insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Ceb’e olan her şeyi anlattım. Gördüğüm o kâbusun başından sonuna kadar. Her şeyi çok net hatırlıyordum, sanki gerçekten yaşamıştım. Hâlâ atlatamadım, bir diğerini atlatmaya çalışırken bir yenisini yaşamak çok zordu. Yani, hangi birini atlatayım? Kafamın içinde ne oluyor, neden bunlar oluyor hiç anlamıyorum. Neden bir anda kafayı yemeye başladım?..

Ayakkabılarımı giyerek evden çıktım ve okula yürümeye başladım. Geç kalmıştım, dördüncü derse anca yetişiyordum. Hava yine soğuktu. Tüm bu olayların içinde Rowen’ı da düşünüp duruyordum. O gün bana ne kadar sıkı sarıldığını falan. Başıma koyduğu elini… bu da bana kafayı yedirtiyor. Onu düşünmek istemiyorum. Rowen’ı düşünmek istemiyorum.

Ellerim cebimdeydi, eldivenlerimi unutmuştum. Kıpkırmızı olmuşlardı ve uçları artık acıyordu. Bir an önce okula varmak istedim. Hafif koşar adımlarla ilerledim. Lucan bir anda aklıma geldi, hiç bu kadar uzun vadeli kaybolmamıştı. Başına bir şey gelip gelmediğinden şüphelendim. Aslında bu biraz beni korkuttu, ona değer veriyordum çünkü. Benim arkadaşımdı, beni kurtardığı için ona doğru düzgün teşekkür edemedim bile. Belkide bir ara dairesine uğrasam iyi olacak.

Okula girdiğimde daha derse girmemişlerdi. Koridorda ilerlerken Rowen’ı başka bir kızla gördüm. Çenesini hafifçe kavrayarak okşuyordu. Çantamın ipini sıktım. Kaşlarımı çattım. Bari sürekli kız değiştirip durmasa. Hepsi de özellikle esmerdi. Uzandı, eğilerek kızın dudaklarını öptü. Başımı başka tarafa çevirdim. Kalbim deli gibi öfkeden ve kıskançlıktan atıyordu. Kızı öldürmek istiyordum. Saçlarını tutup dolaplara vura vura kafasını ezmek istiyordum.

Tekrar baktığımda hâlâ öpüştüklerini gördüm. Sonra bir çocuk bana çarpıp dikkatimi dağıttı. “Önüne baksana amına koyayım.” Dedim ona öfkeyle bakarak. Çocuk güldü ve yoluna devam etti. Herkes çok sinir bozucuydu, herkesi öldürmek istiyorum. Zil çaldı, Rowen dolapa yaslanmış yerdeki çantasını aldı ve kızı yanağından son kez öptü. Arkasını ona döndüğünde benimle göz göze gelmeden önce yüzündeki o cilveli ifade anında nefrete dönüşmüştü. Beni gördüğünde gülümsedi ve yanıma yanaştı, çantasını tek omzuna attı. “N’aber?”

“İyi.” Dedim soğuklanlıkla. “Geç kalmışsın.” Başımı onaylarcasına salladım. “Neyse. Ben çıkıyorum, işe gitmem lazım. Dikkat et, olur mu?” Kaşlarımı çattım, sinirden yüzüm seğirdi. “O bakış da ne öyle? Ananı mı siktik sanki?” Kıskançlıktan geberirken bir de onsuz yapamıyormuşum gibi konuşması beni daha da sinirlendirdi. “Sen yokken de başımın çaresine bakabilirim.” Güldü. Kolumu tutup kaldırdı ve bileklerimi açtı. “Böyle mi?” Hızla kolumu çektim ve kapattım. “Sana ne. Ayrıca… bunu yaptığımda sen yoktun!” Gözlerimi kaçırarak “Lucan vardı.” dedim neredeyse ağzımın içinden söyledim. O da göz devirdi ve başını sallayarak güldü. Sonra uzaklaştı, onu arkasından seyrettim. Okuldan çıktı.

Bende aynı şekilde başımı sallayarak sınıfa girdim. Esmer kıza baktım. Gülümseyip duruyordu, Rowen’ın onu kullağından haberi yoktu tabii. Büyük ihtimalle şu an bir aile hayali falan kuruyordu. Sırama oturdum ve çantamı yere yattım. Öğretmen derse girdiğinde monoton bir sesle anlatmaya başlamıştı. O kadar sıkıcıydı ki, bir ninni gibi uykunuzu getiriyordu. Esnedim, başımı masaya koymamak için çok direndim ama yapamadım. Tekrardan sıraya yaslanarak gözlerimi kapattım.

Birileri beni tutup geriye doğru çektiğinde uyandım. “Sıkı tutun! Sıkı tutun!” Dedi birisi gülerek. Bu çarptığım çocuktu. “Bırakın lan! Bırak!” Biri arkamdan tutarken, diğer ikisi kollarımı masaya yaslamış tutuyordu. Çok güçlülerdi, bir türlü kurtulamıyordum. Diğeride tam önümde duruyordu. Bileklerimi açtı, kesikleri gördü. “Ucubeye bakın amına koyayım, kendisini kesmiş gerçekten.” Hepsi gülüştü, etrafa baktım. “Rowen’ı mı arıyorsun? Ara ara, belki gelir.“ Arka cebinden bir çakı çıkardı ve çeneme dayadı. “Thayer seni dövemiyor diye, bizimde seni dövemeyeceğimizi mi sandın? Son birkaç haftadır ne kadar rahatsın değil mi, ibne!”

“Yapma.” Diğer kolumu sıyırdılar. “Yalvarırım yapma.” Bana bakarak sırıttı. “Off, çok tahrik ediyorsun beni. Dayanmıyorum, n’olur yalvarma ya.” Sivri ucunu bastırdı. “Yapma! Yapma diyorum, n’olur yapma!” Bağırdım. Bastırdı ve hafifçe aşağı doğru çekerek kolumda derin bir kesik açtı. Bağırdım. Canım çok acıdı, resmen kâğıt kesiği gibi yanıyordu. Bir diğer yaranın da üstünden geçti. Tekrardan bağırdım. Kanlarım sıranın üstüne şarıl şarıl akıyordu. Nefes nefese kalmışken soğuk soğuk terliyordum. Birisi, herhangi birisi gelip bana yardım etsin. Hiç öğretmen yoktu. Yüksek ihtimalle ders boştu çünkü herkes çok rahattı.

Beni seyrediyorlardı, kimse yardım etmiyordu.

Neredeyse sol kolumdaki kadar bir sürü kesik vardı sağ kolumda. Artık dayanamıyordum, acıyı hissetmiyordum ama kan kaybından bayılacakmış gibi hissediyordum. Başım dönüyordu. Sırılsıklam olmuştum terden. “Ölecek lan.” Sesler boğuklaşıyordu. “Çok mu ileri gittik?” Göz kapaklarım ağırlaşırken kafamı tutmak bir o kadar zordu.

***

Okulun revirindeydim. Uyandığımda hemşire hariç kimse yoktu. Bileklerim tekrardan sarılıydı. Hemşire bana baktı. “Yavaş, aniden kalkma.” Mal gibiydim. Kendimi çok halsiz hissediyordum. “Neden böyle bir şey yaptın?” Kafam karışmış bir şekilde ona baktım, ben mi yaptım? “Ben bir şey… yapmadım. Onlar yaptı.” Güldü. “Arkadaşların seni bulup getirdi, sırada bileklerini kesiyormuşsun.” Yalandı. Benim hiç arkadaşım yoktu, eğer gerçekten bileklerimi kesiyor olsaydım beni getirmezlerdi. Suç üstlerine kalmasın diye beni revire getirmişlerdi ve böyle bir iftira atmışlardı. Oturur bir pozisyona geçtim. Gözlerimi kısarak ona yaklaştım. “Keşke hepiniz aynısını yapsanız.” Dedim neredeyse fısıldayarak.

Çantamı aldım, yataktan indim ve revirden çıktım. Sırtıma çantamı attığımda bileklerimi sıyırarak baktım. Tekrardan sargıya sarılıydı, nefret ediyordum bundan. Bana nasıl böyle bir şey yapabildiler? Canım çok yandı, yalvardım yapmasınlar diye. Bir daha buraya dönmeyeceğim, bir daha asla bu okula tekrardan adımımı atmayacağım. Herkesten nefret ediyorum, keşke herkes ölse. Keşke bu okul dolup taşarken yanıp kül olsa, içindeki herkes ile.

İlerleyerek kolumu kapattım ve okuldan çıktım. Olabildiğince hızlı eve döndüm. Apartmana girdiğimde aklıma Lucan geldi. Sanırım altıncı katta oturuyordu. Merdivenleri yavaş yavaş çıktıktan sonra kapısının önünde durdum. Birkaç defa vurduktan sonra zile bastım ama bir cevap yoktu. Doğru mu geldim? Burası Lucan’ın evi olmalı. Geriye çekilip kapıya baktım. Evet, onların. Soyadı da yazıyor kapıda. “Nerdesin Lucan ya…” Onun için çok endişeleniyordum.

Kendi katıma indim ve eve girdim. Annem beni kapıda karşıladı. “Okuldan aradılar.” Dedi soğukkanlı bir sesle. “Al işte.” Diye fısıldadım ve eğilerek ayakkabılarımı çıkardım. Onu görmezden gelmeye çalıştım. Yanından geçtim ve ceketimi çıkararak askılığa astım, daha sonra odama ilerlemek için koridorda adımladım. “Arkanı dönme bana. Seninle konuşuyorum. Yüzüme bak!” Annem ilk defa bana sesini yükseltmişti. Ona döndüm. Boş gözlerle bakıştık. “Neden bunu yapıyorsun? Neden kendine zarar verip duruyorsun!”

“Ben yapmadım. Okuldaki çocuklar yaptı.” Güldü. Böyle söyleyince gerçekten kulağa bir yalanmış gibi geliyordu. “Okuldaki çocuklar mı yaptı? Sence ben salak mıyım? Ama öyleyim değil mi? Salağım ben, safım.” İç çektim ve göz devirdim. “Ben yapmadım diyorum, neden yapayım?”

“Sana tedavi ol diyoruz, olmuyorsun. Tüm bu zorlukların arasında sana el uzatıyoruz, kabul etmiyorsun. Neden? İlgi mi çekmek istiyorsun? Seninle yeterince ilgilenmiyor muyuz?” Güldüm. “İlgi… ilgi çekmek? Sence tüm bu zorlukların arasında sizin ilginizi düşünecek hâlim mi var benim?” Onun üstüne yürüdüm, o birkaç adım geriye gitti, durmadım. “Bu kasabaya geldiğimizden beri benim ne yaşadığımdan haberin var mı senin? Ama Alder’ın tek derdi ilgi olsun ya, tabii, öyledir.” En sonunda onu duvara kıstırdığımda öfkeyle gözlerinin içine baktım.

“Kendi öz oğluna bile inanmıyorsun. Yaşadıklarımın farkında değilsin. İki yalancı oğluna ibne dedi diye sırtını döndün!” Sesimi yükselttiğimde gözlerini sıkıca kapattı. “Okulda ne yaşadığımdan haberin var mı? Kollarımı nasıl kestiklerinden haberin var mı? Yok! Ama Alder ilgi çekmek istiyor! Ben size… size…” Yük olmamak için bu delilikleri çekiyorum, demek istedim ama demedim. “…siktir anne, boşver. Lütfen benimle daha çok ilgilenin. Amına koyduğumun herifi çok ilgileniyor ya. Seninle bile ilgilenmiyor, benimle mi ilgilenecek? Kesin seni aldatıyordur, sende ona yemek pişirmeye devam et zaten.”

Ceketimi astığım yerden geri aldım ve ayakkabılarımı ezerek giydim. Evden hırçınla çıktım ve apartmandan ayrıldım. Çok sert konuştuğumun farkındaydım ama öfkeyle dolup taşıyordum. Her şey üst üste geliyordu ve ben artık ne yapacağımı bilmiyordum bile. Hemde hiç. Hayatımda hiç böyle çaresiz hissetmemiştim. Birkaç dakika boyunca ilerledim ve yine farkında olmadan kendimi intihar köprüsünde buldum. Rowen’a bir anda çarptığımda fark ettim. Konuşmama izin vermeden, “Aç.” dedi. Kaşlarımı çattım. “Ne? Neyi—“

Bir anda kolumu tutup kaldırdı ve bileğimi açmaya çalıştı. Görmesini istemedim, çekiştirip durdum kolumu, direndim ama yenildim. Kolumu sonunda açtığında sargıları gördü. Sikicem ama ya. “Kim yaptı?” Yüzünde ürkütücü bir ifade vardı, göz bebekleri küçücüktü ve buz gibi kesilmişti. “Bi..bilmiyorum… tanımıyorum…” Gözlerini kapattı ve kendisini tolere etmeye çalıştı. “Tarif et. Kim yaptı?” Göz göze geldik. “Sarışın, büyük burunlu kahverenkli gözlü bir çocuktu.”

“Yanağında bir et beni var mıydı? Kaşları kalın mı?” Başımı sallayarak onayladım. O da aynı şekilde başını salladı. “Hani ben yokken başının çaresine bakabilirdin? Afra tafra yapıyordun. Bileklerini kestirtmişsin, gerizekalı!”

“Sen nerden biliyorsun? Okuldaki herkes benim yaptığımı düşünüyor.” Ağzımın içinden konuştum: “Annem bile.” Merdivene oturdu ve öfkeyle bir sigara yaktı. “Sağ’laksın sen. Tekrar kessen yine sol kolunu keserdin. Ama sağ kolun kesik.”

“İstesem yaparım.” Sigaranın dumanını üfledi bir gözü kapalıyken. Duman gözüne kaçmasın diyeydi. “Aç sargıyı.” Kolumu sıyırıp dediğini yaptım. “Yukarı doğru kesilmiş sen yapsaydın aşağı doğru olurdu. Senin yapmadığın belli Alder.” Sessiz kaldım, dudaklarının arasındaki sigarayı aldım ve kendim içmeye başladım. Bana ters ters baktı, normalde şu an geri alması gerekiyordu ama yapmadı. Yenisini yaktı. “Çok salaksın. Kendini bile savunamıyorsun”

“Seni üç kişi tutsunda nasıl kendini savunuyorsun bir görelim. Sikeyim, keşke hepsini öldürebilsem. Keşke ölseler.”

“Bunu cidden ister misin?”

“İsterim tabii. Neden istemeyeyim?” Öfkeden tısladım. Sinirle sigaramı içtim. “Ne bileyim, yine pişman olursun falan.” Ona hızla vurdum. Güldü. “Çok şerefsizsin! Bir daha sana hiçbir şeyi anlatmayacağım! Bok herif!” Gülerek beni ittirdi. “Keyiflen diye diyorum!”

“Bununla nasıl keyiflenebilirim! Pisliksin! Sik kadar beynin var hâlâ benimle alay ediyorsun!” Onu sinirlendiremiyordum, gülüp duruyordu ve bu çok sinir bozucuydu. “Sik kadar beynim seninle alay etmekle kuruluda ondan!”

“Sik kadar beynine sıçayım o zaman!” Ufak bir kahkaha patlattı. Bende başımı önüme çevirerek salladım ve hafifçe sırıttım.

BÖLÜM NOTU

Ah Alder’ım ahh… bu kahbe yazarın sana neler çektiriyor…….




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.