insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Bazen hâlâ saçma sapan şeyler görüp duymaya devam ediyorum. Ama o gün apartmanda gördüğüm kadar korkunç bir şey görmemiştim. O derilerin hissiyatı bir türlü ellerimden gitmiyordu. Vıcık vıcık, yapış yapışlardı. Gerçek bile olmayan bir şeyin hissiyatı nasıl bu kadar akılda kalıcı olabilir? Korkuyorum. Korkuyorum çünkü onu bir daha görmek istemiyorum ama geri döneceğini de biliyorum.

Lucan yine ortalıklarda yok. Nereye kaybolduğunu hep merak ediyorum. Bazenleri onu özlüyorum. O gün beni kurtardığı için teşekkür bile edememiştim. O şoku hâlâ atlatamıyorum.

Annemle konuşmuyorum, babamla zaten yüz yüze bile gelmiyoruz. Artık düşse bile düştüğü yerde yatıp kalıyor. Ondan nefret ediyorum, hiç etmediğim kadar nefret ediyorum. Annemden ise… hayır, ondan nefret etmiyorum. Sadece kızgındım. Eğer işler bu raddeye gelmeseydi benim yüzüme bakacak mıydı? Bana oğlum diye seslenecek miydi? Hayır. Bana iğrenen gözlerle bakmaya devam edecekti, beni kaybetme korkusu yaşadığı için bunları yapıyor.

Rowen ile zaten çok sık görüşmüyorduk. İşe gidip duruyordu, okulda zaten yeterince meşguldü. İnsanlarla takılıp duruyordu. Bir insan insanlardan bu kadar nefret ederken nasıl bir yandan da onlara bayılıyormuş gibi davranabilirdi ki? Hiç de yüzüne yansımıyordu. Ama görüştüğümüz zamanlarda, mesela Velra’nın bana ağzında o halatı getirdiği gün, çok iyi davranıyor. Çok da iyi değil ama eskisine göre artık bana o kadarda yabancı gibi davranmıyordu. İnsanlardan nefret ederken onların içinde bende var mıyım? Ben ondan hoşlanırken…

Bugün Velra’sız dışarı çıktım. Annem onu zaten gezdirmişti. O da işe girmeyi düşünüyordu. Belki bende girebilirdim. Apartmandan çıkarken siyah eldivenlerimi taktım. Ceketimin önünü kapattım ve kapüşonumu düzelttim. Hava karanlıktı. Yıldızlar yine parıldarken adımlamaya başladım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Ayaklarım beni götürdü.

Aslında bu intihar köprüsüne hangi ara, hangi hızla geldiğimi anlamadım. Burası lanetli bir yer olsa bile çok güzeldi. Aşağıdaki nehirin sesi çok güzeldi. Şakır şakır akıyordu. Durmaksızın. Gündüzleri burası daha güzel görünüyor olmalı.

Buraya her geldiğimde bir şey olup aşağıya düşmekten korkuyorum. Sanki bir anda birisi gelip beni arkamdan ittirecekmiş gibiydi. Ya da her an ayağım kayacakmış gibi. Doğru düzgün bir koruma demiri bile yoktu. Burası ister istemez sizi kendine çekiyordu, kendinizi her zaman burada buluyordunuz. Bağımlılık yapıcıydı, korkunç olduğu kadarda güzeldi.

Aşağıyı seyrederken ileride yine gölge adamı gördüm, sadece korkunç gözleri olan herif. Kaşlarımı çattım. Köprünün merdivenlerine indim, iki basamaklıydı zaten. Kendimde ona seslenme cesareti buldum. “Neden beni takip ediyorsun? Kimsin sen!” Ceb’e hiçbir zaman soramamıştım, hep unutuyordum. Artık tüylerimi ürpertmek yerine alışmıştım. “Sana diyorum! Seni fark ettiğimi biliyorsun, oradan seyredeceğine karşıma gel!” Yavaş adımlarla gelmeye başladığında Rowen’ın tok sesini arkamda duydum. “Kiminle konuşuyorsun sen yine?” Yerimden sıçradım ve ona döndüm. Hep çok sessizdi. Geldiğini hiçbir zaman fark etmiyordum. “Onunla—“ Önüme döndüğümde kaybolduğunu gördüm. “Nereye gitti? Daha az önce ordaydı.”

“Alder…” Ona tekrardan döndüm. “…orda kimse yoktu.” Kilisenin çanları kasabada yankılandı. Ağzım açık kaldığında sinirim bozuldu, güldüm. “Hayır ya. Ordaydı. Sis yüzünden göremedin.” Başını iki yana salladı. Elleri cebindeydi. “Kimse yoktu.” Kalbim hızlandı. Elimi sol göğsüme koyup kıyafetimi sıktım. Hızla nefes alırken sakinleşmeye başladım. Ya beni bunca zamana kadar aslında kimse takip etmiyorsa? Hayır… hayır… Lucan gördü, Rowen sisten dolayı göremedi. Eminim.

Sakinleştim. Aklımla kendimi ilk defa sakinleştirdim ve soluklandım. “Sen nerdeydin? Köprüde görmedim seni.” Baş parmağını kaldırarak omzunun üstünden arkasını gösterdi. “Köprünün diğer ucundaydım. Ana yola çıkıyor.” Başımı onaylarcasına sallarken ona yaklaştım. Yüzünü karanlıktan görememiştim ama şimdi yaklaştığımda ise yüzünde morluklar olduğunu gördüm. Şakakları ve gözünün altı mosmordu. Dudağı kızarmıştı. “Suratına n’oldu?” Basamaklara oturduğunda bende yanına oturdum, bakışlarımı yüzünden ayırmadım.

Rowen’a bunu kim yapabilirdi? Bu hâle nasıl gelmiş? “Sana ne.” Kaşlarımı çattım ve hafifçe yüzüne yaklaştım. Onu duymazdan geldim. “Bakmasana öyle bana.” Dedi neredeyse kekeleyerek ve geri çekilerek. “Sapık mısın nesin? İlk defa mı dayak yemiş birini görüyorsun?”

“Hayır. Seni böyle görmeye alışık değilim. Aslında bunu sana birinin yapabileceğini hiç düşünmemiştim.” Hafifçe elimi kaldırdım ve parmağımı gözünün altındaki morluğa yaklaştırdım. Gözlüğü yoktu, böyle daha iyi görünüyordu. Kaçmadı ya da ittirmedi, sadece o gözünü kapattı. Diğer açık gözüyle benim gözlerime baktı. Dokunduğumda hafifçe sızlandı. Hızla elimi çektim. “Niye? Ben birisi miyim? Bende insanım, dayak yiyebilirim ya gerizekalı.”

“Kim yaptı?” Gözlerini devirdi. “Sana ne diyorum ya.” Sinirle iç çektim ve başımı önüme çevirdim. Gerçekten deli gibi merak ettim. Acaba bar da birisiyle kavga mı etti? Çakmak çakma sesi duydum. “Sikeyim.” Diye fısıldanarak söylendi. Birkaç kere salladı, yere vurdu ama yine de yanmadı. Cebimde ki mor, içi görünen şeffaf çakmağı çıkarıp dudaklarındaki sigaraya yaklaştırdım. Göz gözeydik. “Sağ ol.” Baş salladım ve ona uzattım. “Sende kalsın.”

Hiç reddetmeden aldı. Bir süre sessizce sigarasını içip durdu sadece dumanı üfleyişinin sesi vardı. “Babam yaptı.” Ona baktım. Şaşırmıştım. Lucan aslında babasıyla problemleri olduğunu söylemişti ama bu kadar olduğunuda bilmiyordum. “Sık sık mı?”

“Genelde.” Onun için üzüldüm. Az çok sanırım onu anlayabiliyordum. “Neden yapıyor ki?” Sigarasını atacakken bana uzattı. “İçecek misin? Hiç sarmadı şu an.” Aldım ve filtre kısmına baktım. Dolaylı yoldan öpücük mü. Dudaklarıma yerleştirdim ve içime çektim. “Kafasına esince yapıyor. Eğer bir şeye bozulduysa gelişi güzel vuruyor. Klasik baba modeli. Öldürmek istiyorum şerefsizi ama ailemden kalan tek şey o.” Dumanı üfleyerek külünü silktim. “Üzgünüm.”

“Üzülme. Sikeyim, sen bu hâlinle bana üzülme. Şehirli ibne.” Güldüm kendi kendime, o da güldü. “Hâlâ bana öyle diyorlar mı?” Mırıldanarak onayladı. “Hemde arkadan nasıl vurdurduğunu konuşuyorlar. Kesinlikle altta olduğundan falan. Anal’dan almak mı? Ne garip ya, sarıyor mu?” Ona baktım. “Taşak mı geçiyorsun?” Göze göze geldik tekrardan. Güldü. “Bilmem. Sen geçiyor musun?”

Çok sinir bozucu biriydi ama onunla olmak ve sohbet etmek eğlenceliydi. Ne kadar alay konusu olsam bile. Ona cevap vermedim ama o ardından bir soru daha sordu. “Alder, cidden öyle misin?” Ona baktım. “Sana ne.” Dedim onun tavrıyla. “Ya hadi. Söyle.”

“Neden sana söyleyeyim? Herkese anlatasın diye mi?” Sigarayı art arda içtikten sonra yere attım. Güldü. “Herkese anlatsam n’olur? Zaten senden herkes nefret ediyor, öyle olduğunuda söylenti olsun olmasın biliyorlar. Ayrıca böyle diyerek kabul ettiğinin farkındasın, değil mi?” Dediklerinin her birinin bu kadar mantıklı olması beni gerçekten bir aptal gibi hissettirdi. Hatta birkaç saniye bir şey söyleyemedim. “Öyleyim Rowen. Hatta senden hoşlanıyorum. Bu deliliğin içinde seni düşünüp duruyorum.” Demek istedim ama diyemedim. “Öyleyim.”

Güleceğini bekledim. Hatta yarıla yarıla ama o hiçbir şey demedi. Derin sessizliğe bürünürken sanki derin bir düşünceye dalmış gibiydi. “Daha önce bir erkekle oldun mu?” Önüne bakıyordu. “Hayır, daha önce hiç.”

“Bir kızla?” Tekrardan reddettim. Bu sefer bana baktı. Kaşları çattıktı, kafası karışmıştı. “E öyle olduğunu nerden biliyorsun o zaman? Kendini böyle erkenden adlandırman doğru mu?” İç çektim ve önüme baktım. Sırtımı basamağa yasladım ve bacaklarımı uzattım. “Yani… on sekiz yaşındayım. Bu zamana kadar hiçbir kızdan hoşlanmadım, hiç ilgide duymadım—” Bir anda ona baktım. “Şu lanet konuyu kapatabilir miyiz? Neden benim eşcinselliğim hakkında konuşuyoruz?”

“Merak ettim. Edemez miyim?”

“Nedense ben senin hakkında bir şeyler merak ettiğimde hep tavır alıyorum.” Dudağının köşesi hafifçe kıvrılırken bana yandan baktı. “Beni merak eden tek kişisin. Kimse bu kadar umursamıyor beni.” Gözlerimi devirerek önüme döndüm. “Umursadığım falan yok.” Dedim ağzımın içinden. “Dudakların.”

“N’olmuş?”

“Isırıyorsun. Yalancı.” Sinirden dişlerimi sıktım. Ne kadar lanet olası bir özellikmiş bu. Adam akıllı yalanda mı söyleyemeyeceğim? Rowen nasıl ve neden bunu fark eder ki? “Dudaklarımı seyretmekten vazgeç o zaman.”

“Ama güzeller. Dolgunlar ve kıvraklar. Nasıl bakmayayım?” Ona cevap vermedim. Neden benimle böyle konuşuyor ki? Aslında ses tonunda bir flörtüzlükte yoktu. Normaldi. Ama beni deli ediyordu, hoşuma gidiyordu. Aslında yalan söylediğimi dudaklarımı ısırdığımdan anlamasıda hoşuma gidiyordu. Benim hakkımda ufak detayları fark ediyordu. Kendi kendime sırıttım başımı eğerken. O da güldü. Bir şey demedi. “Benden de nefret ediyor musun?”

“Bilmem.” Dirseklerini basamağa yasladı. Aynı benim gibi bacaklarını uzattı. “Herkesten nefret ederim ama senden etmiyorum.” Ona baktım. “Seni sevmiyorum sadece.” Güldüm. “Ne kadar saçma bir herifsin.” O da tekrar güldü. “Ne var? Bence iyi bir gelişme. Diğerleri gibi sıkıcı değilsin.” Evet, kesinlikle onunla aramda bir bağ oluşuyordu. Bunu hissedebiliyordum ama gereksiz bir şekilde güvende hissettiriyordu. “Hadi gidelim artık.” Ayağa kalktı. Peşinden kalktım. Apartmana doğru yol aldık.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.