insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

İki hafta odamdan hiç çıkmadım. Ne odamdan dışarı çıktım, ne okula gittim. Artık günde sadece bir öğün yiyordum, iyice kilo verdim. Gözlerimin altı mosmor, gözlerim kıpkırmızı, uyku uyuyamıyorum. Yemek yerine sürekli ot içiyorum, sigara kullanıyorum, kahve içiyorum. Odam leş gibi, etraf dağınık. Ceb ile en son ne zaman görüştüğümü bile hatırlamıyorum. Bilgisayarın başına geçmiyorum, telefonumu elime almıyorum. Sadece yatıyorum. Yatağımda öylece yatıyorum deliliklerimin arasında. Sürekli sesler duyuyorum, Velra’nın havlayışı apartmanın girişinden duyuluyor. Bana hırlıyor, bazenleri acıyla sızlıyor. Duvarlardan cırtlak sesler geliyor, pencereden birileri beni seyrediyor. Bu yüzden perdeyi hiç açmıyorum. Bazen Rowen geliyor, annem geldi diye haber veriyor ama kapım kilitli uyuma numarası yapıyorum. Bu sayede dışarı çıkmıyorum, Rowen da anlayış gösteriyordu.

Bu akşam inanılmaz bir mide bulantısıyla uyandım. Uyandığım gibi yerimden fırlayıp tuvalete koştum. Lavaboya yapıştım ve anında kustum. Hafif koyumsu, kırmızı bir renkte kustuğumda kan olduğunu anladım. Kalçamın üstüne düştüm, midemi sıkıca tuttum. Ağzımda iğrenç bir metalik tat vardı. Midem yanmaya devam ediyordu, sanki birisi soyacakla midemin içini soyuyor gibiydi. Boğazım da kusmuğun etkisiyle yanıyordu.

Bağırmak istedim, midem çok kötü yanıyordu. Yere yattım, dişlerimi sıktım. Acıyla inleyip sadece mideme sarıldım. Sızlandım. Güçlükle ayağa kalktım ve lavaboya ağzımda biriken kanı tükürdüm. Aynada kendime baktığımda bembeyaz olmuştum. Dudaklarımdaki ve çenemdeki kanı sildim. Sonra musluğu açıp ağzımı çalkaladım, ellerimi yıkadım. Soğuk soğuk da terliyordum. Bir anda n’oluyor?..

Tuvaletten çıkıp odama geri gittim, ağrı kesicisini içtim. Aylardır ağrı kesici kullanıyordum, günlerdir başım çok ağrıyordu. Bu son günlerdede iyice arttırmıştım. Sigara paketime baktım, boştu. İçinde sadece bir tane sarılmış ot kalmıştı. Bu da demek oluyordu ki ikisinide çıkıp almam gerekecekti. Camı açtım ve yaktım. Hafifçe hoplayarak camın kenarına oturdum ve bacağımıda masama yaslayarak destek aldım. Velra’nın yatağına baktım, tek dağınık olmayan yer orasıydı. Bir gün geri dönüp orada yatacağına inanıyordum.

Ot’u neredeyse bitirmiştim. Annem odaya girdi. Ona baktım, o da bana baktı. Toparlıyordu ama iyi olmadığını görebiliyordum. Babam da kendisini daha çok kaybetmişti. Daha fazla içiyordu. Herkes Velra’ya çok kıymet veriyordu ve şimdi hepimiz yıkılmıştık. Ve her şeyin sorumlusu benim. Ot’u içip aşağı attım ve camdan indim. “N’apıyorsun?” Camı kapatıp perdeyi çektim, ona cevap vermedim. “Seninle konuşuyorum, yüzüme bak. Annenim ben senin.” Ona döndüm ve iç çektim. “Sigara içiyordum.”

“Ot kullanıyorsun.” Sessiz kaldım. “Daha ne kadar böyle devam edeceksin? Okula gitmiyorsun, odandan çıkmıyorsun. Yemek yemiyorsun, uyumuyorsun. İnsanlar senin hakkında saçma sapan şeyler söylüyor.” Yüzümü sıvazladım, sonunda mahkeme olaylarını duymuş olması lazımdı. “N’apmam gerekiyor anne? Söylesene.”

“Biz senin için her şeyi yapmaya hazırız. Seni tedavi ettirmeye hazırız, sen kendini odaya kapatıp tembellik ediyorsun. Tedaviden kaçıyorsun.” Güldüm. “Tembellik mi ediyorum? Ya tedavi olduğumda hiçbir şey değişmezse? Sence babam paranın lafını yapmayacak mı?”

“Tek derdin bu mu? Tedavi olmamanın sebebi bu mu? Ben hallederim, merak etme. Seni iyileştirmek için, eski oğluma kavuşmak için her şeyi yaparım.”

“Eski oğlun öldü anne. Tedavi olmayacağım.” Suratı düştü. Hiç umudum yoktu kendimden. “Ot içmeye devam mı edeceksin? Okula gitmeyip yemek yemeyip zombi gibi mi yaşayacaksın?” Başımı onaylarcasına salladım. “O ot’u içiyorsun da bir bok mu oluyor? Hayatını heba ediyorsun.” Güldüm. “Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun. O zıkkımı içtikçe geçecekmiş sanıyorsun.”

“Sus.”

“Ama oldu Alder. Oldu. Hepsi oldu.”

“Anne sus diyorum, kapat çeneni.”

“O çocuklara olan oldu. Lenore öldü.” Yutkundum, başımı iki yana salladım. “Sus.”

“Velra… Velra da öldü. Öldü işte. Odanda oturup ot tüttürdükçe hiçbir şey değişmeyecek. Kimse geri gelmeyecek, iyileşmeyeceksin.” Onun üzerine ilerledim, geriye adımladı. “Kes sesini! Sence ben değişeceğini mi düşünüyorum? Biliyorum! Herkes öldü, herkese olan oldu! Bana olan oldu, biliyorum! Odamda oturduğumda da hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyorum ama tedavi olduğumda da bir şeyin değişmeyeceğini biliyorum! Bilmediğimi mi düşünüyorsun?” İç çekti. “Biliyorum anne, biliyorum. Her şey benim suçum, olan her şey. Cezamı böyle çekiyorum.”

“Alder—“

“Sürekli tek düşündüğüm şey bu zaten. Benim durumumda olmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorsun. Kimse bilmiyor, hiç kimse bilmiyor. Lanet olsun…” Gözlerim doldu. “O kadar korkuyorum ki anne…” Sesim titriyordu, boğazım düğümleniyordu. “…o kadar korkuyorum ki. Tekrar birine zarar vereceğim diye ödüm bokuma karışıyor. Lenore’yi, o şeyi göreceğim diye… sana zarar vereceğim diye—“ Gözlerimden yaşlar süzülürken daha fazla konuşamadım. Annem boynuma sarılıp beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Koltuk altlarından ellerimi geçirip sıkıca sarıldım ona. Ona sarılmak bana iyi geldi, sanki etrafımda çiçekler açtı. Papatya tarlasındaymışız gibi huzur dolu bir koku geldi. “Çok korkuyorum anne…” burnumu çektim. Saçlarımı okşadı.

Birkaç saniye sarılıp bana baktı. Elini yüzüme koydu ve buruk bir şekilde gülümsedi. “Lütfen… tedavi olmayı kabul et. İyileşmeni istiyorum, seni özledim.” Dudağımı ısırdım. Beni paramparça ederken gözlerim dahada doldu ama artık sulu göz olmak istemiyordum. Ağlamaktan çok sıkılmıştım. “Anne…”

“Lütfen.” İç çektim. “Düşüneceğim, tamam mı?… Düşüneceğim.” Bu sadece yalandı. Tedavi kesinlikle olmayacaktım. Gülümsedi. “Tamam.” Dedi beni öperek. Sonra odadan çıkmak için hareketlendi. Çıkmadan önce bana baktı. “Haftaya… onun yıldönümü.” Ona baktım. Kaşlarımı çattım, kimin? “Lenore’nin.” Tamamen unutmuştum. Doğru, bir sene olacaktı. Başımı sallayarak onayladım. Annem, Lenore’yi çok severdi, onu kızı gibi görüyordu. “Üzgünüm.” Dedi. Ama bilmiyordu ki, onu ben öldürmüştüm. Onu da ben öldürmüştüm. Velra’yı öldürdüğüm gibi. “Bende.” Acaba annem ikisinide benim öldürdüğümü bilse bana nasıl bir gözle bakar? Beni yine sever mi? Yine yanağımı okşayıp bana sarılır mı yoksa bir gece ansızın beni yastığın altında boğar mı?

Burnumu çektim, yüzümü sildim. Üstüme kalın bir şeyler giyinip odamdan çıktım. Kendimi evden dışarı attım. Midem yanmaya devam ediyordu. Belkide bunun için doktora gitmem gerekiyordu, kan kusmak normal değildi. Apartmandan çıktığımda Rowen önüme hopladı. “Bö!” Yerimden sıçradığımda gülmeye başladı. Kalbim korkudan deli gibi attı. “Altına sıçtın.”

“Rowen ya.”

“Kusura bakma, keyiflen diyeydi.” Elindeki sigarasını fırlattı. “Nasıl keyifleneyim?..” bana yaklaşıp beni kokladı. Geriye çekildim, bunu çok sık yapıyordu. “Sen yine ot mu içtin?”

“Sana ne.” Gözlerini kısıp dudaklarını büzüştürdü. “Hiç benimle paylaşmıyorsun.” Beraber ilerlemeye başladık. Rowen’ın yanında olmayı özlemiştim, bana iyi geliyordu. “Daha iyi oldun mu?” Başımı iki yana salladım. “Sabah kan kustum. Midem şu anda çok yanıyor.” Kaşlarını çatıp bana baktı. “Kan mı kusuyorsun?” Başımı onaylarcasına salladım. “Çok ağrı kesici kullanıyorsun, miden tahriş olmuş olabilir. Doktora gitmen lazım.”

“Her şeyede bir cevabın var.” Güldü. Hoşuna gitmişti sanırım. “Çok bilgiliyimdir—“ Bir çocuk geldi. Bana bakarak gülümsedi, aşağılayıcı bir tonda değildi. Samimiydi ve onu hiç tanımıyordum. Benden kısa, kıvırcık saçlı ve beyaz tenli mavi gözlü bir çocuktu. Saçları simsiyahtı. “Selam Alder.” Kaşlarımı çattım, garip geldi. Bana niye, kim selam versin ki?.. “Selam?..”

“Okula ne zaman döneceksin?” Bu kim ya? Neden benimle arkadaşıymışım gibi konuşuyor ki? “Bu arada ben Corvin. Yan sınıftayım.” Corvin? Onu hiç tanımıyorum, gördüğümü bile sanmıyorum. “Bilmem ki… en kısa zamanda dönerim herhalde…” Gözleri parıldarcasına gülümsedi. “Geldiğinde takılabilir miyiz? Çok havalısın, seninle arkadaş olmak istiyorum.” Güldüm, istemsizdi. Sinirlerim bozulmuştu sanırım, havalı mıyım? Benimle arkadaş mı olmak istiyor? “Tamam…”

“Görüşürüz.” Diyerek el salladı ve uzaklaştı, zaten acelesi var gibi görünüyordu. “Bu neydi—“ Rowen’a baktım. Corvin’in uzaklaşmasına rağmen hâlâ onu seyrediyordu ve yüzünde ürkütücü bir ifade vardı. “Rowen?..” Büyük bir soğukkanlılıkla bana baktı. İrkilerek tüylerim ürperdi. “Neden güldün?”

“Ne?”

“Neden güldün ona?” Yutkundum ve bir adım geriye tökezledim. “Ne bileyim… dediği saçma geldi. Saçma değil miydi?”

“Hoşuna mı gitti?” Güldüm. “Bilmem ki, bu kasabada ilk defa birisi benimle arkadaş olmak istedi. Yaptıklarıma ve olduğum kişiye rağmen.”

“Ben oldum ya? Neden başka bir arkadaşa ihtiyacın olsun ki?” Hâlâ çok ürkütücüydü. Neden buna bu kadar takıldı ki? Çocuk belkide alay ediyordu, belkide birisi yine benimle uğraşıyordu. Rowen arkasını dönüp hiçbir şey demeden uzaklaşmaya başladı. Peşinden gittim. “Rowen, gitme dur.” Cevap vermedi. Ellerini cebine attı. Kıskandı mı? Neden kıskandı? “Lütfen gitme. Özür dilerim! Rowen!” Gitmesini istemiyorum, bana arkasını dönmesin. “Rowen!” Bana cevap vermedi, bende durdum. “Gitme n’olur…” dedim sessizce. Yere kaldırıma oturdum. İç çektim. Midem yanıyordu. İç çekerek telefonumu çıkardım ve Lucan’ı aradım. Yine ulaşılamıyordu. Neden herkes kayboluyor?..




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.