insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

43. Bölüm — Sarmaşıkların Efendisi

Tarihi metinler açılıyor. Bölüm sonunda dinlemeden geçmeyiniz:

YouTube’da aç: 📜 Meleran Arşivleri | Kayıt No: 001 | Pan’ın Fülüdü Hakkında Bildiğiniz Her Şey Yanlış

43. Bölüm Kapak

Ev sarsılıyordu.

Bu kez sarsıntı, gökyüzünde yana yatmaya heveslenen bir bedenin dikkatsiz heyecanından doğmamıştı. Kazanın derinlerinden gelen bir uyanış da değildi yalnızca. Bu, birinin içten içe ağlarken kendini tutmaya çalışması gibiydi. Kirişler sıkılıyor, kapı pervazları inliyor, pencerelerin camları çerçevelerinde titriyordu. Duvarların içinden geçen titreşim, Maer’in bütün varlığına yayıldı.

Pinina serbestti.

Talon onu kurtarmıştı.

Sim’uyel, Duruman’ın yatağına kanlar içinde devrilmişti.

Maer bütün bunları aynı anda biliyor, aynı anda hissediyor, aynı anda taşıyamıyordu. Ev’in acısı hâlâ içinden geçiyordu. Sim’uyel’e duyduğu o eski, derin bağlılık Maer’in duygularının üstünden geçip kendi acısına dönüşüyor, sonra tekrar evin acısı olarak geri dönüyordu. Duruman, evin belleğinde babaydı. Yokluğu hâlâ odalarda dolaşan büyük bir boşluktu. Sim’uyel ise o boşlukta kalan evi yalnız bırakmayan kişiydi. Onu anlayan, bakan, yatıştıran, gerektiğinde azarlayan, gerektiğinde kapılarının dilini dinleyen kişiydi.

Ev, babasına özlem duyuyor; uşağına, bakıcısına, dadısına ağlıyordu.

Maer bu acının içinde Pinina’nın adımlarını duydu.

Kadın kapıya doğru ilerliyordu.

Hapis odasının içinde vakur bir sessizlik vardı artık. Pinina Yıldızdoğan, yılların ağırlığını sırtında taşıyan biri gibi değil, yılların kendisine haksızlık etmiş olmasına kızan biri gibi yürüyordu. Cübbesinin etekleri düzeltilmişti. Saçları omuzlarına dökülüyor, yüzündeki sakinlik öfkeyi saklamıyor; yalnız ona biçim veriyordu. Talon yerde kalmıştı. Onu kurtaran öğrencisinin kırılmış zihni, Pinina’nın arkasında bırakılmış bir eşya gibi duruyordu.

Maer, Ev’le birlikte bunu gördü.

Ev de Maer’in Pinina hakkında bildiklerini gördü.

Henna’yı gördü. Nohmaran’ı. Kirletilmiş rızayı. Sükûnet’in kapılardan geçmek için kullandığı ağıtı. Talon’un saplantısını. Sim’uyel’in kanını. Türki’nin kazana söylediği kaba sevgiyi. Subutai’nin kan ter içinde giriş katında hâlâ nefes almaya çalışmasını. Fırtık’ın ateşle, Ro’lanthus’un fülütle, Cin Cüce’nin rezil diliyle hayatta kalma çabasını.

Maer ve Ev arasındaki sınır bir an daha inceldi.

Bilgi, duyguya karıştı.

Duygu, bedene.

Pinina kapıya uzandı.

Kapı açıldı.

Sonra çarparak kapandı.

Ses bütün üst katı doldurdu.

Pinina’nın eli havada kaldı.

Yavaşça döndü.

Bakışlarını kapıya değil, kapının derinlerine çevirdi. O gözler, bir odanın içine bakmıyordu. Duvarların arkasını, kirişlerin sakladığı korkuyu, döşemelerin altında titreşen eski hatırayı, Maer’in saklanmaya çalışmadığı o yeni varlığı arıyordu.

Maer ürperdi.

Pinina’nın bakışı soğuk değildi. Sıcak da değildi. Daha kötüydü. Sahip olduğunu düşündüğü bir şeyin kendisine karşı geldiğini gören birinin bakışıydı. İnsan bir düşmandan korkabilirdi. Ama Pinina, düşmanına değil, itaat etmesi gerektiğine inandığı bir varlığa bakıyor gibiydi.

Maer geriye çekilmedi.

Çok başarısızlık vardı. Çok geç kalmıştı. Sim’uyel’e yardım edememişti. Talon’u durduramamıştı. Pinina serbest kalmıştı. Geriye çekilmek artık hiçbir şeyi kurtarmazdı.

Pinina’nın bakışı Maer’in içine korku düşürdü.

Maer o korkuyu tuttu.

Büyütmedi. Süslemedi. Kendisine ait başka bir şeyle kirletmedi. Geldiği gibi, geldiği yönden, Ev’in duvarlarında yankı bulan bir ışık gibi geri yolladı.

Korku Pinina’ya döndü.

Kadın elinin tersiyle savurur gibi bir hareket yaptı.

Maer o anda gördü.

Pinina’nın çevresinde devasa, şeffaf bir yelpaze açılmıştı. Normal bir gözün göremeyeceği kadar saydam, ama Ev’in uyanmış bakışıyla yakalanabilecek kadar gerçekti. İnce enerji kaburgaları, havada katlanıp açılan cam tüyleri gibi Pinina’nın etrafına sarılmıştı. Yelpaze onun bileğindeki küçük hareketle değil yalnız, nefesinin ölçüsüyle de açılıp kapanıyordu; şeffaf enerji, duyguya çarpacağı yüzeyi önceden kurmuş, o yüzeyin eğimini Pinina’nın isteğine göre ayarlamıştı. Kadın elini oynattığında yelpaze de hareket etti. Korku ona çarpmadan yana savruldu. Duygu, o şeffaf yüzeyde bir an kırıldı, yönünü kaybetti ve odanın köşelerine dağıldı.

Pinina’nın dudaklarında küçük bir gülümseme belirdi.

“Demek Derin Duygular,” dedi. “Hem de daha güçlü bir yapıda.”

Başını hafifçe yana eğdi.

“Adeta bir gri büyücü gibi.”

Maer’in içinden soğuk geçti.

Pinina kahkaha attı.

Bu kahkaha yalnız odada yankılanmadı. Kapı pervazlarından geçti, koridora sızdı, duvarların içine indi. Ev bu sesi tanıyordu. Maer tanımıyordu ama Ev’in belleğinden gelen ürperti yüzünden tanıyormuş gibi oldu.

“Sana yansıtacak daha iyi bir duygu vereyim,” dedi Pinina.

Maer hazırlandı.

Kadından gelecek hiçbir şeyi istemiyordu. Ne korkusunu, ne öfkesini, ne acısını. Duyguyu geldiği gibi alacak, geldiği gibi geri yollayacaktı.

Ama Pinina’nın gönderdiği şey korku değildi.

Hüzün de değildi.

Hırs geldi.

Katlanmış, yıllanmış, sivrilmiş bir hırs. İçinde seçilmemenin yanığı vardı. İçinde kaybettiği birinin adını söylemeden taşıdığı öfke vardı. İçinde bir yapıya, bir eve, bir varlığa karşı duyulan kıskançlık vardı. Pinina bu duyguyu düz bir saldırı gibi göndermemişti; hırsın kenarlarına şeffaf bir kavis vermiş, geri döneceği yolu da içine saklamıştı. Maer onu yakalayıp yansıtacağını sandığı anda duygu kendi yönünü buldu. Maer daha durduramadan hırs, Ev’in içinden geçti, Maer’in duygularına sürtündü, sonra Pinina’ya döndü ve kadının yemini gibi odayı doldurdu.

Pinina’nın sesi yükseldi.

“Sana yemin ederim ki Ev!”

Şeffaf yelpaze arkasında açıldı, katlandı, tekrar açıldı.

“Seni her bir döşemen kadar paramparça edeceğim!”

Ev inledi.

“Senin ellerinde bir dostum gitmiş çok mu?”

Pinina’nın gözlerindeki öfke bir an acıya dönüştü.

“Ben sevdiğimi kaybettim!”

Maer, bu cümlenin içindeki yarayı hissetti.

“Hem de senin için!”

Pinina bir adım attı. Kapı pervazı geri çekilmek ister gibi titredi.

“Seni var etmek için benden vazgeçti!” dedi. “Beni değil, seni seçti!”

Maer ürperdi.

Bu kadınla nasıl savaşacağını düşünürken buldu kendisini. Pinina yalnız güçlü değildi. Yalnız zeki değildi. Yalnız acımasız değildi. Kendi acısını silah yapabiliyor, karşısındakinin savunmasına göre şekillendirebiliyor, kendisine dönen duyguyu bile yemin haline getirip yeniden saldırıya çevirebiliyordu.

Ev, korktu.

Maer de korktu.

Ama kapı kapalı kaldı.

________________________________________

Alt katta sarsıntı hissedildiğinde, Runik hızla Davor’a döndü.

“Kalk, seni geri zekâlı!” diye bağırdı ve iri barbarın kolundan tutup çekti. “Arkadaşın yenildi. O adamın icabına sen bakmalısın!”

Davor zorlukla ayağa kalktı.

Aslında tekrar söylenmesine gerek yoktu. Khalid’in yenilişini görmüştü. O onurlu, korkunç, bozkırın taş gibi savaşçısının Subutai tarafından öldürülmeden ama yürüyemeyecek hale getirilmesini izlemişti. Bu görüntü Davor’un içinde iki şey uyandırmıştı: öfke ve fırsat.

Khalid’in yenemediği sarışın herifi kendisi yenerse, bunu kimse unutmazdı.

Dizleri hâlâ sarsıntının etkisini taşıyor, üstünde Bok kalıntıları kuruyup iğrenç bir tabaka bırakıyor, sarmaşıkların izleri bileklerinde kırmızı çizgiler halinde duruyordu. Ama Davor’un gözlerinde savaş isteği yeniden yanmıştı. Bitkin halde dizlerinin üstünde nefes alan Subutai’ye doğru döndü.

İlk adımını attı.

Kafasında bir ateş topu patladı.

Küçüktü.

Tükürüklüydü.

Ve hakaret doluydu.

Davor’un başı yana savruldu. Daha ne olduğunu anlamadan iki küçük ateş topu daha geldi. Biri omzunda, biri yanağının yanında patladı. Fırtık merdivenlerin tepesinden öfkeyle tıslıyordu.

“Önce sıra bekle, iri pislik!”

Subutai, dizlerinin üstünde nefes nefese başını kaldırdı.

“Teşekkür ederim,” dedi.

Fırtık ona bakmadan, “Sonra ödersin,” dedi.

“Ne kadar?”

“Hayatta kalınca konuşuruz.”

Runik hızla merdivenlere döndü.

Davor da onu izledi.

Merdivenin tepesinde Ro’lanthus duruyordu. Fülüdü dudaklarındaydı. Önünde, onun boyuna yaklaşan sarmaşık gövdesi yükseliyordu. Gövdenin ucundaki yumruk kapalıydı. Yeşil lifler, sanki kendi içinde nefes alıyormuş gibi gerilip gevşiyordu. Cin Cüce zincirin ucunda hayretle bakıyor, Fırtık ise minik ellerinde yeni ateş topları hazırlıyordu.

Runik buz büyülerini saldırı için toplamaya başladı. Mavi enerji avuçlarında soğuk bir iğne gibi sivriliyor, mor çizgiler o iğnelerin nereye gideceğini daha doğmadan belirliyordu. Bu kez acele etmiyordu; saldırıyı yalnız fırlatmak değil, kaçış alanlarını da kapatmak istiyordu.

Davor beklemedi.

Koşa koşa ileri atıldı.

Ağır silahını iki eliyle kaldırdı ve sarmaşık yumruğuna indirdi.

Ro’lanthus’un şarkısı bir anda değişti.

Melodi, Bokları kontrol ettiği notanın başka bir versiyonuna dönüştü. Aynı itme ve çekme hissi vardı ama bu kez pisliğe değil, yeşil gövdeye yönelmişti. Yumruk açıldı. Sarmaşık parmakları, Davor’un kalkan ağır silahını bilek hizasında yakaladı.

Davor bütün gücüyle bastırdı.

Sarmaşık gövdesi esnedi.

Ro’lanthus notayı alçalttı.

Gövde yumuşadı, Davor’un darbesini içine aldı. Sonra nota aniden yükseldi. Sarmaşık sertleşti ve silahı geriye itti. Davor’un omuzları açıldı, gövdesi geriye sendeledi.

Ro’lanthus melodiyi kısa bir vuruşla kapattı.

Yumruk yeniden kapandı.

Sarmaşık gövdesi öne eğildi ve Davor’un göğsüne öyle bir darbe indirdi ki iri barbar ayakları yerden kesilmeden geriye savruldu. Duvara çarpmadı ama dizlerinin üstüne düştü, sonra omuz üstü yuvarlandı.

Subutai güldü.

“Artık bir sarmaşıktan yumruk yemedim demezsin dostum!”

Davor yerden öfkeyle baktı.

“Bunu kimseye anlatmayacaksın.”

Subutai nefes nefese gülümsedi. “Ben anlatmam. Fırtık anlatır.”

Fırtık, “Şarkısını bile yaparım,” dedi.

Cin Cüce hemen ekledi: “Ben nakaratına yardım ederim. Bel altı güçlü olur.”

Ro’lanthus, fülüdü indirmeden gözlerini kapattı.

Sarmaşık yumruğu yeniden yükseldi.

Bu kez yalnız yumruk değildi. Ro’lanthus melodiyi dalgalandırdıkça gövde ikiye ayrıldı. Bir yarısı kalkan gibi genişledi, diğer yarısı yumruk olarak kaldı. Davor yerden kalkarken ağır silahını tekrar kaldırdı. Bu kez daha dikkatliydi. İlk saldırıdaki küçümseme gitmişti. Sarmaşık onu yere sermişti ve bu utanç vericiydi, ama aynı zamanda bunun gerçek bir tehdit olduğunu kabul etmek zorundaydı.

Davor yan açıdan saldırdı.

Sarmaşık kalkanı darbeyi karşıladı. Lifler kesildi, yeşil parçalar havaya savruldu. Ro’lanthus’un notası bir an inceldi. Kesilen lifler yere düşmedi; melodi onları geri çağırdı. Parçalar, gövdenin başka bir yerinde birleşti.

Davor bunu görünce küfretti.

“Kesince bile bitmiyor!”

Cin Cüce gururla şişindi. “Sanat budur. Rezil eder, sonra yeniden büyür.”

Runik artık hazırdı.

Mavi enerjileri iki elinde sivriltti. Mor enerji, her bir sarkıtın üzerine hizalayıcı çizgiler gibi geçti. Bu kez üç ya da beş değil, on ayrı buz mızrağı oluşturdu. Hepsi havada paralel hatlar halinde dizildi. Her biri küçük bir açı farkıyla ilerleyecek, merdiven tepesindeki kaçış alanını kapatacaktı. Birkaçı Ro’lanthus’a, birkaçı sarmaşık gövdesine, birkaçı da Fırtık’a bakıyordu.

Fırtık ateş toplarını ayrı ayrı savurmadı.

Minik ellerinin arasında üç, dört, beş kızıl çekirdek oluşturdu. Onları havada döndürdü, birbirine yaklaştırdı. Kırmızı enerjiler birbirine çarptı, birleşti, büyüdü. Ateş topunun yüzeyi normalde olması gerekenden daha yapışkan ve yoğun görünüyordu.

Cin Cüce gözlerini kıstı.

“O salyalı olan mı?”

Fırtık dişlerini gösterdi. “Özel karışım.”

Runik onlu atışı saldı.

Buz mızrakları havayı yırttı.

Fırtık büyük ateş topunu fırlattı.

Ateş, buzların içine girdi. İlk mızrak patladı. İkincisi buhara döndü. Üçüncüsü ateşi delmeye çalıştı ama kırmızı çekirdek yapışır gibi üzerine sarıldı; Fırtık’ın o utanç verici katkısı, alevin yüzeyini beklenmedik biçimde yapışkan ve inatçı kılmıştı. Dördüncü ve beşinci mızrak birbirine çarptı. Mor çizgiler bozuldu. Ateş topu küçüldü ama ölmedi. Mızrakların içinden geçip Runik’in önünde patladı.

Runik geriye savruldu.

Cübbesinin önü yandı, başlığı yana düştü, yüzündeki cam tozu ter ve is ile karıştı. Yere düşmedi. Dizini kırdı, bir eliyle zemine tutundu. Hemen yeniden mavi enerji toplamaya çalıştı.

Fırtık homurdandı. “İnatçı mor küf.”

Runik dişlerini sıktı. “Seni önce yakalayacağım.”

Fırtık küçük bir ateş çekirdeği daha hazırladı. “Sıraya gir.”

________________________________________

Davor yeniden kalktı.

Bu kez doğrudan sarmaşık yumruğuna değil, Ro’lanthus’a ulaşmaya çalıştı. Ağır silahını sağdan savurdu, sonra gövdesini sola kırdı. Sarmaşık yumruğu ilk darbeyi karşıladı ama Davor bunun arkasına saklanmış ikinci adımla merdivenlere yaklaştı. Ro’lanthus melodiyi yükseltti. Sarmaşık gövdesi Davor’un bileğine dolandı.

Davor silahını ters çevirdi ve gövdeyi yararak çıktı.

Yeşil lifler koptu.

Ro’lanthus’un nefesi bozuldu.

Cin Cüce ilk kez gerçekten telaşlandı. “Uzun kulak, kopmasına izin verme! Bitki bu, gururu zayıftır!”

Ro’lanthus cevap vermedi.

Melodiyi değiştirdi.

Kopan iki parça, yerde ayrı ayrı kıpırdadı. Davor merdivene bir adım daha yaklaştı. Tam o anda kopmuş parçalar iki küçük yumruk gibi yükseldi ve biri Davor’un dizine, diğeri bileğine çarptı. Davor sendeledi. Büyük gövde yeniden birleşti ve kalkan gibi Ro’lanthus’un önüne geçti.

Runik sarmaşık gövdesini dondurmak için mavi enerjiyi yere saldı.

Soğuk, taşın üzerinden yeşil gövdeye doğru yürüdü.

Fırtık küçük kızıl kıvılcım okları üretti. Bu kez Runik’in bedenine değil, mor yönlendirme çizgilerine saldırdı. Kıvılcımlar çizgilere çarptı. İki çizgi koptu. Mavi soğuk yönünü şaşırdı, sarmaşığın tamamını dondurmak yerine yalnız alt kısmında beyaz bir kabuk bıraktı.

Ro’lanthus tiz notayı inceltti.

Sarmaşık kabuğu çatladı.

Cin Cüce ağzı açık izliyordu. “Siz ikiniz… Bu rezil bir uyum. Böyle şeyler normalde evlilikte bile olmaz.”

Fırtık, “Sus,” dedi.

Ro’lanthus, “Lütfen,” dedi.

Davor yeniden hamle yaptı.

Bu kez ağır silahıyla sarmaşık gövdesinin tam ortasına vurdu. Gövde ikiye ayrıldı. Bir an merdiven yolu açıldı. Davor zaferle ileri atıldı.

Ro’lanthus’un yüzü soldu.

Fülüdü tutan parmakları titredi.

Sonra melodiyi düşürdü.

Sarmaşık yumruğu kapanmadı.

Açıldı.

Tek tek parmaklara, ip gibi liflere, canlı bağlara ayrıldı. Davor merdivenin ilk basamağına ayağını koyduğu anda bu bağlar aynı anda hareket etti. Biri silahına dolandı. Biri bileğine. Biri dirseğine. İkisi bacaklarına. Bir tanesi göğsünün üzerinden geçti ve omzunu geriye çekti.

Davor kükredi.

Bütün gücüyle koparmaya çalıştı.

Ro’lanthus notayı tuttu.

Sesi yorulmuştu. Nefesi çatlamıştı. Ama nota bırakmadı.

Sarmaşıklar bir anda geriye asıldı.

Davor’un silahı elinden düştü.

İri barbar merdivenin önünde dizlerinin üstüne çöktü, sonra yana devrildi. Sarmaşıklar onu sarmaya devam etti. Davor hâlâ direniyordu ama artık savaşın yönünü değiştirecek durumda değildi.

Runik bunu gördü.

Öfkesi dikkatsizliğe dönüştü.

Fırtık bunu bekliyordu.

Minik kızıl büyücü, bu kez büyük bir ateş topu yapmadı. Çok küçük, neredeyse iğne kadar kızıl kıvılcımlar oluşturdu. Runik yeni bir çoklu mızrak atışı hazırlamak üzere mor çizgilerini kurarken, Fırtık kıvılcımları tek tek o çizgilere yolladı.

Bir çizgi koptu.

İkincisi titredi.

Üçüncüsü ters döndü.

Runik bunu fark ettiğinde mavi buz mızrakları çoktan kontrolünü kaybediyordu. Bir mızrak zemine saplandı. Bir diğeri duvara. Biri Runik’in kendi cübbesinin eteğine takıldı ve onu yere sabitledi. Runik cübbesini kurtarmaya çalışırken Fırtık son ateş topunu hazırladı.

Bu kez tükürmedi.

Sadece öfkeyle fırlattı.

Ateş topu Runik’in göğsünde patladı.

Mor cübbeli büyücü geriye düştü. Başını taş zemine vurdu. Büyüleri dağıldı. Havada kalan son mavi parçalar eriyip yok oldu.

Fırtık derin bir nefes aldı.

“İşte,” dedi. “Tükürüksüz de oluyormuş.”

Cin Cüce mırıldandı. “Bilim ilerliyor.”

Ro’lanthus ise hâlâ çalıyordu.

Dizleri titriyordu. Gözlerinin altında yorgunluk koyulaşmıştı. Fülüdü tutan parmakları ağrıyor, nefesi boğazında takılıyor, her nota bir öncekinden daha zor çıkıyordu. Ama giriş katı hâlâ tamamen kapanmamıştı. Khalid yerdeydi. Davor sarılıydı ama kıpırdıyordu. Runik düşmüştü ama bir büyücüye düşmüş diye güvenmek aptallıktı. Bok kütlesi yarı donmuş halde hâlâ oradaydı. Silahlar dağılmıştı.

Ro’lanthus son bir çabayla melodiyi değiştirdi.

Bu yeni ezgi tizdi ama saldırgan değildi. İnceydi, bağlayıcıydı, bir şeyi kesmek için değil, düğümlemek için söylenen bir şarkı gibiydi. Ro’lanthus nefesini doğrudan sarmaşıklara vermiyor, notanın tepesinde onları sertleştirip diplerinde esnetiyor, aradaki küçük titreşimlerle nereye sarılacaklarını söylüyordu. Sarmaşıklar yerdeki bütün yeşil kalıntılardan, kopmuş liflerden, yumruğun parçalarından ve hâlâ canlı kalan ince uçlardan çoğaldı.

Önce Davor’u sardılar.

Bileklerini, kollarını, gövdesini, bacaklarını. Ağır silahını ondan uzaklaştırdılar.

Sonra Khalid’e uzandılar.

Yaralı dizinin ve kesilmiş aşil hattının üstünden dikkatle değil, savaş alanının gerektirdiği sertlikle geçtiler. Kollarını sardılar, kılıcını tutan elini zemine bastırdılar. Khalid hırladı ama kalkamadı.

Sonra Runik’e gittiler.

Mor cübbesinin yanmış kenarlarını, bileklerini ve ayaklarını sardılar. Fırtık özellikle başının üstünde küçük bir ateş topu hazır tutmaya devam etti.

En sonunda yarı donmuş Bok kütlesinin etrafını çevirdiler. Onu da bir yerde tutmak iyi fikirdi. Bu evde iyi fikirler genellikle kokudan sonra gelirdi.

Ro’lanthus son notayı tuttu.

Tuttu.

Biraz daha tuttu.

Sonra fülüdü yavaşça indirdi.

Sarmaşıklar sıkı kaldı.

Giriş katı ilk kez sessizleşti.

Cin Cüce zincirin ucunda ona baktı. Yüzünde bel altı bir yorum hazırlayan o tanıdık kıpırtı vardı ama araya gerçek bir hayranlık sızmıştı.

“Uzun kulak,” dedi sonunda. “Sen artık bu fülüdü çalmıyorsun.”

Ro’lanthus ona baktı.

Cin Cüce başını salladı.

“Bu fülüt seninle rezil bir anlaşma yaptı.”

Fırtık yere çöktü, küçük kızıl cüppesinin kenarını düzeltti.

Subutai, dizlerinin üstünde, sarmaşıklarla sarılmış düşmanlara baktı.

“Bunu sevdim,” dedi.

Ro’lanthus cevap vermedi.

Çünkü ayakta kalmakla meşguldü.

BÖLÜM NOTU

Ro'lanthus'un sonunda gerçek güce ulaşmasını okumak keyifli miydi?

Ah! Pinina evin kalbine doğru ilerliyor! Bakalım hikâyenin sonunda neler olacak?

Lütfen yorum yapmayı ve puan vermeyi ihmal etmeyiniz.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.