insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Okula gitmek istemiyordum. Çünkü o olay yaşandıktan sonra tekrar gittiğimde çok kötü bir muamele görmüştüm. O çocuklara bulaştığım için artık bir sürü düşmanım vardı. Dün okul çıkışı beni takip edip bir sokakta sıkıştırmışlardı, ittirip durdular ama bir şey yapmadılar. Ancak gerçekten altıma sıçmıştım. Thayer’ın dediği şey bilincime işlenmişti, “…Sokaklarda tecavüz edip öldürüyoruz.” Bu kasabadan gerçekten nefret ediyorum. Gitmek istiyorum artık.

Annem sabah beni okul için uyandırdığında kendimi iyi hissetmediğimi söyledim. Midem bulanıyormuş gibi davrandım. Onu ne kadar kandırabilirim bilmiyorum. Benim için endişeleniyordu, gerçekten hastayım zannediyordu ama değildim.

“Hadi gel Velra.” Boynuna tasmasını takıp tuttum. “Gidiyor musun oğlum?” Annem mutfaktan çıkıp bana baktı. “Biraz hava alacağım anne, belki iyi gelir.” Başını sallayarak onayladı. “Dikkatli ol.” Vedalaştım ve Velra ile birlikte apartmandan çıktık. Sokakta kimse yoktu, buralar sakindi. Velra’yı şehir de gezdirmek çok daha zordu. Sürekli köpek oluyordu ve kavga ediyorlardı ama burada köpek çok az vardı.

Onun tasmasını çözdüm ve koşmaya başladı. Kaçacağından hiçbir zaman korkmazdım çünkü Velra’nın beni hiç terk etmeyeceğini biliyorum. Ellerimi cebime koydum, hava yine çok soğuktu. Kar yağacak gibiydi. Lucan buranın yaz aylarında bile kış gibi olduğunu söylemişti, gerçekten çok soğuktu.

Kapüşonumu başıma çekip fermuarımı iyice kapattım. Velra’nın uzaklaştığını görünce adımlarımı hızlandırdım, ormana doğru koşuyordu. “Velra! Velra!” Bir şeyin peşine takılmış olmalıydı, yoksa bu kadar çok uzaklaşmazdı. Onun ardından ormana girdim, sisli ve sessizliği ürkütücüydü. “Velra, kaybolacaksın, uzaklaşma.” Dediğim gibi de olmuştu, Velra kaybolmuştu. “Off.” Havlamasını duyabiliyordum, uzaktan geliyordu. Çalılar hışırdıyordu ve sebebinin rüzgâr mı yoksa başka bir şey olup olmadığını ayırt edemiyordum. Yavaş yavaş ürkmeye başlıyordum.

“Velra! Kızım buraya gel!” Ona seslendim ama sadece uzaktaki havlaması vardı. Birkaç kez ıslık çaldım ancak hâlâ geri dönmüyordu. Yavaş adımlarla oraya doğru gidiyordum, ona yaklaştığımda havlaması kesildi. “Velra!” Onun için endişelendim, orman ürkütücü sessizliğine tekrardan bürünmüştü. Bir uğultu vardı ama nereden geldiğini kestiremiyordum. Sis görüşümü engelliyordu, karşıma ne çıkacağını bile bilmiyordum. Kalbim korkudan deli gibi atıyordu.

Onun hırlayışını duydum. Yanına yaklaştığımda hızla boyun tasmasından sıkıca tuttum. “Velra, sakinleş kızım.” Başımı kaldırarak hırladığı yere baktım. Yoğun sisin arasında yine bir cüsse vardı. Gözlerimi hafifçe kıstım. Siyah bir kapüşonlunun üstüne giyilmiş siyah bir şişme montlu adam. Pantolonuda aynı şekilde siyah, ne dar, ne bol. Elleri montunun cebinde. Kafasında kapüşonu var ama anlamsız bir şekilde o, o kadar simsiyah ki hiçbir şey görünmüyordu. Gölge gibiydi. Bu o. “Siktir, yine sen!” Velra hırlamaya devam ediyordu. “Beni takip etmeyi bırak artık!” Adamın uzaktan bana doğru yaklaştığını fark ettim. Velra hızla yerinden ona saldırmak için sıçradığında tasmasını sıkıca tuttum. “Velra, hayır!” Çok garipti, Velra komutum olmadan hiç kimseye saldırmazdı.

Adam yaklaşıyordu ve ne yapacağımı bilmiyordum. Velra’yı tutmak çok zordu. Eğer yanaşırsa ya da onu elimden kaçırırsam onu yakalar ve parçalardı, ne de olsa Velra bir yarı kurttu. Adamın da ona ne yapacağını bilmiyordum. Tasmasını hemen takarak elime sardım ve onu çekiştirerek koşmaya başladım. “Velra koş!” Neyse ki komutuma uyup koşmaya başladı. Tasmayı özellikle bıraktım, “Velra, eve koş.” ben onun hızını engelliyordum, adamın ona zarar vereceğinden korktum. Komutuma tekrar uydu ve beni arkada bırakarak koşmaya devam etti. Sisin arasında onu kaybettiğimde, toprağın içinden taşmış ağaç köküne takıldığımda yere düştüm. “Ha siktir…”

“Uzak dur lan! Uzak dur benden!” Durdu. Dediğimi yaptı ve arkasını döndü. İlerleyip uzaklaştığında onu göremiyordum. Derin nefes alıp verdim. Bileğim çok acımıştı, baktığımda morarmıştı bile. Ayağa kalkıp birkaç adım attığımda üstüne basamadığımı fark ettim. Ağaçtan destek alarak durdum. Etrafıma baktım. Neredeydim?.. Kaybolmuştum. Velra’nın peşinden ormana girerken sürekli farklı yönlere gitmiştim ve şimdide kaybolmuştum. “Bir de bu eksikti.”

Telefonun sinyali çekmiyordu. Lucan demişti zaten, ormanın derinliklerine girmemeliydim çünkü sinyal hiçbir şekilde çekmezdi. Kaybolabilirdim, tamamen unutmuştum uyarısını. “Ahh… ne yapacağım?” Telefonu kapatıp cebime attım. Birkaç saate hava kararacaktı ve ben ormanda gizemli bir adamla yalnız kalmıştım. Manyağın tekiyle. O olduğundan emindim, kimse beni yanıltamazdı. Eğer oysa sıkıntıydı ama bir olasılık değilse daha da sıkıntıydı. Peşimde bir sapık olduğu anlamına geliyordu! Aslında oysa yine bir sapık sayılırdı! Yoksa beni… beni en başından beri tanıyıp takip mi ediyordu? Bu yüzden yalnız olduğumu biliyor olmalıydı. Ama bana o odadan hiç çıkmadığını söylemişti. Belki de yardım isteyen sıradan bir adamdı ama onu ilk gördüğümde beni uzaktan seyrediyordu, ikisi aynı kişilerdi. Aynı kıyafet, aynı duruş. Kim bu herif? Ceb mi yoksa bir seri katil falan mı? Şimdi bu sessiz ormanda daha da korkuyorum.

Tanrım… bu kasabaya geldiğimden beri neler yaşıyorum böyle?..

Geçtiğim yerleri işaretlemek için dalları sarkacak şekilde kırdım, aynı yeri dolaşmıştım. Başka yönler denedim. Hava kararmıştı ve çok soğumuştu. Telefonumun şarjı bitiyordu, feneri daha fazla kullanamıyordum. Ellerim donmuştu ve başımda kapüşon olmasına rağmen soğuk kulaklarımı kesiyormuş gibi hissediyordum. Enerjim hiç kalmamıştı, çok yorulmuştum. “Bu kadar uzaklaştığıma inanamıyorum.” Kim bilir belkide ormandan çıkmak için aradığım yol, beni dahada uzaklaştırmıştı. Dayanamayıp yere oturdum. Kilisenin çanları çaldı. Saatin yediye geldiğini anladım çünkü hep yedide çalardı.

“Birileri illa gelecektir. Bu orman gerçekten bu kadar büyük mü?” Ellerimi birbirine sürtüp içlerine sıcak nefesimi üfledim. Çok karanlıktı ve korkuyordum. Çalılıkların içinden sesler geliyordu, bana neyin yaklaştığını hiç bilmiyordum. “Of Velra ya! Ormana kaçmasaydı böyle şeyler olmayacaktı.”

Birkaç saat daha geçti. Buruk bir bilek, şarjı olmayan bir telefon, karanlık büyük bir orman ve kaybolmuş bir aptal. Soğuktan ölmek üzereymişim gibi hissettim. Başımı ağaca yasladım ve hafifçe gözlerimi kapadım. Her yerim üşümekten titriyordu. Ormanın hışırtısı ve uğultusu devam ediyordu, korkudan ne yapacağımı bilmiyordum, bu yüzden tamamen teslim olmuştum. Uyumak tatlı geliyordu…

Ancak birkaç dakika ileriden gelen Velra’nın havlamasını duydum. Yanında iki kişi daha vardı, ellerinde fenerle bana doğru koşuyorlardı. “Tanrım… şükürler… olsun...” Bunlar Rowen ve Lucan’dı. Gülümsedim. “Alder!” Lucan buz gibi olmuş vücudumu tutup kaldırdı. “İyi misin?” Rowen ona ters ters baktı. “Sence iyi mi aptal?! Bembeyaz olmuş.” Lucan onu umursamadı. “Annen kaybolduğunu söyledi, Velra’nın senin kokunu iyi tanıdığını söyledi. Onlar sayesinde geldik.” Rowen beni ondan aldı ve kendisi tuttu. “Açıklama yapacak zamanımız yok gerizekalı, çocuk ölecek.”

“Benimle şöyle konuşup durmasana göt herif!” Rowen bana baktı. “Hey, yürüyebilir misin?” Başımı iki yana sallayıp ayak bileğimi gösterdim. Eğilerek telefonunun feneriyle baktı. “Burkulmuş gibi. Sürükleyerek götürürsek çok zaman kaybederiz, hemen ısınman lazım. Seni kucağıma alacağım, merak etme.” Dediği gibi yaptı ve hep birlikte ilerlemeye başladılar. O kadar üşüyordum ki ne düşüneceğimi bile bilmiyordum ama Rowen’ın bedeniyle elleri beni ısıtıyordu. O ise üşüyor olmalıydı.

Konuşarak tüm yolu döndüler, Velra’nın da yardımıyla birlikte tabii. Eve geldiğimizde Lucan durumu anneme açıklıyordu, Rowen ise beni yatağıma yatırmıştı. Daha sıcak şeyler giydirip üzerime kalın bir battaniye sermişti. Bana gösterdiği ilgisi beni ürkütüyordu çünkü ona daha yakın hissetmeme neden oluyordu.

“Daha iyi misin?” Yatağa oturduğunda bana baktı. Başımı sallayarak onayladım. “Annen çorba ısıtıyor, onu içtin mi daha iyi olursun. Bir de şu bileğine bir bakayım.” Ellerimle destek alarak yatakta oturur bir pozisyona geçtim. Battaniyeyi ayağımdan çekti, eşofmanımı ve çorabımı sıyırdı. Hafifçe dokunduğunda sızlandım. “Hareket ettirebiliyor musun?” Yaptım. “Ağrıyor ama.” Morarmıştıda.

“Bir, iki haftaya geçer, o zamana kadar zorlamaman gerek. Üstünede basma, günde birkaç kez buz koy.” Güldüm. “Nasıl bu kadar bilgilisin?”

“Küçükken tam bir baş belası kız kardeşim vardı, sürekli bir yerlerini yaralardı.” Kaşlarımı çattım. Çorabımı düzeltti ve battaniyeyi geri kapattı. “Vardı derken?” Derin bir iç çekti. “İki sene önce öldü.”

“Ah… üzgünüm.” Hafifçe gülümsedi. “Sorun değil. Alıştım. Alder, merak ediyorum da… neden ormanın içine o kadar girdin? Gitmemen gerekiyordu. Eğer ormanı çok iyi bilmiyorsan kaybolursun. Sonsuz bir orman orası. Giren yönünü bulamıyor.”

“Evet, biliyorum, Lucan uyarmıştı. Velra bir anda koşmaya başladı, bir şeyin peşine takıldı. Bir şey değil. Birisinin.” Kaşlarını çattı, meraklanmıştı. Ceb’den ona bahsetmeli miydim bilmiyorum, bu çok riskli olabilirdi. “O ormanda kimse olmaz, aklı başında birisi girmez oraya.”

“Eminim, onu gördüm. Üzerime yürüdü, Velra havlayıp saldırdı. Tabii buna engel oldum, yüzünüde görmedim.”

“Ahh, bu ürkütücü. Eğer kimse aklını kaçırmış olmalı. İyi ki sana bir şey yapmamış.” Lucan odaya girdiğinde elinde bir poşet buz vardı, ayrıca havluya sarılıydı. “Daha iyi misin Alder?” Başımı sallayarak onayladım. “Buz getirdim.” Aldım ve bacağımı kendime çekerek buzu bastırdım. “Teşekkür ederim her şey için.”

“Rica ederiz.” Lucan gülümsediğinde Rowen sadece başını sallayarak onayladı. “Gidelim artık, saat çok geç oldu. Sende dinlen.” Rowen’ın dediğine Lucan da katıldı. Vedalaştık ve odadan çıkarak evden ayrıldılar.

Garip bir gündü. Garip ve ürkütücü. Ormanın korkunçluğu mu desem, beni takip eden… her kimse artık, onun tüyler ürperticiliği mi desem bilemedim. O ormanda bir şeyler vardı, insanın içine inanılmaz bir kötü his doğuyordu. Sanki size varoluşsal sancılar çektirebilecekmiş gibi. Bu kasaba gerçekten bozuktu. Eğer Rowen’ın dediği gibi giren yönünü bulamıyorsa o nasıl çıktı?

Artık daha fazla bir şey düşünmek istemiyorum. Sadece dinlenmem gerekiyor. Olan şeylerin aksine okula gitmemek için bir bahanem olduğuna seviniyorum.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.