Lucan beni o gün apartmana döndüğünde baygın hâlde bulmuş. Üzerimde ki kanlar yerdeki etlere değilde, benim kollarıma aitmiş. Lucan gittiğinde psikoza girmişim, yerde bulduğum kırık camla kolumun üstüne altı-yedi tane yırtık açmışım. Doktorlar öyle söyledi, acilen tedavi olmamı tavsiye ettiler ama reddettim. Buna gücümüz yetmezdi.
Annem saatlerce içeride ağlarken odamda tek başıma yerde oturuyordum. Yaptığım şeylerin hiçbirini hatırlamıyordum, aklımda sadece yerdeki o et parçaları ve… o vardı. Gülümseyişi aklımdan çıkmıyordu, boyu ve beni seyredişi. Boynundaki… ip izi… biliyordum, geri döndüğünü biliyordum. Kollarımdaki sargıları seyrettim. Ellerimle onları çekiştiriyordum. Hangi ara bunları yaptım? Hiçbirini hatırlamıyorum, öyle şeyleri görürken nasıl bunları yaptım? Bana neler oluyor böyle? Hiç anlam veremiyorum ve gerçekten deliriyorum.
Kimseyle konuşmadım. Lucan ve Rowen gelmişti, benimle saatlerce sohbet etmeye çalıştılar ama cevap vermedim. Annem sorular soruyordu, bunu neden yaptığımı merak ediyordu. Kan testi ya da idrar testi istenmemişti, bu yüzden esrar kullandığımı bilmiyordu. Onunla da konuşmadım. “Özür dilerim, benim yüzümden mi oğlum? Sana öyle… davrandığım için mi?”
Tekrar gelecek mi? Beni tekrardan seyredecek mi? O deriler… onları yerde tekrar görecek miyim? Ya tekrardan bir psikoza girersem? Kendime değilde, ya anneme zarar verirsem? Burada kalmalı mıyım? Onunla yaşamaya devam etmeli miyim? Ya Velra… ona baktım. Anlıyordu, o da çok durgundu sanki hasta gibiydi. Zarar vermek istediğim en son şey oydu. Onu kendimden uzak tutmam gerekiyordu. Burada kalmamam gerek.
“Neden benimle konuşmuyorsun? Arkadaşların geliyor, onların yüzüne neden bakmıyorsun? Neden bize cevap vermiyorsun aşkım?” Dedi ve beni öptü. Ayağa kalktım, onu tutarak odadan çıkardım ve kapıyı kilitledim. “Alder! Alder yapma böyle! Lütfen! Yalvarırım!” Soluklandım. Sakinleştiğimi zannederken başımı kapıya yasladım ve sızlandım, daha sonrasında göz yaşlarım gözlerimden taşıp yanağımdan aktı.
Telefonum titredi. Baktığımda hiç bildirim olmadığını gördüğümde hızla bilgisayarın başına oturdum. Kapağını açtığımda ekrandaki bildirime baktım.
0xR3W1207 (özel):
bana ihtiyacının olduğunu söylemiştim
0xR3W1207 (özel):
bana aitsin
0xR3W1207 (özel):
senin ilacın
0xR3W1207 (özel):
benim.
0xR3W1207 (özel):
seni benden başka kimse iyileştiremez
Dudaklarımı ısırırken göz yaşlarımı burnumu çekerek sildim. Neden bilmiyorum ama ona gerçekten ihtiyacım var. Belki de gerçekten beni anlayacak ve bana yardımcı olabilecek tek o’dur. Bir şans vermem gerekiyor.
A//d3rW99 (özel):
Sana ihtiyacım var
0xR3W1207
Çevrimdışı !
“Hayır! Hayır, hayır, hayır!” Masaya vurdum ve parmaklarımı saçlarımın arasına sokup çekiştirdim. Benimle oyun mu oynuyor? Neden ona ihtiyacım olduğunu bile bile bana umut verip kaçıyor? Yardıma ihtiyacım var, birilerinin bana yardım etmesini istiyorum… hayır, birilerinin değil. Onun bana yardım etmesini istiyorum ama…
Nefes nefese kaldım. Ne yapacağımı bilemedim, kalbim çok hızlı atıyordu yine. Yutkundum, çevrimdışı olduğunu bile bile yinede faremi görüntülü aramaya götürdüm.
A//d3rW99
kamerasını paylaşıyor !
0xR3W1207
kamerasını paylaşıyor !
Kalbim bir anda heyecandan göğsüme çarptı. Odam karanlıktı, sadece beyaz lambanın ışığı vardı. O ise… hiç görünmüyordu. Ne elleri, ne üstündeki kıyafet… hiçbir şey görünmüyordu. Sanki orada değil gibiydi ama nefes alışverişini duyabiliyordum. Üzgün olduğunu anladım ve hissettim. Onunla sohbet etmişliğimiz vardı, bir yakınlık kurmuştuk.
“Ceb.” Ona seslendim ama yanıt vermedi. Böyle seslendiğimide biliyordu. “Üzgünüm, üzgünüm… dediklerinde haklıydın. Dediğin her şeyde haklıydın. Annem beni önemsiyor, arkadaşımda öyle… yalnız değilim belki ama öyle hissediyorum. Etrafımdalar, bana yardım etmek istiyorlar ama ben…” başımı iki yana sallayıp eğdim. “…öyle hissetmiyorum. Yalnızım işte.” Hâlâ konuşmuyordu, nefes alışverişi keskindi. Sessizliği çok gürültülüydü. “Belki de dediğin doğrudur… gerçekten de—“
“Bozuluyorsun.” Başımı kaldırıp ekrana baktım. Sesini duymak onu ne kadar özlediğimi fark ettirdi bana. Sessiz ve sakin sesi. Ona ait değil belki ama beni huzurlu hissettiriyor. Başımı sallayarak onayladım. “Üzgünüm, beni affet. Gerçekten sana ihtiyacım var. Senden başka kimse bana yardım edemeyecek gibi hissediyorum.”
“Kolun. Kaldır.” Kolumu hafifçe kameraya kaldırdım. Sargıları gördüğünde bir şey demedi, hâlâ kırgındı. “İyi değilim. Kafayı yiyorum.” Yüzümü ovaladım ve sargılarla tekrardan oynamaya başladım. “İnsanlar sana kafayı yedirtiyor.” Yavaş ve fısıldarcasına konuştu, altını çize çize. “Senin adına konuşuyorlar, öyle değil mi? Seni adlandırıyorlar.” Mırıltıyla onayladım. “Sana zarar veriyorlar ve sen karşılık vermek yerine köşene çekiliyorsun.”
“Başka ne—“
“Bu da sana kafayı yedirtiyor. Seni lanetliyorlar. Bu Dünya için çok hassasın, gerçeklik sana zarar veriyor.” Cevap veremedim, onu hâlâ görmüyordum. Veremedim değil, sadece ne diyeceğimi bilemedim çünkü doğru konuşuyordu. Ben anlatmadan sanki içimi okuyordu. “Onlardan nefret ediyor musun?” Normale göre daha alçak sesli konuşuyordu, bu sefer korkunç değildi… üzgündü. “Kimden?”
“İnsanlardan.” İçim öfkeyle doldu bir anda, insanlar, dediğinde okuldakiler geldi aklıma. Sadece onlarda değil, sokakta dönüp bana bakan insanlar, babamın iş yerinde benim ibne olduğumu söyleyenler. “Evet, evet hepsinden nefret ediyorum. Keşke hepsi ölse, keşke herkes yok olsa. Ya da kimse bilmese beni.”
“Arkadaşını… anneni… onları kendinden uzaklaştırıyorsun. Onlardan da mı nefret ediyorsun?” Kaşlarımı çattım ve anında reddettim. Bana yardım eden, benim hayatımı kurtaran Lucan’dan ve biricik annemden nasıl nefret ederim? “Kendinden nefret ettiğin için onları uzaklaştırıyorsun. Olduğun kişiden, yaptığın şey yüzünden kendinden nefret ediyorsun.”
“Ne?” Ekrana yaklaştı, parazitler yüzünü sardı. “Geçmişinde peşini bırakmayan bir şey var mı Bambi?*” Kaşlarımı çattığım, gergin yüz hatlarım yavaşça yumuşadı. Arkama yaslandım, neredeyse ekranda yüzüm görünmüyordu. “Seni senden iyi tanıyorum, demiştim.” Uzaklaştı. “Senin peşini bırakmayan bir şey var. Kaderini lanetlemiş, için içini yiyen.”
1*Ceb’in Alder’a sesleniş şekli. Alder’ın ismindeki “der” kısmının İngilizcede geyik anlamına gelen “deer” sözcüğünü çağrıştırması nedeniyle, Disney’nin yavru geyiği Bambi’nin adını kullanır.
“Vicdan azabı.” Sorunumla yüz yüze geldiğimde kendimde hiç hissetmediğim bir şey hissettim. Gerçekler yüzüme vuruluyordu. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum, konuşmayacağım. Tekrardan gelir, tekrardan beni seyredecek. O, geri dönecek. Onu, hatırlamak istemiyorum. Zaten o koca silüeti bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. “Bunu konuşmayacağım Ceb.”
“Bunu şimdi konuşmayacağız, Bambi.” Mırıltısıyla tekrar onayladı. “Şimdi değil.” Kalbim hızlı hızlı attı. Sargılarla daha da oynadım. Hâlâ acıyorlardı. Üç gün geçmesine rağmen dokundukça sızlıyorlardı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı