sonra kılıcının kabzasıyla Khalid’in yanık yüzünün sağlam tarafına vurdu. Khalid bir adım geriledi.

Bir titreşim daha geçti.

Bu kez Ev’in acısı daha derindi.

Davor hâlâ dizleri üstündeydi ama artık kalkmaya çalışıyordu. Runik, “Kalk!” diye bağırmaya devam ediyordu. Ro’lanthus’un sarmaşık yumruğu aşağı eğilmiş, saldırıya hazırlanmıştı. Fırtık salyalı ateş topunu Runik’e fırlatmak için fırsat kolluyordu.

Subutai ve Khalid ise birbirlerinden başka hiçbir şeyi görmeyecek noktaya gelmişti.

Khalid bir kez daha saldırdı.

Subutai karşıladı.

Tam o anda Subutai’nin parmakları küçülmeye başladı.

Önce bunu terle karıştırdı. Sonra kılıç bir anda ağırlaştı. Kollarının şişkinliği geri çekiliyordu. Kaslar sönüyor, gömlek gevşiyor, kılıç yeniden olması gerektiği kadar ağırlaşıyordu.

“Hayır,” dedi Subutai. “Şimdi değil.”

Khalid fark etti.

Gülümsedi.

Bu gülümseme, yanık yüzünde korkunç duruyordu.

“Bitti,” dedi.

Khalid bütün gücüyle geldi.

Subutai bu darbeyi dev kollarıyla karşıladığını varsayan bir Khalid gördü karşısında. İşte çakallık burada doğdu. Subutai karşılayacakmış gibi yaptı. Kılıcını yukarı aldı. Dizlerini kırdı. Khalid’in kılıcı üstüne inerken son anda kılıcını gevşetti, ağırlığın altından yana kaydı ve Khalid’in darbesinin kendi boşluğuna akmasına izin verdi.

Büyümüş barbarın bütün gücü boşa gitti.

Subutai, yerdeki kopmuş sarmaşığı gördü.

Donmuş değildi. Yarı canlı, yarı ezilmiş bir parça. Ro’lanthus’un müziğinden kopmuş, ama hâlâ liflerinde inat taşıyan yeşil bir ip gibi duruyordu.

Subutai onu kaptı.

Khalid toparlanmaya çalışırken sarmaşığı onun diz hattının arkasına doladı. Bu, bir kement değildi. Mükemmel değildi. Ama bir an için yeterliydi. Khalid’in dev bacağı kendi ağırlığını taşımak için gerildiği anda Subutai bütün gövdesini sarmaşığa verdi ve çekti.

Khalid’in dizi kilitlendi.

Subutai kılıcını aşağı indirdi.

Kesik diz arkasına, tam bacağın gücünü taşıyan yumuşak hatta açıldı.

Khalid kükredi.

Düştü mü?

Hayır.

Khalid o kadar kolay düşmedi.

Ama artık eskisi gibi basamıyordu. Dizinin arkasından kan aktı. Dev bacağı titredi. Subutai hemen geri çekildi. Khalid’in kılıcı az önce durduğu yeri parçaladı. Yani hâlâ tehlikeliydi.

“Güzel,” dedi Subutai nefes nefese. “Hâlâ ayaktasın.”

Khalid’in gözleri kanla, acıyla ve öfkeyle doluydu.

“Sen…” dedi. “Sen savaşçı değilsin.”

“Bunu konuştuk.”

“Değilsin…” Khalid yaralı bacağına rağmen kılıcını kaldırdı. “Ama dövüşmeyi biliyorsun.”

Subutai’nin yüzündeki gülümseme bu kez bir an ciddileşti.

“Sen de zor ölüyorsun.”

“Ölmeyeceğim.”

“İyi. O zaman final turu.”

Khalid saldırdı.

Bu kez hareketi daha bozuktu. Yaralı diz hattı onu yavaşlatıyor, dev bedeninin ağırlığı kesilen noktaya her bastığında acı gönderiyordu. Ama gücü hâlâ korkunçtu. Kılıcı bir kez Subutai’nin omzunu sıyırdı. Bir kez duvara saplandı. Bir kez yerdeki taşları parçaladı. Subutai artık dev kollara sahip değildi; ama hızı geri gelmişti.

Kaçtı.

Yaklaştı.

Khalid’in kör tarafına geçti.

Kırık cam parçasını ayağıyla Khalid’in diğer adım hattına itti. Khalid buna bastı, dengesini bozdu ama yine düşmedi. Subutai dirseğiyle gövdesine vurdu. Khalid onu eliyle yakaladı ve neredeyse kaldırıp duvara fırlatacaktı. Subutai kendi omzunu gevşetip cübbesinden sıyrılır gibi elinden kaydı.

Khalid büyük yumruğunu savurdu.

Subutai eğildi.

Yumruk duvara girdi.

Ev yine inledi.

Maer feryat etmek istedi.

Subutai o inlemeyi duydu ve birdenbire bu savaşı bitirmesi gerektiğini anladı.

Khalid yumruğunu duvardan çekerken Subutai aşağı indi. Çok aşağı. Neredeyse zemine kapandı. Khalid onu göğüs hizasında bekliyordu. Subutai ayak bileği hizasındaydı.

Kılıcını çevirdi.

Bu kez kesik aşil hattına gitti.

Temizdi.

Acımasızdı.

Öldürücü değildi.

Ama savaşı bitirdi.

Khalid’in dev bedeni bir an bütün ağırlığıyla ileri gitmek istedi. Bacağı cevap vermedi. Diz arkası zaten yaralıydı; aşil hattı kesilince o tarafın bütün dayanağı çöktü. Barbar kılıcını zemine sapladı, düşmemek için direndi. Bir nefes daha ayakta kaldı. Sonra dizlerinin üstüne indi.

Khalid’in kılıcı hâlâ elindeydi.

Ama savaş bitmişti.

Subutai birkaç adım geri çekildi. Nefes nefeseydi. Kılıcını kaldırdı ama indirmedi.

Khalid ona baktı.

Nefreti hâlâ oradaydı.

Fakat nefretin içinde istemediği bir şey daha vardı.

Saygı.

Subutai bunu gördü.

“Bak,” dedi. “Onurunla yenildin. Benim için fark etmezdi ama senin için önemli gibi duruyordu.”

Khalid cevap vermedi.

Sadece kılıcının kabzasını daha sıkı tuttu.

Subutai onu öldürmedi.

Çünkü gerek yoktu.

Ve bazen yaşamak, bozkır savaşçısının gururuna ölümden daha ağır gelirdi.

Dinlemeden Geçme:

🎵 Subutai vs. Khalid'in Şarkısı UpLift Remix - Cin Cüce Hoppa Dilinden:

YouTube’da aç: İki Ayı Bir Sofrada UpLift Remix

Subutai vs. Khalid

BÖLÜM NOTU

Subutai kazandı.

Temiz bir şekilde değil. Onurlu bir şekilde değil. Güzel bir şekilde değil.

Ama kazandı.

Khalid hâlâ hayatta, hâlâ gururlu ve muhtemelen kılıcın kendisinden çok yenilgiden daha fazla yaralanmış durumda.

Kirli bir hayatta kalma mücadelesi ile savaşçı gururu arasındaki bu çatışmayı beğendiyseniz, lütfen bir beğeni bırakın, hikayeyi takip edin ya da kuşatma sırasında şimdiye kadar en çok hangi dövüşü beğendiğinizi bana söyleyin. Yorumlar ve sohbetler gerçekten değerli olacaktır.

Bir sonraki bölümde tekrar üst kata döneceğiz; Pinina’nın hapishanesinin yıkılmaya başladığı tam o anda Maer, Talon ile karşı karşıya gelecek. Yine büyük bir savaş kapıda! Bakalım neler olacak? Yorumlar lütfen.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.