insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

12. Bölüm — Bir Tas Çorba İçin, Kana Kana İçin

Büyük Ev - Yemek Salonu

Şaşkındı. Maer, çok şaşkındı. Subutai’nin gülümseyerek suratına dokundurduğu sayfaları yavaşça aldı, tekrar açtı ve mantığını toplayarak, sakinleşerek tekrardan okumaya başladı. Bu sayfalar yol haritası değildi; ama ona bir amaç veriyordu. Gelecekteki Maer, geçmişteki Maer’e amaç veriyor, onu teşvik ediyordu.

Bu tedavi yöntemi ulaşılması zor ve tehlikeli bir yolculuğun eseridir diyebiliriz. Hatta bu büyücünün bile neden o yollara düştüğü, aynı yanındaki hiç ayrılmadığı yoldaşı ile tedavinin olduğu yere nasıl ulaştığı pek bilinmemektedir. Bu konuda türlü efsaneler olmasına karşılık usta büyücü Maer bu konuda bilgi vermemek konusunda bilinmeyen bir nedenle ısrarcı olmuş, konseye hammaddeyi bildirmesine karşılık hammaddenin bulunduğu yerle ilgili ser verip sır vermemiştir.

Maer tekrardan sakinleşmişti. Aklı salim bir şekilde, ferah bir zihinle tekrardan düşünmeye başlıyordu şimdi. Başını kaldırdı ve Subutai’ye bakarak “bir düşünelim mi?” diye sordu.

Subutai tekrar oturdu ve Fırtık onun kucağına atladı. Sarışın adam tepki vermeyince kıvrılıp yattı. “Bu eve çekilmemizin bir nedeni var, tamam,” dedi Maer. “İkimizle de ilgili kitaplar var.” Subutai, kendi kitabı aklına gelince hemen doğruldu ve az önce yere bıraktığı sırt çantasına doğru meyledecek oldu; lakin Maer “sonra okursun,” diyerek onu asık bir suratla engelledi. “Bu ev zaman ve mekan içerisinde hareket ediyor. Bundan da eminiz.”

“Yani gelecekteki Maer’in bu kitabı yazmış olması fikri, hatta bu kitabın buraya koyulmuş olması fikri bize bu kadar tuhaf gelmemeli, öyle değil mi?” diye sormadan edemedi Subutai. Lakin sorduğu gibi rahatsızlıkla kıpırdandı. Kesinlikle tuhaf geliyordu!

“Ve belki de gerçeğin bir parçasıdır bu!” dedi Maer aniden aklına gelen fikir ile beti benzi atarak. “Peki ya gelecekteki Maer, bu kitapları tam buraya, bizim bulmamız için bıraktıysa?” Paradoks! Ustasının kütüphanesinde okuduğu bir kitapta duymuştu daha önceden bu deyimi. O cümleyi halen dün gibi hatırlıyordu:

‘Paradokslar büyüklükleri oranında tehlikelidirler!’

Kendi geleceğinizi etkileyecek bir şey yapmak, işte bu paradoksun en kadimlerinden olan bir şeydir. Bu durumda gelecekteki Maer, onların geleceğini etkilemiş olmuyor mu?

Hizmetçiler, hanımlar, uşaklar, kapılar, geçitler, vırraklayan dev kurbağalar… O anda her şey çok basit göründü Maer’in gözlerine. Gerçekten de daha büyük bir şeyler oluyordu ve Maer bunu, vuku bulan olayları öğrenecekti!

Subutai ise yarı kafası karışık, yarı şaşkın bir şekilde düşünürken, bir süredir ortaya çıkmaya çalışan mide ağrısı ilk defa onu rahatsız etti. Midesini vurdu ve elleri ile karnını bastırmadan duramadı.

Odanın kapısı açılır, uşak Sim’uyel onlara “yemekler hazır genç efendiler,” diyen güleç yüzüyle selamlarken Subutai “Buranın tuvaleti nerede?” diye kıvrana kıvrana haykırdı.

Şaşkın uşak “Ah,” dedi. “Yemek öncesi çay içmenin hassas midelerdeki etkilerinden biriside budur efendi Subutai. Hemen koridorun sonunda, sağda kalan kapıya girmelisiniz.” Subutai onun yanından fırladığı gibi koridorda ilerledi ve sağda kalan kapıya yöneldi. Uşak Sim’uyel ise arkasından “hemen karşınızda, koridorun sonunda kalan kapı yemek odasına açılır efendim,” diye sesleniyordu.

Maer, o arada çoktan kağıtlarını ceplerine doldurmuştu bile. Subutai’nin çantasını da almış, artık yürüyebilen Fırtık’a bir bakış attıktan sonra uşağa yaklaşarak “Geçelim bakalım şu yemek odasına,” demişti. Garip bir şekilde kendisini kurt gibi aç hissediyordu. Oysaki hiçbir zaman yemekle çok arası olmamıştı.

Koridorun sonunda, çift kanatlı, geniş bir kapı ile girilen yemek odası, kapının tam karşısında kalan şöminesi ve onun önüne, sola doğru güzelce hazırlanmış, ahşap işlemeli bir yemek masası ile göz dolduruyordu. Solda, üst kata çıkan merdivenler vardı ve merdivenlerin hemen yanında, yerde ise mahzenlere inen, kapalı bir kapak duruyordu. Şöminenin üzerinde iki büyücünün birbiri ile olan savaşını içeren gösterişli bir tablo vardı.

Büyücülerden birisi beyaz cübbesi rüzgarda dalgalanarak ellerini kaldırmış, dalgalanan rüzgarı karşısındaki, daha uzakta kalan, daha bodur bir kızıl büyücüye doğru gönderirken öfkeli kızıl büyücünün alevleri daha yeni yeni ellerinin etrafını sarmıştı.

Maer, gözlerini bu tablodan alamadığını fark etti. ‘Fırtına Kapısı’ büyüsüne karşılık ‘Alev dokunuşu’ büyüsü kullanmak pek de parlak bir fikir olmasa gerek” diyerek fikrini beyan etmeden edemedi. Portre ne kadar gösterişli olursa olsun mantıktan yoksundu.

Uşak ise masaya ulaşmış, üzerleri kapalı servis tabaklarını masanın ortasına daha düzgün bir şekilde yerleştiriyordu. “Alev dokunuşu büyüsü bir çok farklı durumda, bir çok farklı şekilde kullanılabilir efendi Maer,” diye bildirdi.

Ardından koşturarak bir sandalye çekti ve “Buyrun, böyle oturun,” diyerek Maer’in masaya oturmasını bekledi. Fırtık bir sandalyeye, oradan masaya atladı.

Subutai, her yeri ışık ışık parlayan, son model bir tuvaletin içini dışına çıkartmakla, tabiri caizse boyundan büyük yapmakla meşgulken Fırtık ve Maer önlerine servis edilen birer kepçe, az yağlı işkembe çorbasına bakıyorlardı. Fırtık önce bir kokladı, ardından önüne konan çorbaya dilini sokarak şapur şupur yalamaya başladı. Dili ile arada sırada bıyıklarını yalarken “Mıırrrr çok lezizmiş,” diyordu.

Maer temkinle çorbaya bakıyordu ki Subutai kemerlerini sıkarak içeriye girdi. Genç büyücü Fırtık’a bir şey olup olmayacağını merak ederek onu izlerken Subutai sofraya oturdu. Ona da doldurduğu bir kase çorbayı uzatan uşak “hassas midenize iyi gelecek olan sıcacık bir tas çorba efendi Subutai,” diyordu.

Fırtık kasesini bitirerek miyavlarken ve Maer artık kediye bir şey olmadığını görerek huzur içerisinde kaşığını alırken Subutai öfleyip püfleyerek çorbadan yemeye başlamıştı bile.

Kedi ikinci tabağa saldırdığında Maer çorbasını kibar kibar yudumluyordu. Derken aklına o soru geldi. “Söylesene,” dedi kaşığını bırakarak. “Büyü ile ilgili bu kadar şeyi nasıl bili…”

Yanda bir küt sesi duyuldu ve Fırtık yana doğru devrildi.

Lanet olsun, nasıl da içmişti o çorbayı!

Ardından az önce öfleyip püfleyen, midesinden şikâyet etmekte olan Subutai’nin, kedinin düştüğünü görerek ayağa fırladığını fark etti. Subutai ayağa fırladığı gibi dengesini kaybetti ve kafasını da masaya vurarak yere devrildi.

Maer ise az içtiği çorbanın etkisinde, ayağa kalkmadan, çok fazla hareket etmeden öylece bakıyordu. Zehir ya da uyuşturucu, bilmiyordu. Öğrenecekti. Karşı koyacaktı! Kaşlarını çatarak karşısında gözleri parlayarak kendisine bakmakta olan ve onun da devrilmesini bekleyen uşağı takip etti.

“Bir tas çorba içi dışı,” dedi uşak Sim’uyel. “İçin efendi Maer, kana kana için!”

Maer öfke ile “İmkanı yok,” dedi. Uşak bir sandalye çekti ve derin bir iç çekerek karşısına oturdu. “Lütfen,” dedi dayadığı kolları üzerinden Maer’e doğru eğilerek. Maer inatla uşağın gözlerinin içine, derinlere doğru bakıyordu ki bilincinin kapanmaya başladığını o zaman fark etti.

Evet, ikinci hatasını işte o anda, uşağın gözlerinin içerisine doğru bakarak yapmıştı. Bu uşağı nasıl olmuştu da hafife almıştı? Nasıl olmuştu da ona kanmıştı? Nasıl olmuştu da ustasından sonra başka bir insana bu denli inanabilmişti?

Bilinci yavaşça, bir ninniye kapılıp gidercesine karanlıklara doğru uzadı, gitti.

BÖLÜM NOTU

12. Bölümü okuduğunuz için teşekkürler!

Bu evde bir kase çorba bile bir tuzak olabilir ve nezaket, pençelerden ya da dişlerden daha tehlikeli olabilir.

Şu ana kadar bu yolculuktan keyif alıyorsanız, yorumlarınız ve takip etmeniz bana çok yardımcı olur.

Sizce Uşak Sim’uyel onlardan gerçekte ne istiyor?




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.