
9. Bölüm — Aynanın Arkasında
“Seni lanet olası!” diye söylenerek, kılıcı ile kurbağayı dürten Subutai bir şeyden emindi. Çok riskli bir hamle yapmıştı! Bu kurbağa kendi kendisini yere kapaklamasaydı, garip bir şekilde sinmeseydi Subutai o iki metrelik mesafeyi bir çırpıda, dev kurbağanın hiçbir müdahalesi olmadan aşıp oraya ulaşamazdı.
“Lanet olsun!” dedi ve aynaya döndü. Maer, aynanın diğer ucunda yere kapaklanmıştı. Ona doğru bakıyor, Subutai’den gözlerini ayırmıyordu ama kendi bedenine doladığı kolları ile sanki… korkuyor gibiydi. Korkudan mı kapaklanmıştı o? Hayal kırıklığına mani olamadı. Belki de bu adamı gözünde fazla büyütmüştü. Az önce kendisinin bu dev kurbağa karşısında nasıl korktuğunu bilse şaşırırdı. Subutai elin dev kurbağası ile ölüm kalım savaşı verirken bu cübbeli herif ayakta durmayı bile başaramıyor muydu yani?
O böyle düşünürken Maer’in öfke ile kendisine doğru baktığını fark edince irkilmeden edemedi. Nasıl yani? Bu adam gerçekten de çok tuhaftı. Şimdide elleri titreyerek çantasını karışıtırıyor, Subutai’nin daha önceden handa tadına baktığı o rahatlatıcı pipoyu çıkarmış, elleri titreyerek içini tütün doldurmaya çalışıyordu.
“Lanet olsun!” diyen Subutai odaya bir göz gezdirdi ve yere düşmüş kitaplara doğru eğildi. İlk işi yerde açık olan kitaba bakmak oldu ve baktığı anda şaşırması da bir oldu. Kitabı eline alıp, açık sayfayı kapatmadan, sağ el işaret parmağını bir ayraç gibi kullanarak kitabı tuttuğunda kitabın adının “Yalnız Bir Yolcu: Subutai” olduğunu görünce şaşırdı. Bu nasıl bir tesadüftü böyle? Kapağı açık kitap kendi adını içeriyordu.
Ayraç olarak kullandığı parmak ile kapanmasını engellediği sayfayı tekrar açarak hızlıca bir göz attı. Kitap görselleri ile muazzam bir baskıya sahipti. Üzerinde tek bir toz zerresi, tek bir yıpranmışlık gözükmüyordu. Sanki zamanın yıpratıcılığı ona hiç dokunmamış gibiydi.
Açık sayfanın sağ üst köşesini dış çeperi bir kurbağayı andıran; ama içi tamamen gölge halinde olan bir görsel kaplıyordu ve altında Vırrak yazıyordu. Subutai kaşlarını çatarak bu görsele baktı, ardından hemen yazılı metinlere geçti.
Subutai arkadaşlarından nasıl ayrıldığını hiç bilmiyordu; ama ayna gerçekten de çok tuhaftı. Aynada Fırtık’ı görebiliyor, duyabiliyordu; ama dönüp odaya baktığında odada Fırtık yoktu. O sırada gürleyen bir Vırrak sesi Subutai’nin o güne kadar hiç karşılaşmadığı bir rakip ile, Estaria bataklıklarının tehlikeli canlılarından olan bir Vırrak ile yüz yüze gelmesini sağlayacaktı.
Genç adam bıyıklarının burulacak kadar uzun olmasını dilerdi. Tam da bıyık burulacak bir zamandı. Kitapları karıştırmamız istenmezmiş! Kendi başından geçenleri birisi, o daha yaşamadan önce kitap mı yapmıştı yani? İnanılmaz! Ama bu kitapta okunacak daha çok şey vardı. Bunu sakin kafayla yapacaktı.
Kitabı güzelce kapatarak çantasına bir güzel koydu ve hiç zaman kaybetmeden odanın kapısına doğru yöneldi. Kapının kolunu çevirmeye çalıştığında odanın kapısının kilitli olduğunu fark etti. Sıkıntılı bir şekilde kapıya bir tekme attıktan sonra tekrar çantasını açtı ve maymuncuk setini büyük bir heyecanla çıkardı. Uzun zamandır kullanmasına gerek olmayan; ama hiç yanından ayırmadığı seti test etmesinin zamanı gelmişti anlaşılan.
Maer piposundan daha bir fırt çekmişti ki derin duygular lanetinin anında azalmaya, ruhundaki setin, o zayıf duygu duvarının tekrar kurulmaya başladığını fark etti. Bir yandan pipousunu tüttürerek bir yandan ayaklandı ve aynaya baktı. Subutai şimdi kitapları kurcalıyordu. Kitap mı okuyordu o?
Kapıya giden genç büyücü uşağı çağırmak için kapıyı açtığı sırada uşak ile yüz yüze geldi ve olduğu yerde korku içinde sıçramadan edemedi. Daha önceden uşağa öfke ile parlamayı ve hatta burnunun ortasına yumruk patlamayı düşündüyse bile piponun sakinleştirici etkisinden olsa gerek hiç istemiyordu şimdi bunu. Yine de söylenmeden durmayacaktı. “Ne biçim bir ev bu böyle kuzum? Hadi holü anladık, yaşayan kurbağa da neyin nesi? Az kalsın arkadaşımı öldürüyordu!”
Şaşkın şaşkın ona bakmakta olan uşak “Ne kurbağası?” diye sorunca tuz biber ekmiş oldu.
“Ne demek ne kurbağası? Aynalar tuzak gibi, dev kurbağaların olduğu odalara hapsediyorlar insanları!”
Uşak şaşkın şaşkın bakmaya devam edince Maer kendi kendisini sakinleştirmeye çalışarak “Bak şimdi,” diyor. “Subutai bir anda boy aynasından başka bir yere yollandı ve orada da dev bir kurbağa ile…”
O sırada bulunduğu odanın tam karşısında, uşağın arkasındaki diğer odanın kapı kilidinden tıkırtılar gelmeye başlayınca susuyor Maer ve anında dank ediyor. Baş parmağı ile omzunun üzerinden geriyi, odadaki aynayı gösteriyor ve ardından işaret parmağını açıp eli ile ileriyi gösteriyor. “Ah,” diyor. “Oradan kurbağa sesi gelmişti. O zaman ayna, Subutai’yi diğer odaya göndermiş olmalı.”
Subutai kapının kilidini büyük bir keyifle açıp maymuncuk setini toparladıktan ve çantasına kaldırdıktan sonra kılıcını tutarak kapıyı tam bu anda açtı ve kapının önündekiler ile yüzyüze geldi. Maer ve Sim’uyel kendisine doğru bakarken Subutai garip, keyifli bir ruh halinde ve başarının etkisinde “Hey!” diye eli ile selam vermeden duramadı.
“Bunca zaman orada mıydın?” diye soran, Maer’in bacakları dibindeki Fırtık ise Subutai’yi sağ salim karşısında gördüğü için çok rahatlamış gibiydi.
“Ah,” dedi Sim’uyel. “Aynalar yolu son zamanlarda bozuktu. Normalde hırsızlar için kurulmuş, sadece tek taraflı olarak işleyen bir tuzaktır. Hırsızları saptayıp diğer odaya yollar ve orada ben gelene kadar hapseder. Tabi bir süredir arızalıydı.” O sırada Maer, uşağın elindeki tepsiyi henüz fark etmişti. Tepsinin içerisinde bir çaydanlık ve çay bardakları duruyordu. Çaydanlık oldukça sıcak gözüküyordu.
Bu sürede uşak gülümseyip selam vererek kenara çekilen şaşkın Maer’in yanından geçerek odaya girmiş ve çaydanlığı bırakıp çay servisi yapmak üzere masaya doğru yönelmişti bile.
Subutai elindeki çantasını sırtına atmadan önce çantasının içine elini daldırdı ve hızla kitabı, kenarını görebileceği şekilde Maer’e gösterdi. Maer o anda, diğer odadaki kitabın aynısının Subutai’nin çıktığı paralel odada da bulunduğunu ve Subutai’nin o kitabı aldığını kavradı. Subutai kitabı çantasına tıkar ve çantasını da sırtına tekrar takarken uşak çaydanlığı bırakmış geriye dönüyordu bile.
Uşak gelirken ve Subutai çantasını sırtına yerleştirirken Fırtık, Subutai’nin paçasını çekiştirerek “Hey, Subutai,” diye sesleniyor.
“Normal şartlarda ışınlanma ve uzun mesafelere hızlı seyahat etme becerisi olmayan büyücülerin seyahat için kullandıkları bir kanaldır aynalar yolu.” diyor uşak.
“Peki neden burada bir tane var?” diye soruyor merakla Subutai.
“Hey Subutai!” diyor tekrardan Fırtık onun paçasnı çekiştirmeye devam ederek; ama Subutai oralı olmuyor.
“Evin soyulmasına karşı bir hırsız dedektörü olarak kullanıyoruz efendim,” diye cevaplıyor gururla uşak.
“Peki ya konuklarınızda yaralanan olmadı mı hiç?” diye soruyor Subutai.
“Nasıl yaralanan?” diye soruyor uşak. “O sadece bir ayna, sizi bir yerden diğerine göndermekten başka bir etkisi yok.”
“Peki ya odadaki kurbağa? Şey, Vırrak?” diye soruyor Subutai.
“Ne kurbağası?” diyor uşak şaşkın şaşkın.
Fırtık “Ben de bir saattir onu diyorum zaten!” diye haykırıyor. “Kurbağa… Kurbağa!”
Güçlü bir “Vııırrraaaak!” sesi tüm evde yankılanıyor.
“Kurbağa ölmemiş! Tekrar uyandı!”
BÖLÜM NOTU
9. Bölümü okuduğunuz için teşekkürler!
Bazen bir aynanın ardında yalnızca bir yansıma olmaz. Bazen orada bekleyen başka şeyler de vardır.
Vırrak'ın yeniden ayağa kalkmasıyla birlikte Maer ve Subutai, bu evin kurallarının sandıklarından çok daha farklı olduğunu öğrenmeye başlıyor.
Hikâyeyi beğeniyorsanız takip etmeyi ve favorilerinize eklemeyi unutmayın.
Sizce bu evin aynalarının ardında hâlâ kaç sır gizleniyor?

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı