Bir han, bir kedi ve iki dert.
Maer, kendisine ait olmayan duyguların içinde yaşayan bir büyücüdür. Başkalarının korkusu, arzusu, öfkesi ve acısı onu hiç bırakmaz. Subutai ise kayıp bir yılın izini süren, kılıcı kadar keskin dili olan gezgin bir savaşçıdır. Ejderha Ateşi Hanı’nda, konuşan ama gerçekte ne olduğunu kendisi bile bilmeyen Fırtık adlı bir kediyle karşılaştıklarında, sıradan bir akşam tuhaf bir yolculuğa dönüşür.
Fırtık onları bir eve götürür.
Ama bu ev yalnızca bir ev değildir. Zamanı büker, uzayı katlar, aynaları yaraya, odaları tuzağa çevirir. Aransun’un yağmurlu sokaklarından Hot Death Çölü’nün ölümcül kumlarına, Barbar Stepleri’nden Tooth Dağları’nın uçurumlarına uzanan bu evin içinde; zincirlenmiş ruhlar, kayıp anılar, yasak kitaplar, Sükûnet’in gölgeleri ve aşkı sahip olmakla karıştıranların bıraktığı derin yaralar beklemektedir.
Maer sadece bir çare aradığını sanır.
Subutai sadece kayıp geçmişinin peşindedir.
Fırtık ise neden bekletildiğini öğrenmek ister.
Ama ev onları tesadüfen çağırmamıştır.
Bazı kapılar açılmak için yapılmaz. Onlar, kimin onları açmaya hakkı olduğunu görmek için bekler.
Meleran: Once Was, Once Was Not, masalsı sıcaklığı karanlık fantastik gizemle; absürt mizahı derin duygusal yaralarla; konuşan bir kedinin özgür iradesini ise yaşayan bir evin mücadelesiyle buluşturan bir fantastik romandır.
Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın
Ellerine ve emeğine sağlık.