Lucan hâlâ ortalıklarda yoktu. Başına bir şey gelip gelmediğini merak ediyordum. Belki bugün dairesine gidip onunla bir konuşurum. Bir hafta olmuştu. Ara sıra oyuna giriyordum, pek yakınlaştığımız söylenilemez ama eskisine göre aramız daha iyi. Rowen ise hâlâ sinir bozucu ve ukalaydı. Yine de ondan neden hoşlandığımı bilmiyorum bile.
Beni kötü hissettiriyordu. Demek istediğim… bu hoşlantı. Doğru değil, yanlıştı. Bir erkekten hoşlanmamam gerekiyordu. Daha önce böyle bir şey yaşamamıştım, aslında kimseyi sevmemiştim ancak Rowen farklıydı. Belkide bu hissettiğim şey hoşlantı bile olmazdı. Ama sevdiğiniz insanların yanında karnınızda kelebekler hissetmez misiniz? Onunla daha fazla vakit geçirmek isteyip etrafta sürekli onu aramaz mısınız? Ona bakıyorken size bakmasını ummaz mısınız? Göz göze geldiğinizde kalbiniz deli gibi atmaz mı?… Neden bunların hepsini hissediyorum? Gerçekten ona aşık mıyım? Ama istemiyorum çünkü o benim gibi… garip değil.
Bahçeden okula girdim. Sadece bir-iki ders kalmıştı. Havalar hâlâ soğuk ve sisliydi. Sınıfıma giderken koridorda Rowen’ı gördüm. Bir kızı duvara yaslamıştı. Kaşlarımı çattım. Galiba flörtleşiyorlardı. Evet, ikiside gülüşüyordu. Siktir ya. Neyse. Derin bir iç çekip başımı önüme çevirdim. Dudaklarımı ısırırken tekrar oraya baktım. Doğru görmüştüm. Demiştim, benim gibi garip değil.
Sınıfa girdiğimde bir çocuğa çarptım. “Önüne bak şehirli ibne.” Kaşlarımı çattım. “Ne? Ne dedin sen?” Beni umursamadı ve arkadaşlarıyla sınıftan çıktı. Onu bileğinden tuttum. “Ne dedin dedim!” Hepsi birbirine bakıp gülüştü. “Şehirli ibne dedim! Ne yapacaksın? Kavga mı edeceksin benimle?” Onun bileğini bıraktığımda dudağım aralandı. Kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. “Bana öyle seslenme bir daha.”
“Nedenmiş o? Herkes vurdurduğunu söylüyor, geymişsin yani.” Bir adım geriye attım. Bunu sadece Rowen biliyordu. Yani bilmiyordu. Ona aşık olduğumu zannediyordu. Doğruydu da tabii ama… o gün köprüde bana, “Bence sen bana aşık falansın.” demişti. Reddettiğimde yalan söylediğimi anlamıştı. Bu söylenti onun yüzünden çıkmıştı. Etraftaki çocuklar onun dediğine güldüler, resmen herkes gülüyordu. Hızla yumruğumu kaldırıp suratına vurduğumda yere düştük. O kadar hızlı gerilip vurmuştum ki ben bile düşmüştüm. Kontrolsüzce suratına ardı ardına gelen yumruklar attım.
Arkadaşları beni tuttu ve sürükledi bir yumruk atarak metal dolaplara fırlattılar. Tam ayağa kalkacakken çeneme bir tekme yedim ve yere düştüm. Kalabalık etrafımıza toplanmıştı. Çocuklardan biri suratıma tekrar yumruk atmaya başladı. Suratımı korumaya çalıştım. Karnıma bile tekme yiyordum. Rowen kalabalığın içinden çıkıp bağırdı. Herkesin dağılmasını söyledi, çocuklardan birkaçı bana vurmayı kesmişti, diğerlerini ittirerek durdurdu. Rowen beni tutup kaldırırken hızla onu ittirdim. “Siktir lan! Kendim kalkarım!” Ayağa kalkarak kalabalığı ittirdim ve yanlarından ayrıldım.
Göz yaşlarım gözlerimden taşmaya başladı. Okuldan çıkarak olabildiğince hızlı koştum. Nereye koştuğumu bile bilmiyordum. Birisine çarparak yere düştüğümde intihar köprüsüne geldiğimi anlamıştım.
Lucan eğilerek suratıma baktı. “Hey, iyi misin?” Hızla montunu çıkardı ve uzattı. “Al, giy. Hava soğuk.” Onun üstünde kapüşonlu, polar bir kıyafet vardı. Burnumu çektim ve montu giydim. Elini uzattığında tutarak kalktım. Köprünün merdivenlerine oturduk. “Bu hâlin ne? Ağzın yüzün kan içinde, ağlamışsın. Birisi bir şey mi yaptı?” Göz yaşlarımı hızla sildim.
Kapüşonlusunun kolunu eline çekti ve kanayan yerlerimi sildi. Kaşım ve dudağım. “Çok yalnızım Lucan.” Kaşlarını çattığında başımı önüme çevirdim ve dizlerimi yasladım. “Çok yalnızım… okulun ucubesiyim. İbne şehirlisiyim. Hiç arkadaşım bile yok, herkes benimle alay etmek için sıraya giriyor.” Güldü. “Yalnız değilsin, tamam mı? Bir hafta yoktum diye kendine böyle davranma! Ben senin arkadaşınım.” Kolunu omzuma attı. “Hem şu… şehirli ibne de ne? O kelimeden nefret ediyorum, kulağıma çok yanlış geliyor.”
Ona baktım. “İşte bilirsin ya… erkeklerden hoşlanan erkeklere… öyle derler.” Başını sallayarak onayladı. Anlamamıştı. Elini omzumdan çekti ve cebinden bir sigara paketi çıkardı. Kutunun altına vurduğunda sigara çıkmadı, tekrar vurdu ve yine çıkmadı. “Dur.” Bana baktı. “Yani sen… öyle misin?” Sessiz kaldım ve bir şey demedim. “Sanırım.”
“Vay… vay be Alder… tebrik ederim. Cinsel ter… yönelimini… tercihini bulduğun için.” Kaşlarımı çattım. “Sence bu iyi bir şey mi? Neden tebrik ediyorsun?” Paketin altına vurdu, bu sefer çıkmıştı. Alıp yaktı, paketi teklif edercesine uzattı. Reddettim. Bir şey demeyerek cebine attı. “Bence iyi bir şey. Yani… toplumsal açıdan olmayabilir ama kim olduğunu bilmek güzel bir şey bence. Öyle değil mi? Pek benlik olduğunu söyleyemem.” Sigarasının dumanını üfledi. Sonra parmağıyla usulca külünü silkeledi. “Ama sorun yok, sana saygı duyuyorum.”
“Ama… nasıl sorun olmaz? Ben… ge…”
“Niye olsun? Farklı olduğun için mi sorun olmalı? Her insan farklıdır. Bu illa… tercihin ya da… dostum sikeceğim, tercih mi demeliyim yönelim mi?” Güldüm. “Bilmiyorum, sanırım yönelim. Tercih edebilsem kadınları tercih ederdim sanırım.” O da bana bakarak güldü. “Neyse ne, nasıl olursan ol, ne kadar farklı olursan ol, toplum her türlü sana kötü davranır. Aptal lise hayatında iki ergen seninle alay etti diye kendine farklı falan deme. İleride iyi bir meslek edindiğinde kimse senin bu yönünü umursamaz. Başarına bakarlar, anladın mı? Nasıl bununla yaşayıp hayatta kaldığına bakar.” Burnumu tekrar çektim ve başımı sallayarak onayladım. “Yine de garibim işte.”
“Belki biraz.” Göz göze geldik. “Hey.” Güldüğünde bende güldüm. “Biraz garip olmak iyidir. Ama onun kadar garip değilsindir.” İleriden gelen Rowen’ı gösterdi. Her şey onun yüzünden oldu zaten. “Hey. Alder!” Ayağa kalktığımda Lucan da kalktı. “Konuşabilir miyiz? Lütfen? Beni orada neden öyle ittirdiğini anlamadım ve biraz kafamı karıştırdı.”
“Konuşmak istemiyorum Rowen.” Ona kızmam gerekiyordu ama yapamıyordum. Ne kadar değiştirmek istesem bile onu seviyorum. “Ben istiyorum ama. Konuşmamız lazım, beni öylece ittiremezsin.” Lucan aramıza girdi. “Çocuk konuşmak istemediğini söylüyor, uzatmasana.”
“Sen karışmasana.” Lucan güldü. “Öyle mi?” Rowen onaylayarak başını salladı. “Öyle, onunla benim aramda bu.“ Lucan onu tek eliyle göğsünden ittirdi, Rowen birkaç adım geriye gitti. “İkile hadi.” O sırada Rowen suratına bir ifade takındı. Korkutucuydu. Bana okulun ilk günü, “İstersen hepsini öldüreyim.” dediği bakış gibiydi. Tüylerim ürperdi. Sanki Rowen şu an istese Lucan’ı öldürebilirdi.
Hareketlendiğinde hızla hareketlendim. “Sorun yok, tamam. Ben… bende gidiyorum zaten.” Lucan ile göz göze geldik, Rowen durmuştu. “Emin misin?” Başımı sallayarak onayladım. Rowen ile göz göze geldik. “Teşekkürler Lucan, sonra görüşürüz.” Montunu çıkarıp ona uzattım. Aldığında ilerlemeye başlayarak arkamdan geldi. “Neden bana böyle davranıyorsun? Sana ne yaptım?” İç çekerek durdum ve ona döndüm. Uzattığı okul çantamla ceketimi aldım. “Onlara sen söyledin değil mi?” Kaşlarını çattı. “Neyi?” Bakışlarımı kaçırdım. “Öyle olduğumu.” Hiçbir şey anlamamıştı. “Nasıl olduğunu?”
“Öyle olduğumu işte! Eşcinsel.” Durdu ve geriye çekildi. “Hayır, ben söylemedim. Bilmiyordum bile!” Güldüm. “Bilmiyordun, öyle mi? Sana aşık olduğumu zannettiğin için onlara öyle söyledin!” Güldü. “Alder, kafayı mı yedin? O gün sadece seninle alay ediyordum! Onlara ben söylemedim! Ortaya bir laf atmışlar demek ki! Sadece alay ediyorlardı!” Ona cevap vermedim. Hızla kalkıp inen göğüsü yavaşladı ve sakinleşti. “Gerçekten onlara ben söylemedim, tamam mı? Söyleseydim bunu geçen hafta yapardım.“ Bir süre sessiz kaldıktan sonra ona inandım. Haklıydı, yapmak isteseydi geçen hafta söylerdi. “Onlar adına özür dilerim.”
“Siktir ya, tüm hayatım mahvoldu.”
“Birkaç güne unuturlar, merak etme.” Ona baktım. “Neden peşimden geliyorsun? Gitsene! Sana inanmıyorum!” Sinirle bir iç çekti. “Ahh, hadi ama ya! Alder!”
“Gelme peşimden!” Koşarak uzaklaştım ve apartmana geldim. Kenara yaslanarak durdum ve soluklandım. Ona çok mu kaba davrandım?.. Sonuçta o söylemedi, ben ise bağırdım. Onlar adına özür bile diledi… neden böyle yaptım? Ahh… off, gidip özür mi dilemeliyim?.. Neyse ya. Çok kafaya takıyor olmalıyım. Çantamdan suyumu çıkararak içtim. O sırada uzataki ağaçlıkta bir cüsse gördüm. Bacakları omuz hizasında açıktı, elleri pantolonunun cebindeydi. Hava kapalı ve sisli olduğu için -ayrıca bir o kadar uzakta duruyordu- yüzünü göremiyordum. Simsiyahtı. Tüylerim diken diken olmuştu. Çünkü… o olabilirdi. Ceb. “Siktir…” Bana yakın olduğunu söylediğini unutmuştum.
Hayır, hayır o değildir. Son bir kez bakarak hızla apartmana girdim ve merdivenleri çıktım. “Lanet olsun… belkide sadece gözüm yanılmıştır. Bana bu kadar yakın olamaz. Başkası olmalı.” Ahh… Eve girdim ve hızlıca odama geçip perdeden dışarı baktım. Herhangi birisi ya da Ceb, arkasını dönmüş gidiyordu. “O değil, o değil.”
“Ama neden beni seyrediyordu?” Yatağa oturdum, babam iş bulmuştu. Annem ise Velra’yı gezdiriyor olmalıydı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı