Velra’nın tasmasını sıkıca tutup merdivenleri indik. Okula gitmeyi resmen deli gibi azaltmıştım. Bir bahane uydurup gitmiyordum, annemle hâlâ konuşmuyordum. Aslında Ceb hariç kimseyle görüşmüyorum, Lucan’ı da görmüyorum. Sürekli kaybolup duruyor ve nereye kaybolduğunu merak ediyorum.
Sigaraya da başlamıştım. Deli gibi içiyordum. Bazenleri babamın cüzdanından para çalıyordum. Velra ile bir büfenin önünde durduk, soğuk bir kola ile bir paket sigara aldım. Tasmasını çözdüm, önümden ilerlemeye başladı. Bir sigara yaktıktan sonra kolamı yudumlayarak içtim. Kar biraz daha azalmıştı.
Eski bir banka oturdum, evden uzaktaydım. Velra yine karın içine gömülüp durmaya başlamıştı. Ceketimi sıyırdım ve sargılarıma baktım. Ucundan tutarak çıkarmaya başladım, kolum yavaş yavaş ortaya çıktığında iyileşen kesikleri gördüm. Salak gibiyim. Neden böyle bir şey yaptım? Hâlâ aklım hiçbir şeyi almıyor, ölü gibi hissediyorum. Korkudan uyuyamıyorum.
Sargıyı bankın yanındaki çöpe attım ve kolumu kapattım. İleride gözüken sisli ormanın içinde onun kırık, yıpranmış kanatlarını gördüm. Çok uzaktan beni tekrardan seyrediyordu. Gitmesi için ne yapmam gerekiyor? Beni neden seyrediyor? Bari bir şey yapsa! İntikam istiyorsa gelip beni öldürsün!
Velra ağzında bir sopayla geri geldi. “Bu ne kızım?” Elime aldım, güldüm. Uzun zamandır bana ağzında bir şey getirmiyordu. Bazen taş, bazen çöp parçaları ile geri dönüyordu. En komiğide bir yerlerden hep kıyafet parçaları getirmesiydi. “Atayım mı? Atmamı ister misin?” Havladı. Gözlerimi ormandan ayıramıyordum, sürekli oraya kayıyordu. Orada duruyordu, cüssesi ve kanatları hariç hiçbir şeyi görünmüyordu. İçimde her an üzerime saldıracakmış gibi bir his vardı. Beni tedirgin ediyordu. Sanki her an beni boynumdan asacakmış gibiydi. Sopayı fırlattım ve Velra hızla peşinden koştu. “Seyretme beni…” diye fısıldadım. “Bakma bana.”
“Kimle konuşuyorsun?” Rowen yanımda duruyordu. Geldiğini hiç fark etmemiştim. Sigaramı yere attım, soğuk kar’ın içinde hemen söndü. “Kimseyle.” Yanıma oturdu, elinde cips poşeti vardı. Elini içine atıyor, avucunu dolduruyor ve hepsini tek bir hamleyle ağzına tıkıyordu. “Sen bana mı kızgınsın? Trip mi atıyorsun?” Boş gözlerle ona baktım. Ona karşı hâlâ bir şey hissediyor muyum bilmiyorum. Olan şeylerden sonra bunu düşünmek aklıma bile gelmiyordu. “Üzgünüm. O gün öyle konuşmak istemedim. Kızgında değilim.”
Ağzının içinde kıkırdadı. Velra geri geldi, sopasını tekrardan ileri attım. “Sonunda açıldı dilin ha? Kimseyle konuşmuyordun.” İç çektim. Sessizliğimi korudum. Kolamı yudumladım. “Seni anlıyorum Alder.” Ona baktım. Elindeki cips sosunu üstüne silerek silkeledi. “Yapış yapış oldu ellerim ya.” Diye söylendi. “Bende zor şeyler atlattım. Hâlâ üstesinden de gelebildiğim söylenemez.” Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal alarak yaktı. “Depresyonun dibini gördüm. Doktor bir ilaç yazdı. Citalopram. Hâlâ odamda düzinelerce var.” Bir antidepresandı.
“Doktor bu siktiğimin kötü düşüncelerini ortadan kaldırabileyim diye yazdı bu ilacı. Kolundakilerin aynısından benim vücudumda düzinelerce var.” Rowen’ın bana karşı bu kadar açık konuşması beni şaşırttı. Aramızda bir bağ oluşuyor gibi hissettim. “Sabahları yataktan kalkabiliyordum, en azından kafamın içindeki kötü düşünceler biraz azalmıştı. Sonra yetmemeye başladı. Dozu arttırdılar, yine yetmedi. Bir süre sonra hapları yutar yutmaz düzeleceğimi sanıyordum. Düzelmiyordum. Etki etmiyordu. Eski hâlime geri dönecekmişim gibi hissediyordum. O depresif, karanlık dünyama. Doktor ilaca alışmış olabileceğimi söyledi. Ben de durmadan daha fazla almaya başladım. İşte o noktada her şey boka sardı.”
İç çekti. Sigarasını uzun uzun içine çekti. Konuşurken dumanıda ona eşlik ederek kelimelerle ağzından çıktı. “Bir sabah tekrardan uyandım. Tekrardan eski hâlime dönmüştüm. İğrenç, lanet olası düşünceler sanki beynimi kazıyordu. Umudum yok artık. Ne eski hâlime döneceğim, ne de daha iyi olacağım. İnsanların yanında iki saniye durmaya tahammülüm yok.“
Rowen dışarıdan baktığınızda, iç dünyasının harika olduğunu düşüneceğiniz bir insan gibiydi. Gayet normal, sağlıklı, yavşağın teki ve kızların gözdesi gibi. “İnsanlar… midemi bulandırıyorlar.” Bu kasabada sağlıklı bir insan var mı gerçekten şüphe ediyordum. Herkes intihar ediyordu bu kasabada, kimse normal değildi. Ama ülkeleri onları dışladığı için zor şartlar altında yaşıyordu herkes, şiddetli geçimsizlik vardı. Ekonomik açıdan boku yemişti. İnsanlar buna alışık değildi tabii, dayanılamaz bir hâle geliyordu. En kolay kaçış yöntemini seçiyorlardı.
“Bu kasabadaki insanlardan nefret etmemin sebebi ne biliyor musun? Hepsi intihar edecek kadar gerizekalı.” Ona baktım, göz göze geldik. Gülümseyerek sigarasını dudağının kenarından içine çekti. “Neden?” Dudaklarımı birbirine bastırdım, kalbimin hızlanışı artarken ona karşı hâlâ bir şeyler hissettiğimi tekrardan hatırladım. Dumanı üfledi. “İntihar acizlerin işidir.” Başımı eğdim. “Birisi benim yüzümden ölse umrumda olmaz.” Güldü. “Sadece daha da gülünç oluyorlar. Bu kadar mı eziksin, hayatta kalmayı bile beceremiyor musun?”
Tekrar güldü. Ona imrendim. Ben onun intiharından bir türlü kaçamazken o nasıl gülünç buluyordu? Başımı kaldırıp ormana baktım, orada değildi, gitmişti. “Hiç mi vicdanın sızlamaz?” Mırıltıyla reddetti. Sigarasını tekrardan üfledikten sonra sanki acelesi varmış gibi konuştu. “Sızlamaz, bana ne? İyi olmuş.” O çok acımasızdı ve soğuktu. Bu iyi mi yoksa kötü mü anlam veremedim. “Daha önce birisi senin yüzünden öldü mü?”
Durdu. Birkaç saniye cevap vermedi. Sigarasını fırlattı. Yüzünde ki tebessüm yumuşamıştı. “Öldüler.” Dedi tok ve kesin bir sesle. Yüzüme bakmıyordu. Tüylerim ürperdi. Öldüler mi? Dona kaldı bir süre. “Rowen?” Ona dokundum, hafif bir sıçramayla bana baktı. “Hm?”
“İyi misin?” Güldü ve sarı saçlarını geriye attı. Gözlüklerini düzeltti. “Neden iyi olmayayım?” Önüme döndüm. Velra toprağı kaza kaza sonunda ağzında bir sopayla geri döndü. Kaşlarımı çattım, sopa değildi. “Velra, getir kızım.” Ayağa kalktığımda kaçtı. Islık çalarak ellerimi çırptım. Ağzındaki şey pis ve eski görünümlüydü. “Velra, gel kızım.” Bir türlü getirmiyordu, oyun oynuyordu. “Yat Velra. Yat kızım.” Yere, dört patisinin üstünde uzandığında ağzındaki şeyi gördüm. Bir halat. Dişleriyle tutuyor, bana vermiyordu. Çekiştirdim. “Bıraksana kızım.” Bıraktı. Halka şekilde bağlanmış bir ipti. Kırmızıya kaplanmış, çamurlanmıştı.
“Nerden buldun bunu?” Havladı. Rowen’a baktım. Göz kırparak başını, n’oldu, dercesine salladı. Halata tekrar baktığımda kalbim hızlandı, gözlerim irileşti. “Onun.” Rowen yanıma adımladı. “O ne?” Ellerim titrerken başımın döndüğünü hissettim. “Onun boynundaki ip.” Tökezledim, düşecekmiş gibi olduğumda kolumu sıkıca tuttu. “Alder, sakin ol.” Parmaklarını iyice etime geçirdi. Ona baktım. Dehşete düşmüştüm, bu ipin burada ne işi vardı. “Bu ip… onun boynundaydı. Nasıl… buraya geldi? Rowen… sende… sende bu halatı görüyor musun?” Aklımdan emin olmak istedim.
Elime baktı. Başını onaylarcasına salladı. “Sıradan bir halat Alder. O kadar bir olayı yok.” Midem bulandı. Tekrardan kusacak gibi oluyordum. Acı dolu hırıltısını ve çırpınışını duyuyordum. Sonra yüksek bir ses geldiğinde hepsinin sesi kesildi. İp tavanda sabit kalmamış ve yere düşmüştü. Bu yüksek sesle yerimden sıçradım. “İyi misin? Hey? Alder!”
Bir tokat yemiştim. “Neden öyle bir anda titremeye başladın? Deli misin lan sen! Altıma sıçtım!” Elimdeki ipi fırlattım. “Sikeyim.” Diye fısıldadım ve ellerimdeki çamurları hızla üzerime sildim. “Kimin o halat? Neden oradaydı!”
“Ne bileyim lan ben! Git köpeğine sor, o getirdi ya!” Velra koşarak halata gitmişti. Tekrar getirdi, ağzında sarkıtıyordu. “Velra! Geri getirme!” Çekerek aldım ve yine fırlattım. Lanet olası halat, peşimi bırakmıyordu. Tasmasını sıkıca tuttum ve çekiştirdim. “Sikeyim, dışarı çıkmak zaten büyük bir hataydı!” Cebimden tasmasını çıkararak taktım. “Umarım yanıp kül olur bu siktiğimin lanet kasabası! İçinde herkesle birlikte!”
Velra’yla birlikte geri dönmeye başladık. Etrafıma tedirgince bakmaya başladım. Başım dönüyor ve deli gibi sızlıyordu.

Bu bölümde, Rowen intihar hakkında konuşunca benim de aklıma Azîz Thomas Aquinas'ın sözleri geldi.
İntihar acizliktir, intihar etmek hem toplumsal hem de ruhsal olarak suçtur.
Ağzına sağlık, Rowen.
Suç sayılır mı bilemem. Rowen ile ben aynı düşünmüyoruz maalesef.
İntihar etmek direkt olarak damgalanacak bir suç değil elbette. Fakat yapılan şey de caiz değildir.
Doğal eğilime, topluma zarar verme, Tanrı'nın (inançlı bireyler için geçerli teolojik unsur) hakkına tecavüz.
Uzun bir konu, tek bir şekilde açıklamak zor. Ama birazcık düşündüğümüz zaman intiharın gerçekten yaşamaktan daha kötü olduğunu anlayabiliyorsun.
Tekrardan, Azîz Thomas Aquinas'ın dediği gibi; “Varolmak, varolmamaktan çok daha iyidir.”
intihar edicek kadar malsa arkasından üzünülmesini hak etmez
-Rowen Senei