42. Bölüm — Maer, Talon’a Karşı

Talon, Pinina’nın önündeki havaya elini uzattı.
Boşluğa dokunmadı.
Boşluk yoktu.
Parmakları görünmeyen bir örgünün üstünden geçti. Şeffaf enerjiler, odanın içinde ilmek ilmek örülmüş, Pinina’nın etrafına yalnız bir kafes değil, bir düzen kurmuştu. İlk bakışta hiçbir şey görünmüyordu. Sonra Talon gözleriyle değil, dokunuşuyla baktı. Hava sertleşti. İnce iplikler parmaklarının altından geçti. Bazıları soğuktu, bazıları neredeyse yok gibiydi, bazıları ise yalnız fark edildiğinde var oluyordu.
Pinina bu örgünün içinde oturuyordu.
Nefes alıyordu.
Ama nefesi bile örgünün parçası haline getirilmişti.
Her alışta bazı ilmekler genişliyor, her verişte bazıları daralıyordu. Yanlış bir iplik çekilirse örgü çözülmüyor, aksine sıkılaşıyordu. Talon bunu ilk denemede gördü. Parmaklarıyla sağ tarafta duran ince bir ilmeği yokladı, hafifçe çekti.
Pinina’nın nefesi kesildi.
Örgü sıkılaştı.
Talon hemen bıraktı.
“Hayır,” dedi kendi kendine. “Bu değil.”
Panik yoktu.
Zaman azdı ama panik, ilizyonistin elini kaba yapardı. Kaba el, şeffaf örgüyü boğardı. Talon ipliklerin gerginliğine baktı. Hangisi direniyordu? Hangisi yalnız direniyor gibi yapıyordu? Hangisi Pinina’nın nefesiyle değil, hapsetme niyetiyle hareket ediyordu?
İkinci ilmeği buldu.
Çekmedi.
Sadece parmağını altından geçirdi. Örgü tepki verdi. Bu da değildi. Üçüncü ilmek, fazla belirgindi. Dördüncüsü kendini saklamıyordu; tuzaktı. Beşincisi, çevresindeki iplikleri kendi üstüne topluyordu. Onu çekseydi Pinina’nın bütün göğsü sıkışacaktı.
Talon’un gözleri daraldı.
Usta’sını kurtarmanın yolu, örgünün gösterdiği yoldan değil, sakladığı düğümden geçiyordu.
Araya sıkıştırılmış ilmeği aradı.
Şeffaf enerjiler kendi düzenlerini tekrar ediyordu. Bir örgüde hata saklamak için en iyi yol, onu fazla düzgün göstermektir. Talon bunu biliyordu. İlizyonlar böyle çalışırdı. Göz, kusuru arar; kusursuzluğu kabullenirdi. Oysa en büyük yalan çoğu zaman kusursuzlukta saklanırdı.
Sonunda gördü.
Görmek de değildi.
Fark etti.
Pinina’nın sol omzuna yakın bir yerde, diğer ilmeklerin arasına öylece sıkıştırılmış bir dönüş vardı. Ne başlangıçtaydı ne sonda. Çekildiğinde örgünün tamamını çözebilecek kadar merkezde, görünmeyecek kadar sıradandı.
Talon parmaklarını ona uzattı.
________________________________________
Maer, onun bulduğunu hissetti.
Ev’in acısı hâlâ içindeydi. Sim’uyel’in kanı, Duruman’ın yatağında bir leke olarak durmuyordu yalnızca; Ev’in hafızasında yanıyordu. Türki’nin kazana duyduğu sevgi, Sim’uyel’in Ev’e gösterdiği sabır, Duruman’ın yokluğu, Henna’nın kandırılmışlığı, Nohmaran’ın çalınmış bedeni, Pinina’nın kirli rızası, Talon’un kapıdan içeri girişi… hepsi Maer’in içinde aynı anda kabardı.
Maer kıvrıldı.
Ama düşmedi.
Ev’in yasını kendi içinden geçirirken onunla savaşmadı. Acıyı bastırmaya çalışırsa yalnızca sağırlaşacağını artık biliyordu. Bu ev kelimelerle değil, duygularla konuşuyordu; Maer’in yapabileceği şey o dili susturmak değil, yönünü değiştirmekti.
“Ayağa kalkmalıyız,” dedi.
Bu söz hem kendisineydi hem Ev’e.
“Yoksa kaybettiğimiz sadece Sim’uyel olmayacak.”
Ev’in acısını engellemeye çalışmadı bu kez. Tam tersine kollarını açar gibi kabul etti. Duygular üstüne geldi. Sim’uyel’in kanı, eski odanın kirlenmesi, Ev’in dadısını kaybetme korkusu, yıllarca kandırılmanın utancı, Pinina’nın ihanet kokusu, Maer’in kendi suçluluğu… Hepsi bir araya geldi.
Maer bunları tutmaya çalışmadı.
Yön verdi.
Derin duygular, evin duvarlarından, camların kenarlarından, kapı pervazlarından, döşeme aralıklarından Talon’a doğru aktı. Mavi derinlik, hüzün ve farkındalık taşıdı; yalnız üzüntü değil, o üzüntünün nereden doğduğunu da gösteren soğuk bir açıklık verdi. Gri enerji taş hafızasında ağırlık aradı. Şeffaf doku, hedefe giden görünmez hattı sabitledi. Evin korkusu, Talon’un göğsüne çökecek bir gece gibi yayıldı.
Talon ilmeği tuttu.
Çekti.
Örgü sökülmeye başladı.
Aynı anda acı ona çarptı.
Talon dizlerinin üstüne indi.
Parmakları ilmekte kaldı.
Maer korkuyu artırdı.
Talon, bir an Pinina’ya ulaşırsa bütün evin çığlık atacağını hissetti. Kapıların kapanmasını, pencerelerin kendini kör etmesini, duvarların onu istemediğini, zeminin ayağını reddettiğini hissetti. Sonra hüzün geldi. Sim’uyel’in kanı. Duruman’ın odası. Henna’nın yıllarca bekleyişi. Nohmaran’ın ölümden sonra bile çalınması. Ev’in yalnızlığı.
Talon’un nefesi titredi.
Elini bırakmak istedi.
Bedeninin her parçası bunu istedi. İlmeği bıraksın, iki eliyle başını tutsun, bu acıyı dışarı atsın, korkularını serbest bıraksın, göğsünü ezen bu devasa yasın altından kaçsın.
Ama parmakları bırakmadı.
“Usta’m,” diye fısıldadı.
İlmek sökülmeye devam etti.
Maer gri enerjiyi topladı.
Bu kez büyü yalnız bir gülle değildi. Önce duygu Talon’u işaretledi; korku onun etrafında soğuk bir halka kurdu, hüzün nefesini ağırlaştırdı. Sonra Ev’in taş hafızası, zemin, duvar, tavan ve Pinina’nın hapsinin çevresindeki hava aynı noktaya ağırlık çağırdı. Gri enerji bu işarete tutundu. Şeffaf dokuyla sabitlenen baskı, Talon’un omuzlarına çöktü. Hareket etmeyi reddeden görünmez bir kütle, onun sırtına oturdu.
Talon’un bir eli zemine gitti.
Diğer eli ilmekte kaldı.
Dizleri taşın üstünde ezildi. Omuzları düştü. Boynu gerildi. Acı, hüzün ve ağırlık onu yere yapıştırıyordu.
Maer bastırdı.
“Bırak,” dedi.
Talon’un dudaklarından kan geldi.
Ama ilmek hâlâ elindeydi.
Örgü, onun tutuşu sürdüğü için çözülüyordu. İlk sıra açıldı. Sonra ikinci. Şeffaf iplikler birbirini bırakmaya başladı. Her sökülen ilmek, Pinina’nın etrafındaki havayı biraz daha çıplak bırakıyor, ama aynı zamanda Talon’un zihnine yeni bir acı dalgası bindiriyordu.
Maer suçluluğu gönderdi.
Talon, yaptığı her şeyi gördü. Sim’uyel’in kanını. Henna’nın yüzünü. Nohmaran’ın cesedinin kazana gidişini. Davor’un dizleri üstündeki korkusunu. Khalid’in sakatlanışını. Runik’in yanıklarını. Fırtık’ın öfkesini. Ro’lanthus’un titreyen parmaklarını. Bunların hepsinin bir yolda birleştiğini hissetti.
O yol kendi elindeydi.
Bırakırsa duracaktı.
Çekerse devam edecekti.
Talon çekti.
Maer çığlık attı.
Ev de onunla birlikte çığlık attı.
Gri baskı arttı. Talon’un gövdesi daha da yere kapandı. Şeffaf ilmek parmaklarının arasında sanki canlı bir damar gibi titriyordu. Talon’un zihni çatlamaya başladı. İlizyonist büyüleriyle acıyı yansılara dağıtmak istedi. Bir Talon, zihninin kenarında ayağa kalktı. Maer hüzün gönderdi, o yansı çöktü. İkinci Talon korkuyu üzerine aldı, parçalandı. Üçüncüsü suçluluğu taşıyamadı, karardı. Gerçek Talon, bütün kırılan yansılarının içinden ilmeği tutmaya devam etti.
Pinina’nın nefesi derinleşti.
Maer bunu hissetti.
Korku daha da büyüdü.
“Hayır,” dedi Maer. “Hayır!”
Ev’in reddedişini gönderdi.
Bu ev seni istemiyor.
Kapıları seni istemiyor.
Duvarları seni istemiyor.
Kalbi seni istemiyor.
Talon’un gözleri büyüdü. Bir an gerçekten bu evin içinde hiçbir yerinin olmadığını hissetti. Zemin onu taşımak istemiyordu. Hava ona nefes vermek istemiyordu. Kapı, arkasında açılmasını istediği Usta’sı için bile onu reddediyordu.
Talon, dişlerini sıktı.
“Benim yerim onun yanında,” dedi.
Son çekiş geldi.
Bu çekişte Talon artık kendi bedeninden güç almadı. Beden bitmişti. Omuzları ezilmiş, dizleri parçalanacak gibi olmuş, zihni acıdan çatlamıştı. Kalan tek şey saplantısıydı. Usta’sına bağlılığı. Ona öğretilmiş her şey. Onun tarafından görülme arzusu. Onun yanında anlam kazanma ihtiyacı.
Bu sağlıklı bir güç değildi.
Ama güçtü.
Talon ilmeği çekti.
Çekiş, yalnız parmaklarının hareketi değildi. Şeffaf örgünün bütün düzeni onun iradesinin ucuna takılmıştı. Talon, kendi zihninde dağılan yansıların arasından tek bir emri canlı tuttu: çözül. İlmek bu emri duydu; önce direndi, sonra arkasındaki diğer ipliklere aynı titremeyi taşıdı.
Örgü çözüldü.
Şeffaf iplikler zincirleme söküldü. Önce Pinina’nın omzundaki baskı kalktı. Sonra göğsünün önündeki görünmez düğüm açıldı. Ardından nefesine bağlı ilmekler tek tek dağıldı. Hava çıplak kaldı. Hapis sönmedi; söküldü. Bir dantel ipliğinin yanlış yerinden çekilmesiyle bütün desenin çözülmesi gibi, Pinina’nın çevresindeki düzen kendi kendini bıraktı.
Talon yere serildi.
Elinde artık ilmek yoktu.
Çünkü ilmek kalmamıştı.
Gözleri açık kaldı. Bakıyordu ama nereye baktığı belli değildi. İçinden geçen acı, onun içini boşaltmıştı. Ev’in feryadı, Maer’in korkusu, gri ağırlık ve kendi saplantılı iradesi aynı anda zihninde çarpışmış; geriye kabuğu, nefesi ve deli bir bakış bırakmıştı.
Pinina önce hareket etmedi.
Sonra oturduğu yerde cübbesinin eteklerini düzeltti.
Bu küçük hareket, odadaki bütün yıkımdan daha korkunçtu. Sanki yıllarca süren hapis, Talon’un aklını yırtan savaş, Maer’in bütün acısı, Ev’in reddedişi ve Sim’uyel’in kanı, onun için ayağa kalkmadan önce düzeltilmesi gereken bir kırışıklık kadar önemsizdi.
Pinina Yıldızdoğan ayağa kalktı.
Yavaşça döndü ve Talon’a baktı.
Talon’un gözlerindeki deli boşluğu görünce bir an onun gözleri büyüdü.
Çok kısa bir an.
Sonra kaşları öfkeyle çatıldı. Bu öfkenin kime olduğu belli değildi. Talon’u bu hale getirenlere mi, onu bu hale gelmeye zorlayan zayıflığa mı, yoksa karşısında işe yaramaz bir kabuk gibi yatan öğrencisinin artık kendisi için değer kaybetmiş olmasına mı?
Pinina kendisini sakinleştirdi.
“İyi iş başardın evlat,” dedi.
Sesi soğuktu.
Takdir vardı ama merhamet yoktu.
Talon yerde kaldı.
Pinina onu orada, delirmiş bir kabuk gibi bıraktı ve tuzak tutulduğu odanın kapısına yöneldi.
BÖLÜM NOTU
Talon başardı! Pinina artık özgür!
Bölümle ilgili ne düşünüyorsunuz? Lütfen yorum bırakmayı ve puanlamayı unutmayınız!

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı