insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

17. Bölüm — Boktan İşler

Canavar Rehberi: Bok

Maer, cübbeleri ve çorapları kategorize etmişti. Subutai’ye, genç gösteren çorapları da çantasına koymasını salık vermişti. Mavi cübbeyi yanına aldı. Pembeyi bıraktı. Bilinmeyen güçlere bulaşmanın sonunun ağır olacağını söylemişti.

İçinde beyaz bir toz olan çantayı ise bıraktıramadı. Subutai, “Bu tozun ne olduğunu öğrenmeden hayatta bırakmam!” demişti. “Diş Dağlarındaki simya pazarında kimi tozlara binlerce zenith verebilecek simyacılar tanıyorum.” Minik çantanın kayışlarını altına doğru toplamış ve kendi çantasının ipini açarak içine bir güzel yerleştirmişti.

Diğerlerini sandıklara geriye yerleştirirlerken Subutai merakla baktı. “Bunları satmak ne iyi olurdu ama, değil mi!? İyi para getirirdi!”

“Eskiler Subutai!” dedi Maer. “Evet büyülüler, ama bir büyücünün eski eşya ambarında küflenmeye yüz tutmuş eşyaları bunlar. Ancak büyülü eşyalar alıp satan tüccarlarla iş yapabilirsin, onlarda da birkaç parça hariç oldukça düşük giderler.”

Subutai kararsız gibiydi. “Hey, pembe cübbe nerede?”

“Ben almadım?” Omuz silkmişti Maer.

“Ee, ben de almadım?” Subutai etrafına bakındı.

Fırtık yanda, mahzenin diğer tarafında, karanlıklardaki yerinden “Hey, Subutai!” diye seslendi. “Burada bir kapı daha var. Sanırım başka bir mahzen bölümüne açılıyor! Belki oradan üst kata bir çıkış yolu vardır!”

“Seni minik hırsız!” diye fısıldayan sarışın adam kıkırdamadan edememişti. “Geliyoruz şimdi, şurayı bir toparlayalım da.” Sonra, Maer’in sandığa yerleştirmekte olduğu iki parşömene bakarak “Onları almayacak mısın cidden?” diye sordu.

Maer şüpheyle bakıyordu onlara doğru. “Sanırım alacağım,” dedi. “Cübbe deneyiminden sonra kötü şeyler beklemiyorum. Sadece kullanmadan önce emin olmam gerekli.” Yine de alırken iki parmağı ile, nazikçe tutmuş ve çantasına o şekilde yerleştirmişti. Çantayı sırtına takarken halen tedirgin görünüyordu.

Sandıkların kapaklarını güzelce kapattıktan sonra kapıya yaklaştılar. Kapının dibine geldikleri anda burunlarını tutmaları gerekmişti. Zira Fırtık’da öyle yapıyordu. Kapının altından süzülen pislikleri gösteren kedi “sanırım giderlerde sorun var!”

“Logar filan patlamış olabilir!” dedi Maer. “Evin gideri diğer mahzenden geçiyor olmalı.”

“Maer, uçan cübbeni ödünç alabilir miyim?” diye sordu Subutai masum bir sesle.

Gülen adam “Hayatta olmaz!” dedi. “Görünmezliği dene!”

Ardından “İçeride garip sesler var!” diye bilgi verdi onlara Fırtık kulağını göstererek.

Kulağını buz gibi metale dayayan Subutai dikkatle dinledi kapının diğer tarafını. Bir tür fokurdama, daha doğrusu kaynama sesine benziyordu bu. Kapıdan yankılanarak ona ulaşıyordu. Dolayısıyla sesin kaynağı her ne ise kapıdan birkaç kat artarak onlara ulaşıyor olmalıydı. Subutai ona işaret edince Maer’de eğilerek dinledi.

Kahkaha attılar tekrardan. Farklılıklarına rağmen birbirlerine her geçen saniye biraz daha alışıyordular. Subutai tekrar sandıklara yöneldi. Soldaki sandığın kapağını açarak battaniyelerden birisini aldı ve kapının önüne, yere serdi. Sonra demir kapının kilidine doğru eğildi.

“Öf!” dedi Fırtık burnunu tutarak. Çoktan Maer’in omzuna tırmanmıştı. “Buradan geçmek zorunda olduğumuza emin misiniz?”

“Bizi buraya getiren ayna ile mi şansını denemek istersin?” diye sordu Maer.

“Büyücü olan sensin, çözseydin şu ayna olayını da bizi boklu yola sokmasaydın!”

Fırtık’ın bu çıkışını anlayamıyordu Maer. Sanki onları buraya sokan oymuş gibi. “Senin derdin ne?”

Subutai yine parmağı ile sessiz olmalarını işaret etti. Kilidin sesini dinliyordu. Parmakları ise nazikçe hareket ediyordu.

Birden gülmeye başladı Fırtık. Kahkahaları odada yankılanıyordu. “Hey, baksana Subutai!” dedi. “Kapının diğer tarafında senin boklarında olabilir mi?

Klik.

“Ne alaka Fırtık!” dedi yine boncuk boncuk terlemiş, ama halinden memnun adam.

“En son sen kullanmıştın ya tuvaleti!”

Az önceki çıkışının ardından birden ruh hali değişen kedinin bu geyiğine Maer’de güldü. “Şu diğer battaniyeyi gerekirse yola serer üzerinden atlayarak geçeriz,” dedi. Subutai eşyalarını çantasına toplarken Maer kapının kolunu bastırdı ve açtı.

Sadece bir adımdı. Boyu en az Subutai kadar büyük olan bir bok yığını ile aralarındaki mesafeydi bu. Koca yığın bir anda hareketlenerek onlara doğru dönmeye başladığında üçü de nutku tutulmuş bir şekilde bakakalmıştılar. Bir de koca, dilimsi bir şey çıkmıştı bir yerlerinden ve aşağıya doğru uzanmıştı. Kara, salyamsı bir sıvı akıtınca yere anında yapıştı. Zaten pislikle kaplı olan zemini doldurdu.

Bok kapıya doğru kayarcasına ilerledi. Kapının eşiğine geldiği anda Maer ve Subutai geri geri gitmeye başlamıştılar bile. “Su… Subutai!” dedi Maer dehşet içinde. “Cidden bokmuş!”

Fırtık tutmakta olduğu burnunu bırakıp atlamış, “Subutayyy, bizi pisleyecek!” diye çığlık atarak kenarda, karanlıkta durmakta olan sandıklardan birisinin içine girmişti. Kendisine gözetleme deliği bırakacak kadar kapağı aralık bırakmıştı sadece. Onu da her an kapatmaya hazır tutuyordu.

Subutai bir haykırış patlattı. Sırt çantasının tutmakta olduğu kayışını salarak sırtında salınmasına izin verdi. Eski kılıcını tuttu ve kınından çekerek yaratığa sapladı. Dev Bok yaratığına saplanan kılıç orada kısılı kaldı. Bok, ilerledikçe silahı emerek içine alır, bok yığınının bir parçası yaparken kılıcın ucu, yaratığın arka kısmından sipsivri bir şekilde çıkmıştı.

Maer ise çoktan koşmuş, kazan dairesini kapatan kapıyı açmıştı bile. “Sıcağa!” dedi bağırarak. “Onu sıcağa çek Subutai!” Kendisi geri geri, sandıkların olduğu bölüme doğru çekiliyordu. Eğer ki ona doğru gelirse kullanabileceği bir büyüsü olmadığından çantasını açmaya başlamıştı. Şu cübbeyi kullanarak yükselmeyi ve tavana çıkarak yaratıktan kaçmayı deneyecekti. “Sıcakta kurutabilir, sonra kazana atabiliriz!” Bunu daha derken öğürmüştü. Midesi bile ‘asla olmaz’ derken bunu nasıl yapabilirdi bilmiyordu doğrusu. Tek umudu sarışın yoldaşıydı.

Subutai ise eski silahını çoktan bırakmış, açık kapıya doğru kazan dairesine yönelmişti. Kazancıya “Aç, aç!” diye haykırarak içeriye daldı.

“Ooo, nerede kaldınız dostum? Gözüm yollarda kaldı!”

“Kazanına başka bir şey daha getirdim, aç!” derken kapıdan sürünerek kendi yığınını taşıyan Bok yaratığı işaret etti.

Koca yaratık kazan dairesine girerken kazancının gözleri kocaman açılmıştı. “Hoşt!” dedi yarı görünür yarı görünmez olan elleri ile kışt yaparak. “Geldiği yere götür onu! Kazanım pislenecek!”

“Korkma, kokar mokar iyi yanar! Bizim köyde yakmak için kazanlara bunları atıyorlar! Çok güzel ısıtıyor!”

Kazancı küreğini almış, Subutai ise kazanın arkasına dolaşmıştı bile. Kazancı “Nasıl yapacağız, pis bir şey bu!” derken Subutai “Hayalet bir şey değil misin sen!?” diye bağırdı. “Pislenmezsin korkma, kürekle gitsin!”

En son yanan Gulyabani’den dolayı halen güldür güldür olan kazan, içeriyi iyice ısıtmıştı. Bok, daha kazan dairesine girdiği anda istemsizce yavaşlamaya, yumuşak bok tabakası sertleşmeye, yüzeyinde de kabuklaşma ve çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Kazancının küreği önce arkadan indi, sonra daldı koca Bok canavarının içine, parça parça aldı, güçlü bir devinimle doldurdu kazanı.

Subutai, gözlerinde yaşlarla, bok yoluna gitmenin korkusuyla kan ter içindeydi. Bugüne kadar hiç, böyle korkunç bir düşmanla yüzleşmemişti. Koca Bok canavarı kürek kürek kazanı boyluyordu. Her seferinde kazandan mutlu alevler fırlıyor, odayı daha da dolduruyordu.

Bir ara kazancının içinden geçer, Subutai’ye gider gibi olmuş, kazancı “korkunç, iğrenç!” diye bağırırken yaratığı koca bir kürek darbesi ile ikiye parçalayıp yere yıkmıştı.

Bir seferinde kazancının elinden kaçan daha minik bir parçayı, kazancı diğer kısmı kazanına doldururken peşine takan Subutai kazan dairesinde bir o yana, bir bu yana koşturup durmuştu.

Bu iş bittiğinde kazancıya az kaldı sarılacaktı sarışın adam.

* * *

Fırtık, içerideki bağrışları dinleyerek saklandığı sandıktan öyle hemen çıkmadı. İçerideki bağrış çağrışlar son bulduğunda yavaşça kapağı kaldırmış, temkinli temkinli yaklaşarak kapıdan kazan dairesine bakmıştı. Durumun bu kadar korkunç olduğunu hatırlamıyordu. Kapıya yaklaşarak içeriye, sonra yerde oturmuş, kazan dairesinin güveninde sırtını dayadığı duvar dibinde soluklanmakta olan Subutai’ye baktı. Derin bir nefes alarak içeriye girdi.

Kazancı da tekrar kazanın kenarına oturmuştu. İçerisi cehennem gibi sıcak olmuştu şimdi. Adam bir süre soluklandıktan sonra başını kaldırarak ona baktı. “Maer nerede?” diye sordu.

“Şey, balon gibi uçuyor,” dedi Fırtık yan odayı göstererek.

Utanmış haldeki Maer kapıda göründü. Cübbeyi henüz çıkartmamıştı ama içerinin artık güvenli olduğunu görünce çıkarttı ve çantasına yerleştirmeye başladı. “Yeminle geçmiş olsun!” dedi. “Bok yoluna gideceğiz sandım!” Söylemeden edememişti.

“Gerçekten de senin bokun muydu acaba Subutai?” diye sordu Fırtık merakla. “Aklıma başka bir şey gelmiyor. İnatla senin peşine takıldı çünkü.”

Maer’de kollarını kavuşturmuş izliyordu. “İçeride o Bok yaratıklarından iki tane daha var; ama kimseye saldırmadılar. Bu özellikle senin peşine düştü!”

“Tadını beğenmiş olmalı!” Fırtık bir kahkaha daha patlatmıştı.

Subutai ona öfkeli bir bakış attı. “Bunu yapanı bulursam adamın ağzına nasıl sıçılırmış göstereceğim!” dedi. “Hele bir bekle de gör!”

Ayağa kalktı. “Yaklaşacağım ve bakalım onlar da beni takip edecekler mi görelim.” Kazan dairesinden çıkmadan önce “Kazancı,” dedi. “Hazırlan, sana daha fazla tezek getirebilirim her an!”

“Biraz daha dinlensen iyiydi,” dedi Maer. “Bizi takip etmiyorlar sonuçta.”

“Bu kadar yeter! Hadi gidelim!”

* * *

Maer, kazan dairesinden çıkmadan önce kazancıdan yardım istemişti. “Şimdi senden odun alacağız ve onun ucunu bir bezle bağlayarak tutuşturmamıza yardımcı olacaksın!” demişti. “Kazanına o kadar ısı sağladık, bize bunu çok görmezsin umarım?”

Kazancının anlayışlı davrandığını görünce sevindi ve kazancı odunun ucunu kazanda yakarak onlara verirken yeni meşalesini kaldırdı. “Artık ışığımız var!” dedi Subutai’ye bakarak. Çantasını açarak parşömenlere doğru şöyle bir baktı ışıkta ve derin bir nefes alarak “Neyse,” dedi. “Sanırım işime yararlar. Şimdilik dursunlar ama.”

Subutai sormadı. Kapının karşısında durmuş, onu bekliyordu. “Üç dediğimde açın, eğer yine beni takip ederse kazan dairesine çekeceğim. İkisi birden gelirse birisi çıkar çıkmaz kapıyı mutlaka kapatın!”

Yerde, bir önceki Bok’un geçtiği zemine artık mecburiyetten basıyordu adam. Battaniye filan kalmamış, kahverengi kumaş zeminle aynı olmuştu. Maer ise kapının arkasındaydı. Fırtık, Maer’in sırtına çıkmıştı; ama her an, tekrardan sandıklara doğru koşmaya hazır bekliyordu.

Uzanan genç büyücü, kapıyı açmak üzereyken Subutai “Dur dur dur!” dedi. Hızla sandığa gitti ve daha önceden oraya bıraktığı ikinci kılıcını alarak kaybettiği silahının yerine taktı. “Yeni silahımı böyle yaratıklarda kullanmak gibi bir niyetim yok!” dedi tek kaşını kaldırmış, bakmakta olan Maer’e. “Buradan çıkana kadar tüm etik duygularını bir kenara bıraksan iyi olur! Kazanlar, boklar… Bakalım bizi başka ne bekliyor!”

BÖLÜM NOTU

17. Bölümü okuduğunuz için teşekkürler!
Bok yaratıkları ile karşılaşmayı şahsen ben hiç istemezdim. Bir de evin tüm sırlarını bilen, elinde flüt taşıyan bir Cin-Cüce var. Bakalım ekibimizi daha neler bekliyor?

Takip etmeyi ve favorilerinize eklemeyi lütfen atlamayın!

Siz olsanız Cin-Cüce ile pazarlık mı yapardınız, yoksa daha konuşmaya başlamadan onu susturmaya mı çalışırdınız?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.