insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Lucan ortalıklarda görünmüyordu. Rowen ile okulda merdivenlerde otururken bana bir şeyler anlatıyordu ama benim aklım dün ki şeydeydi. Kim olduğunu dahi bilmiyorum, gerçekten bir insan mı onuda bilmiyorum. Ona nasıl sesleneceğimi de bilmiyorum. Gerçekten Cebrail gibiydi, insanların yüzleşmek istemediği gerçeği haber veren bir melek. Korku yaratır ama zarar vermez, konuşur ve sonra kaybolur. İnsanların hazır olmadığı anlarda ortaya çıkar. Gelişi huzur değil, sarsıntı yaratır… Karanlığı getiren değil, karanlığın habercisidir.

“Sen beni dinliyor musun?” Ona baktım. Kabalığımdan dolayı özür diledim. “Aha, işte geliyor.” Dün ki kabadayı, koridorun başından geliyordu. Rowen dirseklerini merdivenlere yasladı ve bacak bacak üstüne attı. “Thayer, dostum, suratına n’olmuş öyle?” Gülerek sorduğunda merak ederek onun yüzüne baktım. Gözlerim irileşti. Dudağı patlamış, kaşında bir bant ve gözü mosmordu. Burnunun üstünde de bir yara vardı. “Sanki bilmiyorsun.”

“Kırılmış mı burnun?” Karşımızda durduğunda başını onaylarcasına salladı. “Ama içtenmiş, kendi kendine iyileşecekmiş dedi doktor.” Merdivenlerden geçen bir öğrenciyi durdurdu. “Bana da ver.” Uzattığı cips paketinden bir avuç aldı. Öğrenci gitti ve yemeğe başladı. “Bir dahakine bir mermere kafa atıp atmamayı iki kere düşün.” Gözlerini devirerek yanımızdan ayrıldı. “Ona n’olmuş?”

“Dedim ya, mermere kafa atmış. İster misin?” Avucunu uzattı, reddettim. “Sen mi yaptın?” Güldüğünde göz göze geldik. “Ben mi? Niye yapayım ki?” Kaşlarımı çattım. “Ama bana demiştin ki—“ Ayağa kalktı. “Hadi ama, sadece bir haftadır anca tanışıyoruz. Senin için böyle bir şey yapacağımı mı zannediyorsun?” Güldü. Ayağa kalktı ve merdivenleri çıkmaya başladı. Dün onunla konuşacağını söylemişti. Haklıydı, sadece bir haftadır anca tanışıyoruz, neden birisini dövüp böyle bir risk alsın ki? Çok kafada kuruyorum.

Bende merdivenlerden kalkıp sınıfa gittim. Lucan ve Rowen haricinde kimse benimle arkadaş olmamıştı. Kimse istemiyordu. Şehirli olduğum için dışlanıyorum. Kızlar bana bakarak kıkırdaşıyor, erkekler laf atıyor. Tüm okul çantam boşaltılmıştı. Sıraya ve yerlere dökülmüştü. Bunu yapanın kim olduğunu bile bilmiyordum. İç çekerek toplamaya başladım. Söylenmedende edemedim.

Eskiden okulu severdim ama şimdi adımımı atmak bile istemiyorum. Buraya gelmek istemiyorum, bu kasabada kalmak istemiyorum. Çantamı toplayarak yere geri koydum ve sıraya kollarımı koyup başımı üstüne yerleştirdim. Dersleri dinlemek bile istemiyorum.

Kilisenin çanları çaldığında uyanmıştım. Hava kararmıştı. Gözlerimi ovaladım. Başım ağrımıştı. Sınıf bomboştu. “Of.” Esnedim. Bu kadar çok uyuduğuma inanamıyordum. Kimse uyandırmamıştı bile. Telefonuma cebimden çıkarıp saate baktığımda yediye geldiğini gördüm. Annem defalarca aramıştı. Daha fazla endişelenmemesi için aradım ve okulda uyuyakaldığımı, eve geleceğimi söyledim. Gerçekten çok korkmuştu.

Çantamı yerden aldım ve telefonun ışığını açtım. Çok ürkütücüydü, okul çok karanlıktı. “Kilitli olmalı.” Çıkış kapısını ittirdiğimde şansıma açıldı. Hava yine sisliydi ve görüş çok kısıtlıydı. Soğuktu ve esiyordu, ceketimi evde unutmuştum. Telefonun ışığını kapatarak çantamı sırtıma attım. Böyle bir uykudan aniden kalktığım için mal gibi hissediyordum.

Bir anda kendimi intihar köprüsünde bulmuştum. Ayakta falan mı uyudum? Neredeye aşağıya düşecektim. “Voah! Ha siktir lan!” Sıkıca tutunduğumda hızla geriye çekildim. Doğru düzgün koruma demiri bile yoktu. Yüreğim neredeyse yerinden fırlayacaktı. Bir anda arkamda birisi güldüğünde tekrardan yerimden sıçradım, bu sefer gerçekten aşağıya düşecektim. Bu Rowen’dı, bileğimden hızla yakalayıp geriye çekti. Yüzüne hâlâ bir tebessüm vardı. “Aşağıya düşmeye çok meraklısın sanırım.” Kalbim deli gibi atıyordu, dudaklarımı aralayarak nefesimi kontrol altına almaya çalıştım.

Elleri sıcacıktı. Bileğimi anında ısıtmıştı. Yavaşça bıraktı. Diğer elinde ki sigarayı uzattı. “İster misin?” Başımı iki yana salladım. Köprünün merdivenlerine oturdum ve solukladım. O da ayakta bekliyordu. “Bu saatte dışarda ne işin var? Bu karanlıkta dışarıda gezmemelisin.” Ona bakarak güldüm. “Ya sen?” Dudaklarını büzüştürdü ve içine çektiği sigaranın dumanını üfledi. “Hm, ben seviyorum gezmeyi buralarda. Kasabanın en güzel hâli, kimse olmuyor.”

“Yoksa beni mi takip ediyordun?” Hafifçe başını eğdi. “Sen kendini çok önemli zannediyorsun ama.” O sırıtırken ben kaşlarımı çatarak ayağa kalktım. “Çok kırıcı ve kabasın.” Sigarayı parmaklarının arasından fırlattı ve güldü. “Öyle mi? Normalde her insan böyle konuşuyor. Bence sen bana aşık falansın.” Gözlerim irileştiğinde bir adım geriye attım. Yüreğim bir saniyeliğine bunu duyduğumda göğsüme çarpmıştı. “Hayır, ne alakası var?” İnce parmaklarını uzattı ve dudağımı gösterdi. “Dudaklarını yalan söylerken sık sık ısırır mısın?” Onun elini ittirdim. “Gidiyorum ben, bu soğukta ve karanlıkta burada olmak deli işi!”

“Büyük konuşma, bu kasabaya gelen herkes deliriyor. Ya bir gün sende delirirsen?” Yanıma geldi ve birlikte ilerlemeye başladık. “Delirmeyeceğim, ben buradaki manyaklar gibi değilim.” Güldü. “Thayer yüzünden buradaki herkesi yargılamaya mı başladın?” Ona cevap vermedim ve beraber sessizce ilerlemeye başladık. “Lucan nerede biliyor musun?”

“Nereden bileyim, bana ne ondan.” Bazenleri Rowen’in neyi sevdiğini merak ediyordum. Çünkü her şeyden nefret ediyordu. Bir sürü negatif enerji yayıp sizi resmen intihara sürüklüyor gibi hissettiriyordu. Acaba sevdiği herhangi birisi var mı? Yine de… ben onu seviyordum. Neden bilmiyorum ama Rowen’a ilk görüşte aşık olduğuma eminim.

Sonunda apartmana gelmiştik, evlere dağıldık. “Nerde kaldın oğlum? Çok korktum!” Annem beni karşılarken Velra hızla üzerime atladı. Kuyruğunu heyecanla sallayıp yüzümü yalamaya çalışıyordu. “Özür dilerim anne, okulda uyuyakalmışım işte. Üzgünüm.” Dudaklarını büzüştürdü ve omzumu sıvazladı. “Neyse… bir dahakine yapma, tamam mı? Aç mısın?” Velra yere indi ve odama gitti. “Biraz.”

“Yemek hazırlayayım, hazır olunca çağırırım.” Başımı sallayarak onayladım ve odaya gittim. Bilgisayarın karşısına oturup açtım. Oyuna tıkladım.

A//d3rW99
çevrimiçi

0xR3W1207 (özel):
hoş geldin

Çoktan oyunda çevrimiçiydi. Girer girmez bana hoşgeldin yazmasıda ürkütücüydü. Ona hâlâ alışamamıştım ama yine de bir şansı hak ediyordu. En azından bir arkadaşım varmış gibi hissediyordum. Onunla bir görüntülü arama başlattım ve anında kabul etti. Yine karanlık bir oda ve karanlık bir cüsse.

“Beni aradın, beklemiyordum.” Sırıttım. “Evet çünkü o kadar yalnızım ki ismini geçtim, yüzünü bile görmediğim bir anonim ile görüşme ihtiyacı duyuyorum.” Güldü. “Sana bu oyunun yalnızlar için olduğunu söylediğimde bana inanmamıştın, daha yalnız bile sayılmazsın.” Bir sigara yaktı, kolları sıyrıktı. O sırada kolundaki kanları gördüm. Kaşlarımı çattım. “Yaralandın mı?” Sigarayı dudaklarına bıraktı ve kolunu kaldırıp kameraya gösterdi. “Bunlar mı?” Yüzümü ekşittim. “Sen?…” Diğer eliyle tuttuğu jileti koluna yaklaştırdı ve bastırarak yavaşça kesti. Kanlar yavaşça sızmaya başladı. Kolunun her yeri ya iyileşmiş ya yeni ya da kabuk tutmuş kesik izleriyle doluydu. En ürkütücüsü ise iyileşmiş yaralarının şişmiş olmasıydı. Üst üste kesiyordu. “Ahhh… yapma.” Başımı çevirdim. Güldü. “Neden? Merak etmiyor muydun? Yalnız insanın dostu ağzı keskin jiletler oluyor, bir şans ver bence.”

Ekrana geri baktığımda kolunu bezle sarmaya başlamıştı. “Neden yapıyorsun bunu? Seni seven insanlar bunu yaptığını görse çok üzülür.” Ufak bir kahkaha patlattı. Şaşırdım. “Beni seven insanlar mı? Alder, yalnız başımayım. Yıllardır bu odada yaşıyorum, gökyüzünü uzun zamandır görmedim. Beni seven insanlar olsa böyle mi olurdu?” Kaşlarımı çattım. “Yıllardır çıkmıyor musun? Garipsin…”

“Yeni fark ettin herhalde.” Kanlı ellerini sildi ve sigarasını dudağından indirdi. “Neden yüzünü saklıyorsun? Üstelik ses değiştiriciside kullandığın çok bariz.” Külünü silkeledi ve söndürdü. “Ben oyunun kurucusuyum Alder.”

“Ah, öyle mi?” Başını sallayarak onayladı. “Ama merak etme, yeri gelirse sana yüzümü göstereceğim. Sadece zamana bırakmalısın. Hadi gel, birkaç savaş odasına girelim.” Gözlerim irileşti. Kaybedenin kendisini öldürdüğü bir oyunu oynamak mı? Hayatta olmaz. “O oyunu oynamayacağım, salak değilim.”

“Merak etme, ben oynarım sen izlersin, olmaz mı?”

0xR3W1207 (özel):
*seyirci daveti*

Derin bir nefes aldım. “Kurucu olunca dokunulmaz mı oluyorsun?” Ekrana yaklaşmıştı ama suratı tabii ki görünmüyordu. Yine başında bir kapüşon vardı. “Bir sürü kurucu var oyunda, akıllı olan oynamıyor ama ben hiç kaybetmem.” Davete tıkladım ve seyirci olarak oyuna girdim. Onu seyretmeye başladım. “Yani risk alıyorsun.” Başını sallayarak onayladı. Birçok seyirci vardı, herkes birilerini izliyordu. Takımlar beş, beşti. Beş kişi mi kendini öldürecekti? Ne kadar garip ve saçmaydı. Hiç inandırıcı bile değildi.

Gerçekten iyi oynuyordu Ceb, takımı resmen taşıyordu. Sonuçta hayatı buna bağlıydı sözde. Eğer kaybederlerse öleceklerdi. Bu düşünce her seferinde tüylerimi diken diken ediyordu. Bu zamana kadar böyle bir oyun nasıl polisin eline geçmemiş ki?.. En sonunda o an gelmişti. Saatlerce oynamışlardı, arada annem yemeğimi getirmişti. Düşman takım kaybetmişti. Ben bile terlemiştim, Ceb nasıl bu kadar sakindi anlayamıyordum.

“Hadi, hadi. Sıra sıra.” Görüntülü sohbetimiz bir anda onunla birlikte on kişi oldu. Herkes benim gibi bir insandı, Ceb gibi parazitli değildi. Ve o kimseyle konuşmuyordu. Hâlâ saçma geliyordu, birisinin kendisini öldüreceğine asla inanmıyordum. Ta ki birisi büyük ekrana geçip boğazını bıçakla kesene kadar. Diğer kişilerle birlikte sızlandık. Korkunç bir görüntüydü, her yeri kanlar kaplamıştı ve dehşete düşmüştüm. Birisinin ölümüne şahit olmuştum.

Diğer iki kişi başına sıktı, bir kişi tekrardan kendini kesti ve sona kalan kişi boynunu ipe geçirerek sallandı. Bu bana onu hatırlattı. Midem ağzıma gelmişti. Acıyla çırpınırken görüntülü konuşmadan çıktım ve korkuyla soluklanarak hızla yerimden kalktım ve odadan çıkarak lavaboya girdim. Klozete kustuğumda gözlerimden yaşlar sızdı. Başım dönüyordu. Her şey benim suçumdu. Sifonu çekerek ellerimi yıkadım ve ağzımı çalkaladım. Odama giderek masaya oturdum.

0xR3W1207 (özel):
korktun mu?

0xR3W1207 (özel):
eğlenceliydi

Bu adam aklını kaçırmıştı. Birisinin kendisini öldürmesi nasıl eğlenceli olabilirdi? Bu korkunçtu! Bardağı taşıran son damlaydı, oyunu silecektim. Ama bir türlü yapamıyordum. Uygulamayı silemiyordum.

0xR3W1207 (özel):
benden kaçma

0xR3W1207 (özel):
benden kaçamazsın

0xR3W1207 (özel):
sen bana aitsin

0xR3W1207 (özel):
gidebileceğin hiçbir yer yok

0xR3W1207 (özel):
benimsin

Hasta! Hasta! Gerçekten delirmiş! Böyle şeyler söylemesi, oyunu silememem, insanların kendini öldürmesi, etinin yırtılışını görmem… sikeyim, neler oluyor lan?

A//d3rW99 (özel):
Sana ait değilim

A//d3rW99 (özel):
Saçmalamayı kes

A//d3rW99 (özel):
Bilgisayarı kapattığım an her şey biter

Bir süre mesajıma cevap gelmedi. Dediğim mantıklıydı, o da böyle düşünüyor ve şu an kendinden utanıyor olmalıydı. Bu yüzden oyunu silmeyi tekrar diledim. Tam fareyi sürüklerken bir anda bir mesaj bildirimi düştü…

0xR3W1207 (özel):
ya sana hiç düşünemeyeceğin kadar yakınsam?

Gözlerim irileşti, kalbim ağzımda atmaya başladı. Tüylerim bir anda dikeldi ve tüm derim kabardı. Baştan sona irkilmiştim.

0xR3W1207 (özel):
bilgisayarı kapat

0xR3W1207 (özel):
ve ne olacağını gör

Hızlı hızlı nefes almaya başladığımda Velra bir anda ayaklandı ve cama doğru havlamaya başlayınca yerimden sıçradım. “Velra! Sessiz ol!” Daha çok havlayıp hırlıyordu. Elim ayağım titrerken yavaşça ayağa kalktım ve cama ilerledim. Korkudan neredeyse bayılcaktım. Hızla perdeyi sola çekerek açtım. Kimse yoktu. “Bak, kimse yok işte! Durduk yere neden havlıyorsun?” Sızlandı ve halıya geri yattı. “Off… bende neyden ürküyorsam. Göz korkutuyor sadece…” Masaya geri oturdum.

0xR3W1207 (özel):
nefes alış verişini hissedebiliyorum

0xR3W1207 (özel):
korkuyor musun?

0xR3W1207 (özel):
korkuyorsun

Bilgisayarı kapatmak istedim ama yapamadım. Çok korktum. Bu herifin her şeyi yapabileceğine eminim. Belki de sadece ona teslim olmalıyım.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.