insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

44. Bölüm — Maer, Usta Pinina’ya Karşı

🎵 Bölüme özel yazılan şarkıyı dinlemek için:

YouTube’da aç: Meleran: Yelpaze Uçtu, Pencere Kaldı | Cin Cüce Hoppa Fantasy Tavern Song

44. Bölüm Kapak

Pinina kapıya ikinci kez dokunduğunda, evin bütün menteşeleri onu tanıdı.

Bu tanıma sevgi değildi.

Korku da değildi yalnızca.

Bir Varmış Bir Yok Olmuş, Pinina Yıldızdoğan’ın parmaklarının kapı tahtasına temas ettiği o ince anda, eski bir yaranın üstüne yeniden basılmış gibi kasıldı. Üst kat koridoru, Duruman’ın odasındaki kan kokusu, Sim’uyel’in ağır nefesi, Talon’un yerde kırılmış bakışı ve Maer’in evin duvarları içinde titreyen varlığı aynı anda o kapıda toplandı.

Kapı direndi.

Pinina gülümsedi.

Bu, zaferden önce gelen bir gülümseme değildi. Daha çok, itaatsizlik eden bir hizmetkârın kulağına eğilmeden önce duyulan soğuk sabrın gülümsemesiydi.

“Beni hâlâ dışarıda tutabileceğini mi sanıyorsun?” dedi.

Sesi yüksek değildi. Ama kapının liflerine kadar indi.

Şeffaf yelpaze bileğinde doğdu.

Pinina büyüsüne bu biçimi vermeyi seviyordu; daha doğrusu, yıllar boyunca onu bu biçime eğitmişti. Şeffaf enerji onun çevresinde dağınık bulutlar, belirsiz perdeler ya da kabaca örülmüş korumalar halinde dolaşmıyordu. Yelpaze, Pinina’nın düşüncesi ile bileği arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyordu. Açıldığında savunuyor, kapandığında kesiyor, yarım döndüğünde gelen kuvvetin yönünü kırıyordu. Kadın büyüyü önce kurup sonra kullanmıyor; hareketin kendisiyle büyüyü doğuruyordu.

Bileği döndü.

Şeffaf dilimler kapının yüzeyine saplanmadı; direncin en zayıf yerlerini yokladı. Menteşelerin kıskanç demirine, tahtanın eski gururuna, pervazın evin bedenine tutunduğu ince çizgilere dokundu. Yelpaze kapalıyken bir kama kadar dardı. Pinina onu araladığında enerji kapının içine yayıldı ve açılırken direnç noktalarını birbirinden ayırdı.

Kapı inledi.

Maer, o iniltiyi kendi dişlerinin arasında hissetti.

“Hayır,” dedi.

Evin duvarları kapıyı tutmaya çalıştı. Pervazlar gerildi. Menteşeler kendini içeri çekti. Gri enerji, kapının arkasındaki taşta birikti ve kapının kapanmış kalması için ağırlık çağırdı. Maer, Ev’in korkusunu bastırıp kapıya sabitledi. Bu bir rica değildi artık. Bu bir reddedişti.

Pinina’nın gözleri parladı.

Yelpaze tamamen açıldı.

Kapı çatladı.

Önce üst menteşe attı. Sonra alt menteşe, metal bir çığlıkla yerinden koptu. Tahta yüzey ortasından yarıldı, pervazın bir yanı kırıldı ve kapı sanki içeriden değil, hatırladığı bütün itaatlerin yükünden parçalanmış gibi geriye savruldu.

Pinina eşiğe çıktı.

Koridor onu bekliyordu.

Maer onun yüzüne bakmadı; daha doğrusu yalnız yüzüne bakmadı. Ev’in içinde olduğu için kadının adımını, bedeninin ağırlığını, niyetinin yönünü, merdivenlere doğru dönen bakışının ardındaki hedefi hissetti.

Mahzen.

Kazan.

Kalp.

Pinina doğrudan Ev’in kalbine gidiyordu.

Maer’in varlığı bir an buz gibi oldu.

“Subutai!” diye bağırmak istedi.

Ama onun bir ağzı yoktu.

Sonra bunun artık çok da önemli olmadığını hatırladı.

Gri enerji üst kat duvarlarında toplandı. Maer onu taşların arasına değil, taşların hatırladığı titreşime sürdü. Ses gibi değil; bir evin kendi içinden geçen derin uğultusu gibi. Enerji kapı pervazından kirişe, kirişten boruya, borudan merdiven boşluğunun gölgesine, oradan giriş katındaki yemek odasının yaralı duvarına aktı. Gri bir nefes duvarın yüzeyinde belirdi. Çatlaklar ince ince titredi.

Sonra Maer’in sesi giriş katındaki duvardan çıktı.

“Subutai!”

Yemek odasında herkes dondu.

Sarmaşıklarla sarılmış Khalid başını güçlükle kaldırdı. Davor küfredecek gibi oldu ama ağzı bir sarmaşıkla yarım kapalı olduğu için sesi boğuldu. Runik yanmış cübbesiyle yerde bağlı duruyor, gözleri öfkeyle merdivenlere bakıyordu. Fırtık normal kedi formuna dönüp dönmediğini henüz bilmiyordu; çünkü hâlâ kızıl formun yorgunluğu içinde küçük bir ateş kokusu taşıyordu. Ro’lanthus fülüdü titreyen ellerinde tutuyordu. Cin Cüce, zincirin ucunda, konuşmak için ağzını açmıştı bile.

Subutai, Khalid’i yenmiş olmanın bedelini bütün gövdesinde hissederek dizlerinin üstünde duruyordu. Maer’in sesi duvardan geldiğinde başını kaldırdı.

“Bunu iyiye yormayacağım,” dedi.

Duvar yeniden titredi.

“Sıkı tutunun,” dedi Maer. “Pinina geliyor!”

Fırtık gözlerini kıstı. “Geliyor derken? Merdivenden mi geliyor, yoksa yine evin tamamı başımıza mı gelecek?”

Cin Cüce hemen atıldı. “Bu evde biri sıkı tutunun diyorsa ya aşağı düşersin ya yukarı düşersin ya da iç organların yön değiştirir. Mecaz arama.”

Subutai duvara baktı. “Maer, bu mecaz mı?”

Cevap gelmedi.

Ev ters döndü.

Dünya önce bir an durdu.

Sonra bütün yönler görevlerinden istifa etti.

Zemin yukarı kaçtı. Tavan aşağı geldi. Yemek masasından geriye kalan parçalar, sandalyeler, kırık tabaklar, çatal bıçaklar, cam kırıkları, şamdan, yarı donmuş Bok kütlesinin kenarları, sarmaşıklarla bağlı düşmanlar ve dostlar aynı anda yeni ağırlığın çağrısına kapıldı. Daha önce sağa yatan ev, bu kez bütün bedenini çevirmişti. İçerideki her şey, bir an için evin eski tavanına doğru aktı.

Fırtık dört ayağının üzerine düştü.

Sonra şaşkınlıkla kendisine baktı.

“Kızıl cüppe gitti,” dedi. “Ben yine benim.”

Bir an durdu.

“Bu iyi mi kötü mü?”

Ro’lanthus, merdivenlerin yeni anlamını kavramaya çalışırken fülüdü göğsüne bastırdı. Tutunacak bir yer aradı ama dünya fazla hızlı değişmişti. Cin Cüce’nin zinciri gerildi, sonra Ro’lanthus bütün ağırlığıyla onun üstüne düştü.

Cin Cüce’nin sesi, altında ezilen küçük bir felaketin sesi gibi çıktı.

“Uzun kulak! Ben yastık değilim! Hele bu tarafından hiç değilim!”

Ro’lanthus nefes nefese, “Özür dilerim,” dedi.

“Özür ağırlığı azaltmıyor!”

Subutai düşerken neye tutunacağını seçmeye çalıştı. Kırık masa parçası kaydı. Bir sandalye havadan geçti. Sarmaşıklar gerildi. Sonunda düşüşünü yavaşlatan şey, Khalid’in yerde sarmaşıklarla bağlı dev bedeni oldu.

Subutai onun üstüne çarptı.

Khalid, acıyla ve öfkeyle hırladı.

Subutai gözlerini kırpıştırdı. “Bunu ikimiz de hak etmedik.”

Khalid’in cevabı sarmaşıkların ve dişlerinin arasından çıkan anlaşılmaz bir lanetti.

Davor, bağlı olduğu halde tavana doğru çarpmış, sonra sarmaşıklar tarafından geri çekilmişti. Runik’in yanık cübbesi ters yönde savrulmuş, mor büyücünün alnı eski tavana vurmuştu. Yarı donmuş Bok kütlesi, tehlikeli bir sessizlikle yeni zemine doğru kaydı ve olduğu yerde titredi.

Üst katta ise Pinina düşmedi.

Ev ters dönmüştü.

Pinina yükseldi.

Şeffaf yelpaze iki yanında açılmış, bir kuşun kanadı gibi değil, düşüşe itaat etmeyi reddeden bir düşünce gibi onu dengede tutmuştu. Yelpazenin katları, evin yön değişimini parçalara ayırıyor, her parçayı farklı bir eğimle kesiyor, Pinina’nın bedenine ulaşmadan ağırlığın anlamını değiştiriyordu. O, düşmek yerine yeni yönün içinden yürüdü.

Maer öfkeyle evi yeniden büktü.

Koridor bir an pike yaptı. Duvarlar Pinina’nın üstüne kapanacak gibi daraldı. Kırık kapı parçaları, eski menteşeler ve Duruman’ın odasından kopan birkaç tahta kıymığı ona doğru savruldu.

Pinina yelpazeyi kapattı.

Kapalı yelpaze bir kılıç gibi inceldi.

İlk kapı parçasını ikiye böldü. İkincisini yana savurdu. Menteşelerden biri şeffaf yüzeye çarpıp yön değiştirdi, geldiği duvara saplandı. Tahta kıymıkları Pinina’nın cübbesine dokunmadan iki yana açıldı.

Kadın merdivenlere yöneldi.

Ev onu durdurmak için merdivenleri ters yönde eğdi.

Pinina yelpazeyi yere, daha doğrusu o anda yer ne ise ona, eğimli bir yüzey gibi koydu. Şeffaf enerji merdiven basamaklarının sertliğini yakaladı ve kendi üstünden kaydırdı. Kadın basamaklara değil, kendi büyüsünün açtığı görünmez eğime bastı. Her adımı, merdivenin gerçek yönünü küçümsüyor gibiydi.

Maer, üst kat duvarlarından gri baskı topladı.

Basamakların içine ağırlık çağırdı. Pinina’nın ayağının altındaki nokta ağırlaşsın, yavaşlasın, onu tutsun istedi. Gri enerji taşta ve ahşapta birikti, şeffaf bir hedef hattıyla kadının ayak bileklerine doğru uzandı.

Pinina yelpazeyi yarım açtı.

Bu kez savurmadı.

Döndürdü.

Yelpazenin yüzeyi, gelen ağırlığın yönünü kırdı. Gri baskı onun ayağına çökmeden merdiven korkuluğuna aktı. Korkuluk büyük bir çatırtıyla eğildi.

Maer acıyı hissetti.

“Beni yavaşlatamazsın,” dedi Pinina.

Maer cevap vermedi.

Ev bir pike daha yaptı.

Bu kez daha sert.

Giriş katında herkes yeniden savruldu. Ro’lanthus zorlukla fülüdünü kaldırdı. Nefesi hâlâ tam yerinde değildi, ama ne yapılması gerektiğini anladı. Fülüdün ağız kısmından ince yeşil iplikler döküldü. Bunlar yerden bitmiyor, müziğin içinden çıkıyorlardı; notaların sıcak nefesinden, fülüdün deliklerinin titreyen gölgelerinden, Ro’lanthus’un yorgun ama inatçı soluğundan doğuyorlardı.

İlk sarmaşık Ro’lanthus’un kendi beline dolandı.

İkincisi Fırtık’ın gövdesine, onu incitmeyecek kadar sıkı ama savurulmasını engelleyecek kadar güvenli sarıldı. Fırtık itiraz edecek gibi oldu, sonra bir sandalye parçasının havadan geçtiğini görünce sustu.

Üçüncüsü Subutai’nin bileğine ve omzuna uzandı.

Subutai sarmaşığa baktı. “Bu sefer rızam var.”

Cin Cüce bağırdı: “Benim yok!”

Dördüncü sarmaşık onun zincirine dolandı ve Ro’lanthus’un bağlı olduğu korkuluğa sabitledi.

Cin Cüce bir an düşündü. “Aslında bu fena değil. Ama biraz aşağıdan bağlamışsın uzun kulak. Bu konuyu mahkemeye taşırım.”

Sarmaşıklar kapı pervazlarına, merdiven korkuluklarına, sağlam kirişlere tutundu. Düşmanları bağlayan lifler daha da sıkılaştı. Ro’lanthus çaldıkça evin içinde emniyet ağı kuruldu. Dostlar artık her pike ve dönüşte tamamen savrulmuyor, sarmaşıkların sınırında çarpılıp geri çekiliyordu.

Bu Maer’e alan açtı.

Ev yeniden döndü.

Pinina merdivenlerden giriş kata indiğinde, yemek odası savaş alanı değil, havada hareket eden bir tuzak haline gelmişti.

Kırık masa parçaları ona doğru aktı. Sandalyeler bacakları kırık hayvanlar gibi savruldu. Tabaklar, çatal bıçaklar ve cam kırıkları küçük, parlak bir sürü halinde Pinina’nın üzerine yağdı. Duruman’ın odasından kopup gelen bir harita rulosu bile koridor boyunca sürüklenmiş, şimdi yemek odasının kapısından içeri girip kadının yüzüne doğru açılmıştı.

Pinina yelpazeyi açtı.

Bütün oda bir an onun bileğindeki harekete göre yön değiştirdi.

Tabaklar şeffaf yüzeye çarptı, kırıldı, parçaları iki yana dağıldı. Sandalyelerden biri yelpazenin keskin kenarında ikiye ayrıldı. Kırık masa parçası saydam perdeye gömülmüş gibi yavaşladı, sonra geldiği yöne savruldu. Cam kırıkları Pinina’ya ulaşmadan kendi yansımalarına çarpmış gibi yön kaybetti.

Subutai sarmaşığın tuttuğu yerden kendisini yukarı çekti ve Pinina’ya atıldı.

Bitkindi.

Yaralıydı.

Ama Subutai böyle anlarda kendisini yeterince akıllı sanardı.

“Hey!” diye bağırdı. “Buradan mahzene geçiş ücretli!”

Pinina ona bakmadı bile.

Yelpazenin küçük bir kapanışı oldu.

Şeffaf enerji Subutai’nin saldırı yönünü kırdı. Sanki adam bir duvara değil, kendi kararının yanlışlığına çarpmış gibi yana savruldu. Sarmaşık onu tamamen uçmaktan kurtardı ama omzu duvara çarptı. Duvar inledi. Subutai acıyla dişlerini sıktı.

“Tamam,” dedi. “Bilet kesmiyorum.”

Fırtık sarmaşığın içinde kıpırdandı. “O kadın beni hiç sevindirmiyor.”

Pinina yemek odasından geçti.

Maer kapıları onun önünde kapattı.

Mahzen kapağına giden yolun önünde eski bir dolap devrildi. Halı kıvrılıp ayaklarına dolanmaya çalıştı. Tavan kirişlerinden birinden kopan toz ve alçı onun üstüne yağdı. Yelpaze her defasında başka biçim aldı. Birinde geniş bir kalkan oldu, birinde ince bir bıçak, birinde ikiye katlanıp gelen halıyı kendisine dokunmadan yana atan bir kürek, birinde saydam dişleriyle dolap kapağının menteşelerini tek tek koparan bir tarak.

Pinina mahzen kapağına ulaştı.

Kapak kapanmaya çalıştı.

Ev, mahzen ağzını yutmak ister gibi çevresindeki tahtaları gerdi. Maer gri enerjiyi kapağın kenarlarında topladı. Kapak ağırlaştı. Kapanmak için çarptı.

Pinina yelpazeyi kapalı halde kapağın aralığına soktu.

Sonra bileğini çevirdi.

Kapak, kendi ağırlığına rağmen geri açıldı. Menteşelerden biri koptu. Açık ağız gibi duran mahzen girişi karanlığa indi.

Pinina aşağıya baktı.

“Kalbine gidiyoruz,” dedi.

Ev ürperdi.

Maer öfkelendi.

Mahzen merdivenleri Pinina’nın altında eğildi. Ev, onu aşağı düşürmek değil, yanlış basamağa bastırmak istedi. Basamakların biri içeri çekildi. Bir diğeri dışarı fırladı. Örümcek ağlarının kokusu yukarı yükseldi. Soğuk ve eski toz, kadının cübbesine dokundu.

Pinina yelpazeyi merdiven boşluğunda yarım daire şeklinde açtı.

Yelpaze bu kez kanat gibi değil, bir denge çubuğu gibi çalıştı. Basamaklar kayarken, Pinina kendi ağırlığını şeffaf yüzeyin iki ucuna dağıttı. Maer bir basamağı boşa düşürdü; Pinina onu atladı. Bir başkasını yukarı kaldırdı; Pinina yelpazeyi kapatıp o basamağın kenarından kaydı. Merdivenler daraldı; yelpazenin şeffaf kenarları duvarlara dokunup aralığı yeniden açtı.

Aşağı indi.

Örümcek ağlarıyla sarılı mahzen girişine ulaştığında, Ev ağları ona karşı kullandı. Yılların örümcek ağları tavandan, duvarlardan, kırık raflardan sarkıyordu. Maer onları hareket ettiremezdi belki, ama evin nefesini değiştirebilirdi. Bir rüzgâr mahzen girişinden geçti. Ağlar Pinina’nın yüzüne, bileğine, yelpazesine doğru savruldu. Toz havalandı. Görüş kapandı.

Pinina kahkaha attı.

Yelpaze bir anda genişledi.

Saydam çizgiler ağları kesti. Toz dalgası yelpazenin yüzeyine çarpıp ikiye ayrıldı. Bir an Pinina’nın çevresinde tozdan bir hale oluştu; sonra kadın içinden yürüyüp geçti.

“Eski şeylerle beni durdurmaya çalışma,” dedi.

Maer’in cevabı ıvır zıvır deposunda bekliyordu.

Kapı Pinina’nın önünde çarparak kapandı.

Kadın yelpazeyi dikine savurdu. Kapı ikiye ayrıldı.

Ivır zıvır deposu, yılların biriktirdiği gereksizliğin krallığıydı. Kırık sandıklar, paslı çemberler, işe yaramayan tencereler, delik kovalar, eski raflar, bükülmüş metal parçalar, kırık oyuncaklar, yırtık kumaşlar, kullanılmış ama atılmamış küçük eşyalar… Normalde yalnız geçilmesi zor bir dağınıklıktı. Maer ve Ev’in elinde ise bir fırtınaya dönüştü.

Raflar öne atıldı.

Sandık kapakları açılıp kapandı.

Paslı çemberler yerden kalkıp Pinina’nın bileklerine doğru uçtu. Kırık tencereler başına yağdı. Delik kovalar döne döne yelpazesine çarptı. Eski kumaşlar ayaklarına dolanmaya çalıştı.

Pinina yelpazeyi bu kez hızlı kullandı.

Çok hızlı.

Bir bilek hareketiyle çemberleri kesti. İkinci hareketle tencereleri geri savurdu. Üçüncü harekette kumaşlar saydam katların arasında sıkıştı ve paramparça oldu. Yelpaze yalnız savunmuyor, depodaki eşyaların hangi yönden geleceğini daha yoldayken karşılıyordu. Pinina düşünmüyor gibiydi; çünkü bu biçimi yıllar önce düşüncenin önüne geçirmişti.

Maer bunu fark etti.

Bu kadın büyüyü yelpazeye dönüştürmemişti yalnızca; kendi savaş reflekslerini yelpazenin katlarına saklamıştı.

Pinina ikinci kapıya ulaştı.

Özel eşyalar deposunun kapısı.

Ev bu kapıyı daha sert tuttu.

Çünkü içeride aynalar vardı.

Pinina elini kapıya koydu. “Burada bir şey saklıyorsun.”

Maer kapıyı kapalı tuttu.

Pinina yelpazeyi kapatıp ucunu kapının kilidine değdirdi. Şeffaf enerji kilidin içinde döndü. Kilit önce direndi, sonra kendi açılma fikrine ikna edilmiş gibi tık diye çözüldü.

Kapı açıldı.

Özel eşyalar deposu daha düzenliydi ama daha tehlikeliydi. Aynalar, örtülü nesneler, küçük kutular, eski büyülü kalıntılar, parlak taşlar, kırık saatler, kullanılmayan ama unutulmamış araçlar… Pinina içeri adım atar atmaz Maer aynaları kullanmaya çalıştı.

Bir ayna Pinina’nın solunda parladı.

Diğeri sağında.

Yansıma çoğaldı. Maer, yansıtıcı yüzeylerden gri baskı geçirmeye çalıştı. Pinina’nın her görüntüsüne değil, gerçek ağırlığının düştüğü yansıya odaklandı. Yelpaze bir an tereddüt etmedi.

Pinina aynaların çalıştığını gördü.

Gülümsedi.

“Bunları hâlâ kullanıyorsun.”

Yelpazeyi açtı ve aynalardan gelen yansımayı kendi şeffaf yüzeyine aldı. Bir an depoda onlarca Pinina belirdi. Bazıları aynalarda, bazıları yelpazenin kırılan yüzeyinde, bazıları Maer’in görmeye çalıştığı yerde. Maer ağırlığı birine indirdi. O yansı kırıldı. Gerçek Pinina çoktan başka bir çizgide yürüyordu.

Ama Maer de artık kolay vazgeçmiyordu.

Depodaki küçük nesneleri, kutuları, metal parçaları, eski taşları Pinina’nın yoluna sürdü. Aynaların açısını değiştirdi. Gri enerjiyi bir aynadan diğerine geçirdi. Pinina’nın yelpazesi bu kez tamamen rahat değildi. Saydam katlar birden fazla yansımayı aynı anda kesmek zorunda kaldı. Bir küçük metal kutu Pinina’nın omzuna çarptı. Kadın ilk kez gözle görünür şekilde sendeledi.

Maer’in içinde kısa bir sevinç parladı.

Pinina’nın bakışı sertleşti.

Yelpaze kapandı.

Bir çizgi gibi savruldu.

Depodaki üç ayna aynı anda çatladı.

Maer acıyla irkildi.

Pinina son kapıya yürüdü.

Kazan dairesi.

Kapı ağırdı.

Ev onu kapatmak için bütün mahzenin soğuğunu, bütün kalbin korkusunu, bütün duvarların ağırlığını topladı. Maer de onunla birlikte bastırdı. Kapı sanki kendi varlığını yere çivilemek istedi.

Pinina iki elini yelpazeye koydu.

İlk kez onu tek elle kullanmadı.

Şeffaf yelpaze büyüdü.

Katları kapının üstüne yayıldı; kilitten menteşelere, menteşelerden pervaza, pervazdan duvarın içine kadar uzandı. Pinina nefes aldı. Yelpaze onun nefesiyle kapandı, sonra açıldı.

Kapı parçalandı.

Kazan dairesinin sıcaklığı dışarı taştı.

Türki kazanın önünde duruyordu.

Küreği elindeydi. Yorgundu. Kolları titriyordu. Ama kazanın önünden çekilmemişti. Zinciri, sıcaklığın içinde parlayan bir söz gibi göğsünden kazana gidiyordu. Kazan atıyordu. Ev’in kalbi güçlü ama korkmuştu.

Türki Pinina’ya baktı.

“Buradan geçemezsin,” dedi.

Sesi kaba çıktı. Boğazı kuruydu. Korkuyu saklamıyordu ama korkuya yer de açmıyordu.

Pinina ona baktı.

“Sen kalbi besleyen adamsın.”

Türki küreği iki eliyle tuttu. “Aynı zamanda geleni kafasına vururum.”

Saldırdı.

Küreği geniş bir yay çizdi. Pinina yelpazeyi kapalı halde kaldırdı. Kürek şeffaf yüzeye çarptı ve yön değiştirdi. Türki ikinci hamlede kazan demirine uzandı, sivri ucu Pinina’nın gövdesine doğru itti. Pinina yelpazeyi açtı. Demir, saydam katların arasında sıkıştı. Kadın bileğini çevirdi. Türki’nin bileği burkuldu, adam yana savruldu.

Yine de düşerken kazanın önünden tam çekilmedi.

Maer, bunun yetmeyeceğini anladı.

Ev’in içinde kalıp bütün evi savunmaya çalışmak artık yetmiyordu. Pinina kalbin önündeydi. Yelpazesi her duvarı, her kapıyı, her duyguyu, her nesneyi kırmıştı. Maer’in artık bir yüzü, bir bedeni, bir elinin uzanacağı mesafe olması gerekiyordu.

Ev korktu.

Maer korktu.

Ama korkunun altında başka bir şey birikmişti.

Öfke.

Maer Ev’den çıktı.

Bunu bir kapıdan geçmek gibi yaşamadı. Daha çok, bir nefesi bütün gövdeden çekip tek bir bedene doldurmak gibiydi. Duvarların genişliği daraldı, kirişlerin acısı geride kaldı, kazanın sıcaklığı sırtına vurdu. Bir anda yine kendi bedenindeydi. Kazan dairesinin sıcaklığında, Pinina’nın karşısında, Türki’nin yanında, aynaların ve kapıların hatırladığı bütün savaşın ortasında duruyordu.

Pinina onu gördü.

Gözlerinde öfke dolup taştı.

“Sen,” dedi.

Yelpaze açıldı.

Pinina saldırdı.

Maer kaçmadı.

İlk andan beri topladığı öfkeyi bıraktı.

Bu yalnız kendi öfkesi değildi. Sim’uyel’in kanı için Ev’in öfkesi. Duruman’ın seçimi yüzünden Pinina’nın kendi içinde yanan ama yıllarca başkasına çevirdiği öfke. Henna’nın kandırılmışlığı. Nohmaran’ın bedeni. Talon’un kırılmış zihni. Türki’nin kalbin önünde duruşu. Subutai’nin paramparça olmuş gücü. Ro’lanthus’un titreyen nefesi. Fırtık’ın küçük bedeninde sakladığı inat. Evin her döşemesinde biriken korku ve Maer’in bütün başarısızlıklarının sonunda keskinleşen reddediş.

Öfke Pinina’ya çarpmadı.

Onun içindeki öfkeyi buldu.

Ve büyüttü.

Pinina’nın yelpazesi bir an açık kaldı.

Sonra titredi.

Kadının gözleri genişledi. Kendi öfkesi içinde kavrulmaya başladı. Bu duygu ona dışarıdan yapıştırılmamıştı; kendi içindeydi. Maer sadece onu ayna gibi büyütmüş, evin sıcaklığıyla harlamış, Pinina’nın yıllardır katlayıp sakladığı hırsın altındaki yanıcı çekirdeği ortaya çıkarmıştı.

Pinina acıyla dizlerinin üstüne çöktü.

Yelpaze kapanmadı ama katları düzensizleşti.

Maer ileri atıldı.

Pinina toparlanmaya çalıştı. Yelpazeyi savurmak istedi. Maer onun cübbesinden değil, omzundan itti. Kadının bedeni arkadaki yansıtıcı aynaya çarptı.

Ayna titredi.

Bir an hiçbir şey olmadı.

Sonra ayna ters döndü.

Arka yüzü karanlık bir su gibi parladı.

Maer ve Pinina o yansımanın içine düştü.

Dünya yer değiştirdi.

Sıcak kazan dairesi gitti.

Yerine üst kattaki misafir odasının o ilk, eski havası geldi.

Her şeyin başladığı oda.

Maer bunu hemen anladı. Pencere oradaydı. Düğme oradaydı. İlk korkular, ilk şaşkınlıklar, evin canlı olduğunu anlamadan önce dokunulan o eşik oradaydı.

Pinina yerdeydi.

Öfke yoğunluğundan kurtulmaya çalışıyordu. Yelpazesi hâlâ vardı ama şekli bozulmuştu. Katları düzensiz açılıp kapanıyor, şeffaf yüzeyler birbirinin üstüne çarpıyordu. Kadın nefesini kontrol etmeye çalıştı.

Maer pencereye koştu.

Düğmeye bastı.

Cam açıldı.

Rüzgâr içeri doldu.

Bu rüzgâr yalnız hava değildi. Uçmakta olan Ev’in dışındaki boşluğun nefesiydi. Yüksekliğin, hızın, özgürlüğün ve düşüşün kokusu odaya yayıldı.

Pinina başını kaldırdı.

Maer’in içinde yeni bir duygu vardı.

Korku değildi.

Öfke değildi yalnızca.

Savunma değildi.

En başından beri orada sinsi sinsi birikmiş, her kayıpta biraz daha keskinleşmiş, her başarısızlıkta biraz daha adını aramış bir duygu. Maer onu şimdi tanıdı.

Kazanma arzusu.

Bu duygu temiz değildi. Masum değildi. Ama gerekliydi.

Maer Pinina’nın cübbesinden tuttu.

Pinina yelpazeyi kaldırdı.

Maer bu kez duyguyu göndermedi.

Çekti.

Kadını pencereye doğru çekti.

Pinina direnmeye çalıştı. Yelpazenin keskin şeffaf kenarı Maer’in kolunu sıyırdı. Acı yandı. Maer bırakmadı. Pinina’nın gözlerinde ilk kez şaşkınlık belirdi. Bu, bir evin itaatsizliği değildi artık. Bir çocuğun korkusunu yenmesi de değildi yalnızca. Maer kazanmak istiyordu.

Pinina bunu gördü.

Ve bir an geç kaldı.

Maer onu pencereye savurdu.

Rüzgâr kadının cübbesini yakaladı. Şeffaf yelpaze açılmaya çalıştı ama öfkenin düzensizliği hâlâ katlarında titriyordu. Pinina son anda Maer’e baktı. Nefret vardı. İnanamazlık vardı. Belki bir parça, çok küçük bir parça, seçilmemenin eski yarası yeniden açılmıştı.

Maer geri çekilmedi.

Bıraktı.

Pinina Yıldızdoğan, uçmakta olan evin penceresinden aşağı savruldu.

Maer rüzgârın içinde kaldı.

Ev arkasında nefes aldı.

Bu kez korku yoktu.

Ya da vardı ama geride kalmıştı.

Maer’in ellerinde yeni bir duygu titriyordu.

Kazanma arzusu.

BÖLÜM NOTU

Maer kazandı.

Pinina’dan daha güçlü olduğu için değil.

Çünkü sonunda kazanmayı yeterince çok istemişti.

Evi, aynayı, her şeyin başladığı odayı ve Pinina’nın ondan beklemediği tek duyguyu kullandı.

Kazanma arzusu.

Bu bölüm hoşunuza gittiyse puanları alırım. Yorumlarınızı da eksik etmeyin lütfen.

Sona geliyoruz.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.