insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Artık istemiyorum. Bu yükü taşımak istemiyorum. Bu hayatı istemiyorum. Lenore’yi yavaş yavaş hatırlamak bana acı veriyordu. Her şeyi daha da kötüleştirmişti. Odamda otururken köşede sıkışmış sürekli beni seyrediyordu, benimle konuşmuyordu. Sadece izliyordu. Hiçbir zaman gitmiyordu, o günden sonra gittiği bir günü bile hatırlamıyorum. Beni aralıksız o kadar fazla izliyor ki artık kısa uykulara bile dalamıyorum, bayılacak gibi hissediyorum.

Okula gitmeyi de tamamen kesmiştim. Yemekten de iyice kesilmiştim. Hiçbir şey yapmak istemiyordum. Yataktan çıkmak, bilgisayarın başına oturup Ceb ile sohbet etmek… hiçbir şey. Yorganın altındaydım, o ise hâlâ oradaydı. Bana sürekli bir şey yapacağından korkuyordum. Yapsa ne iyi olurdu, yapmaması, yapacağından daha korkunçtu. “Beni seyretme artık. Beni yalnız bırak.” Bana cevap da vermiyordu. Köşede dizlerini kendisine çekmiş kollarını iki yanına sarmıştı. Köşeye anca sığıyordu. Çok çirkindi ve katlanmıştı resmen.

O hiç yanımdan ayrılmazken tedaviye başlamayı düşünür olmuştum çünkü onu görmemek için her şeyi yapardım. Suratı midemi bulandırıyordu. Hırıltılı nefes alış verişi… beni rahatsız ediyordu. Velra köşede usulca uyuyordu. Telefonum art arda titredi durdu. Yorganın altından çıktım ve aldım. Hiçbir bildirim yoktu, bu demek oluyordu ki Ceb’dendi. Tekrardan yorganın altına girdim, hiç durmadan titremeye devam etti. “Hay sikeyim ya!” Çok hızlı bir şekilde yataktan çıktım ve sandalyeyi çekerek oturdum. Sabah dört civarıydı. Bilgisayarı açtım ve oyuna girdim.

A//d3rW99
Çevrimiçi !

0xR3W1207
seninle bir görüntülü konuşma yapmak istiyor !
Aramayı başlat Reddet

Aramayı kabul ettim. Yine her zaman ki gibi sigara içiyordu. “N’oldu?” Bir süre sessiz kaldı, nefes alış verişi duyuluyordu. Lenore da aynı sırada arkamdaki köşede beni seyretmeye devam ediyordu. Köşedeydi ama nefesi sanki ensemdeydi. “Ölüp ölmediğini kontrol etmek istedim.” Gözlerimi elimle ovaladım, esnedim. Göz altlarım iyice çökmüş ve suratımdan zayıflamıştım. “Beni zaten sürekli seyretmiyor musun?” Omuzlarını, bilmiyorum dercesine kaldırdı. Odamdaki ışıktan dolayı onun kamerası aydınlıktı. Yüzü parazitliydi. Kendi cüssesinden başka hiçbir şeyi görmüyordum. “Ölmemişsin ama ölü gibi duruyorsun. Rabbin seni de mi terk etti?” Başımı eğdim. “Sana yardım etmiyor artık. Seni, senle yalnız bırakmış.” Reddettim.

“İsa çarmıhta, Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?* Diye yakarmış.” Başını onaylarcasına salladı. “Tanrı da onu diriltti. Onun dualarına kulak verdi. Çünkü O mazlumun çektiği sıkıntıyı hafife almadı, ondan tiksinmedi, yüz çevirmedi; kendisini yardıma çağırdığında ona kulak verdi.*” Sigarasını umarsızca içmeye devam etti. Hiçbir şey söylemedi. “Tanrı beni terk etmedi. O hâlâ burada.” Kıs kıs kıkırdadı. Kaşlarımı çattım. “Senin yardım yakarışlarına kulak vermiyor. Verse şu an kafayı yiyor olur muydun?.” Hafifçe ekrana yaklaştı. “Hayır, çünkü sen onun dirilttiği kıymetli Yeşua’sı* değilsin.” Neredeyse fısıldadı.

1*Matta 27:46
2*Mezmurlar 22:24
3*İsa Mesih

Hafifçe kaşlarımı çattım. Başımı iki yana salladım. Ekrandan uzaklaşırken sigaranın dumanını üfledi. “Tanrı bizi çok uzun zamandan beridir yalnız bıraktı Bambi. Kabul etmen lazım. Artık saçlarımızı okşamıyor.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. Onun dediğini kabul etmek istemedim ama doğruydu. Söylediklerinin her biri doğruydu. Tanrı bizi terk etmişti, hemde çok önceden ve bize, oğluna yardım ettiği gibi yardım etmeyecek.

İç çekti. Arkama dönüp baktığımda Lenore’yi gördüm. Hâlâ oturuyordu. Beni geriyor ve terletiyordu, nefesi ensemdeydi. Korkmaya devam ediyordum. “O burada biliyor musun?”

“Kim?” Derin nefes aldım. Adını sesli söylerken büyük bir cesaret topladım. “Lenore.” Anlam veremedi, sadece baktı. Tabii, onun kim olduğunu bilen sadece ben vardım. “Boşver.” Sigarasını söndürdü. Kameraya yaklaştı, elini çenesine yasladı. Yüzü her zaman ki gibi parazitliydi, o parazitlerin yanlışlıkla yüzünden kalkacağındanda korkmuyordu. “Ordaysa niye onu göremiyorum?” Çünkü ben şizofrenim de ondan. “Çünkü sadece ben görebiliyorum. Tam arkamda, köşede oturuyor. Kambur, iki buçuk, üç metre boyu var. İncecik, kemikleri görünüyor, boynunda halat izi var. Kocaman kanatları her yeri kaplıyor nerdeyse. Üstünde beyaz, kanlar içinde yıpranmış bir gecelik var.”

“Ya yüzü?”

“Yüzü yok.” Lenore’ye baktım. Uzun zaman sonra ilk defa hareket etti, kocaman gülümsedi. Bunu gördüğümde hafif irkildim, gözlerim irileşti. “Çok çirkin.” Diye fısıldadım. Sonra cesaretimi toplayarak yüksek sesle söyledim. “Çok çirkin. Gözü, burnu, hiçbir şeyi yok. Sadece gülümseyince görünen pis, sivri, yüzlerce olan dişleri ve koca ağzı var.”

“Korkunç. Onunla mı yaşamaya başladın?” Ceb’e geri döndüm. Lenore sanki her an arkamdan boğazıma yapışacakmış gibi hissettim. “Evet… peşimi bırakmıyor.” Cevap vermedi, sessiz kaldı. Bende sessiz kaldım. Sonra esnedim. Upuzun esnedim, çok uykum vardı. “O aslında kim?” Diye sorduğunda durdum, çok ani sormuştu. “Lenore, aslında kim?” Cevap vermek istemedim, bilmiyorum demek istedim ama bir türlü ağzımdan çıkmadı. “Benim çocukluk arkadaşım. En yakın arkadaşım.” Başımı salladım. “Bir zamanlar.”

“Sonra n’oldu?” Bu sefer cevap vermedim, başımı iki yana salladım. “Alder. Anlat.” Tok ve kendinden emin bir sesle konuştu. Sessiz kalmaya devam ettiğimde ismimle seslenerek beni uyardı. “Kaçarak hiçbir yere varamazsın. Yaptıklarının sorumluluğunu al ve arkasında dur.” Ona baktım. Ekranda görünmüyordu. İç çektim, arkama baktım. Lenore hâlâ sırıtmaya devam ediyordu, sanki Ceb ile bunu planlamışlardı. “Onu öldürdüm. Onu intihara sürükledim.”

“Nasıl?” İç çekerek göz devirdim. Bunu yapmak istemiyordum, nefesim daralıyor ve göğsüm sıkışıyordu. Kalbim deli gibi atıyordu. Tekrardan bir titreme nöbeti geçireceğim diye çok korkuyordum. “Kendimden ittirdim onu, kendi en yakın arkadaşım ile alay ettim. Ona ölse daha iyi olacağını…” derin bir nefes aldım… “…ölse daha iyi olacağını ama korkağın teki olduğu için onu bile beceremediğini söyledim.” Dudaklarımı ıslatıp ısırdım, göğsümü elimle sıktım. “Öldüğünde cenazesine gittim, kendini asmayı bile becerememişti diye düşündüm. Çünkü ip onu taşımayıp yere düştüğünde beyin kanaması geçirerek öldü. Geberip gittiğinde bile onunla alay ettim. Arkadaşlarımızla dalga geçip durduk. Babasının ağlayışını seyrederken yaptım bunu.”

Ağlayacak gibi olduğumda boğazım düğümlendi. Ceb sessizliğe bürünmüştü. “Gördün mü? Ne kadar…” sesim titrediğinde derin bir nefes aldım. “…ne kadar korkunç bir insan olduğumu gördün mü? Asıl onun korkunç değilde, benim korkunç olduğumu gördün mü? Asıl canavarın benim olduğunu…” Göz yaşlarım gözlerimden taştığında bilgisayarı hızla kapatıp arkama yaslandım. Soluklandım, derin nefes alıp veriyordum. Nefes alamıyordum, boğulacak gibiydim. Ağlamaya devam ediyordum. “Özür… özür dilerim…” diye seslendim arkamdakine.

O cevap vermedi, burada değildi. Günler sonrasında gitmişti artık. Kendime gelemiyor, bir türlü sakinleşemiyordum. Kendimi sakinleştirmenin bir yolunu bulmam gerekiyordu. İnsan olduğumu hatırlamam gerekiyordu çünkü şu an hissettiğim şeyler beni aşıyordu. Masanın çekmecesini açtım, karıştırdım. Maket bıçağını hızla elime aldım ve açtım. Ceb’in dediği gibi, acı bize insan olduğumuzu hatırlatır. Sivri kısmını koluma bastırdım. Hızla çektiğimde yaranın aniden açılışını ve kanların akışını seyrettim. Hiçbir şey hissetmedim, bunun etkisiyle birkaç tane daha, hızlı ve ani çekişlerle kestim.

Hatırlıyordum. Bir insan olduğumu hatırlıyorum. Yavaş yavaş gelen acıyla birlikte sakinleşmeye başlıyorum. Nefesim yavaşlıyor, boğazımdaki eller çözülüyordu. Boğulmuyordum. Ceb haklıydı, acı bana insan olduğumu hatırlattı. Her yer kan oldu. Yerler, kollarım, ellerim, maket. Ayağa kalkarken koluma yerden aldığım bir tişörtü sardım.

Lavaboya gittim, sabahın dördünü geçtiği için herkes uyuyordu. Tişörtü kenara attım ve kolumu suya soktum. Anında yanarken dudağımı ısırdım. Etrafa bakındım, musluğun altındaki dolabı açarak ilk yardım çantasını aldım ve açtım. Kolumdaki kan durmak bilmezken, içinden aldığım bezlerle yaralara bastırdım. Sonra sıkıca sardım.

Rahatladığım için mutluydum, sonunda sakinleşmiştim çünkü o an neler hissettiğimi anlatamıyordum bile. O kadar yoğundu ki her şey, korkunç hissediyordum. Sanki benim duygularım, hislerim yetmezmiş gibi bir başkasınınkileride taşıyormuşum gibiydi. Sanki Lenore kaybolduğunda aslında benim içimdeydi. Evet… evet… hissettiklerini yaşadım. Boğuldum. Boğuluyordum, evet. Lenore içimdeydi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.