insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Uykumdan uyanmadan önce Velra’yı rüyamda gördüm. “Velra, gel kızım.” Velra koşarak bana geldi, kucağıma atladı ve yüzümü yalamaya başladı. Gülerek onu ittiriyordum ama bana izin vermiyordu. Her yerimi yalıyordu. Ormandaydık, etrafta tavşanlar hoplaya hoplaya geziyorlardı. Yemyeşil ağaçlar ve otlar etrafımızı sarmıştı, güneş ağaçların arasından bize vuruyordu. Sonunda Velra’yı üzerimden ittirmeyi başardım ve kürkünü agresifçe sevdim. Yanaklarını acıtmayacak şekilde ısırdım. Kıyamazdım ona. “Beni hiç bırakmayacaksın değil mi Velra?” Hiç uyanmak istemiyordum, bu gördüğüm her şeyin bir rüya olduğunu biliyorum. Velra cevap verircesine havladı.

“Nerdesin kızım? Seni neden bulamıyorum?” Dili dışarıda sarkarken gülümsediğini görebiliyordum. “Güvende misin?” Gözlerim dolmaya başladı. Velra’yı çok özlemiştim, uyanmak istemiyordum. “Bana bir işaret veremez misin? Seni gelip bulayım kızım, korkuyorsundur.” Velra hiçbir şey yapmıyordu. Sadece dili sarkık bir şekilde nefes alıp veriyordu. “Nasıl vereceksin ki?” Velra oturduğu yerden kalktı ve koşmaya başladı. Peşinden gittim. “Yavaşla, yetişemiyorum!” Tanrım, umarım bu rüyadan hiç uyanmam. Onun peşinden koşmayı bile çok özlemişim.

Uzun bir süre koştuktan sonra Velra, Rowen’ın beni haftalar önce getirdiği, ormanın içinde inşaatı yarım kalmış binaya getirdi. “Burada ne işimiz var?” Dışarıdan binayı seyrettim. Velra’da yanımda oturmuş oraya bakıyordu. “Seni burada bulabilir miyim?” Bir kere havladı, daha sonra orman bir anda karanlığa bürünürken jeneratör kapanma sesi gibi bir ses geldi. Ardından bir testere sesi uzaktan geldiğinde korkudan yerimden sıçradım.

Çünkü testerenin sesi yakınlaşıyordu, karanlıkta hiçbir şey görünmüyordu. Bir bağırış sesi yükselirken telefonumun ışığını açtım, Velra ile koşmaya başladığımızda durmayan bağırış sesiyle testere sesi artıyordu. Peşimizde testereli bir manyak vardı. Birlikte olabildiğince koşmaya başladık. Önümden bir geyik atladığında anında yere düştüm. Korkudan gebermek üzereyken sonunda onu gördüm. Sadece gözleri görünen gölge herif elinde testere ile bize doğru koşuyordu. Bağırış sesi ondan geliyordu, kalın ve boğuktu. Korkudan öldürecek seviyedeydi. Velra durdu, ona havladı defalarca. “Velra! Hayır! Kaç!”

Ama o herif durmadı, Velra’da kaçmadı. Testereyi onun ağzından içeri sokarak gövdesine kadar kesti. Velra anında ölürken, ikiye ayrıldı. Kanları yüzümdeyken nefes alamadım, ağzıma kadar sıçramıştı ki gözlerimi hızla sildim çünkü etraf kandan dolayı kıpkırmızıydı. “Velra… V…Velra…” Hızlı hızlı nefes alıyor, neredeyse ölecek gibi hissediyorum. Kulaklarım çınlıyor. Hiç hissetmediğim bir şey hissediyorum.

Gözlerim kararırken başım döndü, geriye doğru başımın üstüne düştüğümde kalktım. Çığlıklar içindeydim. Sınıfın ortasında, teneffüsteyken sıramdan fırlamıştım. Duvara çarpıp yere düştüğümde kendime geldim, herkes dönüp beni seyretti. “Unut… unut onu… onu unut… gerçek değildi… gerçek değildi!” Kafama defalarca kez yumruk atarken Velra’nın ikiye bölünmüş vücudu gözümün önünden gitmiyordu. “Rüyaydı… sadece bir rüyaydı… rüyaydı…” Başımı yerden kaldırdığımda beni ayakta seyredenlerin arasında onu gördüm, gölge herifi. Ayağa güçlükle kalktım. Kan ter içinde kalmış betim benzim atmıştı.

“Sen…” dedim soluklarımın içinde. Kalabalık geriye adım atarken o atmadı. Sözlerle zaman kaybetmeyerek onu tuttum ve masaya suratını vurdum. Yere düştüğünde aslında onun gölge herif olmadığını, sıradan bir çocuk olduğunu anladım. Ona tekrar gözüm dönmüşken saldıracaktım ki bir diğer oğlan beni tutmak için atıldı. Sıradan hızla aldığım kalemi onun koluna sapladım. Acıyla bağırırken yere düştü, sıraları ittirdi.

Bir diğer yaklaşan çocuğa rastgele bir yumruk savurdum. Boşluğa geldi ama onu geriye savurdu. Yerdeki çocuğu kaldırdım. Saçlarını kavrarken onu sürükleyerek cama getirdim. Başını pencereye vurduğum gibi her yer kırık cam oldu. Onun kafasını camın kenarına vururken, her bir vuruşta daha da hızlanıp sertçe vurdum. En sonunda onu yere fırlatıp kalçamın üstüne soluklanarak düştüm.

Rowen’ı gördüm. Cam kenarı, ortancı sırada oturmuş ve bacaklarını sandalyeye koymuş bana bakarak gururlu bir şekilde gülümsüyordu. Gerçekten gurur duyduğunu gözlerinden ve gülümsemesinden anlayabiliyordum. Sınıfta derin bir sessizlik vardı. Kimse konuşmuyordu. Vücudumdaki ter ve titreme artarken nabzım gittikçe artıyor, masum bir çocuğa ne yaptığımın farkına varıyorum.

Ayağa kalktım, kalkarken ayaklarım kaydı, düşecek gibi oldum ama dengede kalabildim. “Özür… özür dilerim… özür dilerim!” Koluna kalem sapladığım çocuk acıyla inlerken kolunu tutuyordu, diğeri hareketsiz yerde yatıyordu. Tökezleyerek koşarak sınıftan çıktım. Koşmaya devam ettim ve okuldan ayrıldım. Velra’nın o hâli gözümün önünden gitmiyor, kalbim deli gibi atarken başım dönüyordu. Okulun önünde öküz gibi nefes alıp veriyordum. Bayılacaktım, başım dönmeye devam ediyordu. Birisi benim kolumdan tuttuğunda hızla çekip ona döndüm. Rowen’dı. “İyi misin?”

“İyiyim! Siktir— hayır, değilim!” Yüzümü avuçlarım ile ovaladım. Lanet olsun… lanet olsun, neler oldu… siktir… n’oldu öyle?… “N—n’olacak şimdi?..” Omuzlarını bilmiyorum dercesine kaldırdı. “Büyük ihtimalle bugün karakoldasın.” Sızlandım. “N’aptım ben ya? Neden yaptım? Niye!”

“Kendinde değildin. Sakinleş, oturalım biraz.” Beni tuttu ve ilerleyerek kenardaki banka oturduk. “Nasıl sakinleşebilirim? Belki de öldü o çocuk!” Ağzından gaz sesi çıkardı, ona ters ters baktım. “Gereksiz bir çocuktu, üzülme bu kadar.”

“Rowen! Bir kere de iyi şeyler söyle! Başım derde girecek! Annemle babama ne diyeceğim?!” Velra’nın o görüntüsü yine gözümün önüne geldiğinde irkildim. “Sana n’olacağını söyleyeyim mi? Tutuklanacaksın!” Son cümlesini yüksek sesle söylediğinde geriye çekildim hafif. “Gidip tedavi olmazsan böyle saçma sapan şeyler yaparsın işte! Herkes sana boşuna mı diyor?!” Bir şey demedim. “Burası küçük bir kasaba Alder! Kimse senin deli olduğunu kanıtlamak için teste sokmayacak! Hapisi direkt boylayacaksın!” Sızlandım. Yardım etmesi gerekiyordu, öylece hapisi boylayamazdım. Hapise gireceğime akıl hastanesine yatardım daha iyi! Kim bilir hapishane nasıldır? N’aptım ya ben… neden… daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştım… neden şimdi?.. “Boku yedin oğlum sen. Hiç bakma bana, kurtaramam götünü falan. Hayatın bitti.”

Düşüncelerimin arasında bir sigara yaktım ve arkama yaslandım. Endişe vücudumu sardı. Sessizce sigaramı içmeye başladım. Rowen da başka bir şey dememişti. Hatta bir süre sonra bir şey demeden ayağa kalkıp gitti. Daha sonra ileriden gelen şerif arabasını gördüm. Geç bile kalmışlardı. Yaptığımın daha da farkına varıyordum, vicdan azabı her yerimi yemeye başlıyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.