Ceb hâlâ ortalıklarda yoktu. Okula gitmiyordum, evde kalmaya devam ediyordum. Bunu daha fazla ne kadar devam ettirebileceğimi bilmiyorum, annem bir şey söylemiyor ama okula gitmemi oldukça istiyordu. Ancak ben bir türlü gitmek istemiyordum, sokaktaki herkes dönüp bana bakıyordu. Nedenini bilmiyordum ama okuldakilerin benim hakkımda çıkardığı, “İbne.” dedikodusu yüzünden olmalıydı.
Bu aralar garip şeyler oluyordu. Etrafta ürkütücü gölgeler görüyordum, bir şeyler bazen kulaklarıma fısıldıyor, duvarları tırmalıyordu. Sanki bir grup kötü ruh bana musallat olmuş gibiydi…
Annem içeriden bana seslendiğinde ayağa kalkıp yanına gittim. “N’oldu anne?” Yemeği karıştırırken bana baktı. “Ha? Bir şey olmadı oğlum.” Kaşlarımı çattım. Sinirim bozulduğu için güldüm. “Anne bana seslendin ya.” Başını iki yana salladı ve alt dudağını sarkıttı. Saçlarımı karıştırdım. Bana seslendiğine eminim… “Alder.” Sese döndüm. Annemdi. “Kimle konuşuyorsun?” Kaşlarımı çattığımda arkama döndüm ve ocağa baktım. Ocakta pişen yemek haricinde hiçbir şey yoktu. Birkaç adım geriye attım ve başımı ovaladım. “N’oluyor ya?..”
“Alder, iyi misin? Betin benzin atmış.” Yanıma gelip elimi tuttuğunda hızla çektim. “Dokunma bana…” Onun da gerçek olup olmadığını bilmiyorum. Yüzümü ovaladım, hâlâ orada mıydı ki?.. Korkuyla nefes alıp verirken yavaşça ellerimi yüzümden indirdim. Değildi. Yerimden sıçradım ve arkamda ki yemek masasına çarptım. “Siktir! Ha siktir lan!” Hızla koridorda ilerledim ve montumu alarak ayakkabılarımı giymeye başladım. Korkudan yüreğim ağzımdan fırlayacaktı.
Buradan uzaklaşmam gerekiyordu. Sanki bu evdeki hiçbir şey gerçek değilmiş gibiydi. Evden çıkarak merdivenleri inmeye başladım. O sırada apar topar montumu giyiyordum. Rowen’a çarptığımda o kadar dehşete düşmüştüm ki sadece özür dileyip geçmiştim. Kendimi hızla dışarı bıraktığımda karın ne kadar tuttuğunu fark ettim.
Bileklerime kadar geliyordu. Karın soğukluğu içimi soğuturken nefes alış verişim düzelmeye başladı. “Bana n’oluyor?..” Deliriyormuş gibi hissediyorum, insan olduğumu hatırlatan sadece bu soğuk kar ve kilisenin çanları. Sanki o çanlar beynimde yankılanıyordu. Beni kendime getirdi.
Adımlarımla ilerledim, kasaba o kadar karanlıktı ki yıldızların ne kadar fazla olduğunu fark ediyorum. Az önce ne yaşadım? Evet… birkaç gündür bir şeyler görüp duyuyordum ama böylesini yaşamamıştım. Gerçekten deliriyor olmalıydım.
İlerledikçe ilerledim. İntihar köprüsünün yanında durduğumda aşağıya baktım. Akar su akmaya devam ediyordu. Ellerim soğuktan kıpkırmızı olmuştu, parmaklarımın uçları yanıyordu. Cebime koyarak ısınmalarını bekledim. İçimdeki korku hiç geçmiyordu, eve dönmek istemiyordum. Neyin gerçek olup olmadığını bile artık bilmiyorum. Neden delirmeye başlıyorum? Bu kasaba gerçekten lanetli, buraya geldiğimden beri başıma iyi bir şey gelmedi. Belki de bu kasabanın değilde… benim lanetimdir. Yıllar önce onu öldürmedim mi? Şimdi ise ruhu peşimde, intikam almak istiyor.
Kimse yanıma gelmedi, sokak oldukça sessizdi. Sadece karın hışırtısı vardı. Biraz daha kendime geldiğimde eve geri dönme kararı aldım, gerçekten çok soğuktu. Apar topar çıktığım için üzerime kalın bir şeylerde giyememiştim.
Eve döndüm. Dönüşte takip ediliyor gibi hissettim. Annem kapıda beni karşıladı. Korkuyorum. Korkmaya devam ediyorum ama bu sefer her şey gerçek gibi. Sessizdi, bir şey demiyordu. “Anne… n’oldu?.. Neden… neden sessizsin?…” Bakışlarını kaçırdı, bir şey olmuştu. Kötü bir şey vardı. “Baban… bir şeyler söyledi… onunla konuşsan iyi olur.” Ayakkabılarımı ve montumu çıkarıp içeri girdim. Babam hiç beklemeden konuya girdi, çok öfkeliydi.
“İnsanların senin hakkında ne dediğini biliyor musun?” Babam üzerime doğru yürüdüğünde geri adım atmadım. Neyi kastettiğini çok iyi biliyordum. O söylentiyi duymuştu. “Baba… sadece birkaç söylenti. Öyle bir şey yok.” Ağzı içki kokuyordu, sarhoş değildi ama. “Söylentiymiş. Ne bok olduğu umrumda değil. Senin yüzünden, zar zor bulduğum iş de nasıl muamele gördüğümden haberin var mı? Bana ibnenin babası diyorlar! Oğlan babaya çekermiş diyorlar!”
“Özür—“ Yakamdan tutup duvara yasladığında gözlerimi sımsıkı kapattım. “İğrençliğini kendine sakla, bunu insanlara gösterme. Senin yüzünden tüm hayatım mahvoldu. Hiçbir boka yaradığın yok! Yaramayışınla bir de başıma dert oluyorsun!” Bu zamana kadar onlara yük olmamak için her şeyi denemiştim ama varlığım bile sorun oluyordu. “Baba… gerçekten özür dilerim… ama onlar sadece söylenti diyorum!” Yüzüme sert bir yumruk geçirdi. “Bana baba deme… bana… baba deme Alder. Benim, senin gibi bir oğlum yok.” Yutkunarak onun gözlerine baktım. “Affet beni.” Yakamı tutan ellerini tuttum. “Baba lütfen…” Bana tekrardan bir yumruk attığında yere, ellerimin üzerine düştüm. Kapıdaki anneme baktığımda öylesine bakıyordu.
Ayağa kalktım, ona doğru ilerlerken benden iğrenerek birkaç adım geriye gittiğini gördüm. Durdum, hayal kırıklığı ile durdum. “Anne?..” Sanki kötü bir şey yapmışım gibi başını iki yana salladı, uzaklaşarak mutfağa gitti. Ne yapacağım? Herkes beni terk ediyor… Annem bile… Ağlamamak için çok zor dayandım. Velra yanıma gelip kuyruğunu sallamaya başladı. Hafifçe inledi. Odama geçtik, arkamdan geldiğinde kapıyı kapattım ve yatağa oturdum. Onu kucağıma alarak sarıldım ve kürkünde ağlamaya başladım. Yanağımı yalıyordu.
“Ne yapacağım Velra? Ne yapacağım… neden herkes senin gibi olamıyor?..” Farklı olmaktan nefret ediyorum. Eğer öyleysem ne olmuş? Bu benim kim olduğumu değiştirir mi? Hastalıklı mıyım? Onlara mı bulaştırırım? Hayır… hayır bu imkansız… neden benden iğreniyorlar? Babam ve annemden neden benden uzaklaşıyor?.. Neden değiştiremediğim bir şey yüzünden nefret ediliyorum? Böyle yaşamak istemiyorum, annemle babamın beni yalnız bırakmasını istemiyorum. İnsanların, kim olduğum için benden nefret etmesini istemiyorum. Yalnız kalmak istemiyorum! Yalnız olmak istemiyorum… Böyle olmak istemiyorum, lütfen Tanrım… neden?..

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı