Aslında bu ürkütücü, mide bulandırıcı, karanlık ve gizemli olan kasabaya hiç taşınmak istemiyordum. Ancak babam bir alkolik, annem ise bir ev kadını, ben ise son sınıf bir lise öğrencisi olarak maalesef ki bütçemiz böyle bir kasabaya yetiyordu.
Köpeğim, yarı kurt, yarı köpek olan Velra’nın boyun tasmasını sıkıca tuttum, nedense bu ürkütücü apartmana karşı hırıldıyordu. “Şşş, sakin ol kızım.” Sözümü dinleyerek hırlamayı kesti. “Alder, oğlum, şu bavulları alır mısın?”
“Tabii baba.” Velra’nın tasmasını bıraktım, ne de olsa beni bırakıp kaçmayacağından emindim. Babam ile annemin yanına gittim ve bavulları aldım. “Dışarıdan böyle göründüğüne bakma, eminim içerisi güzeldir. Paramız sadece buraya yetti.” Gülümsedim. “Sorun değil baba, alışırım.” Sırtımı sıvazladı.
Apartmana dışardan baktığınızda bir depremde yıkılacağını anlıyordunuz. Belki yanından bir tank geçse yerin titremisiyle de yıkılabilirdi. Gri görünümlüydü, duvarlar çatlamıştı ve her bir camda demir parmaklıklar vardı. Hepsi de çok paslı ve eskiydi. Belki de bu apartman benden bile yaşlıdır…
“Hadi, gel kızım.” Velra beni takip etmeye başladı, apartmana elimdeki iki bavulu güçlükle çıkardım ve içeri geçtim. Evimiz dördüncü kattaydı ve asansör de yoktu. Bavulları yere koydum. “Asansör yok…” Annemle babam çok yorulmuşlardı, ikiside derin bir iç çekti. “Nakliyeciler nasıl çıkmış bu merdivenleri?…”
İçerisi de o kadar iç açıcı değildi. Yerde büyük bir kare deseni vardı, her katta dört daire vardı. İçerisi biraz kötü kokuyordu ve karanlıktı. Apartmanın ışığı sensörlüydü ve her açılıp kapandığına bir ses çıkarıyordu. Bodrum kattan gelen bir sürü sinek vardı. “İçerisi de çok iyi değil gibi…” Babam mahçup bir şekilde omuzlarını kaldırdı.
“Neyse, siz bavulları bırakın. Ben diğer kutularıda alır gelirim, dinlenin yukarıya çıkıp.” Annem omzuma elini koydu. “Ama oğlum, yorulmayacak mısın?” Esnedim ve gülümsedim. “Sorun değil, birisi elbet yardım eder. Hadi, çıkın siz.” Zar zor ikna olduklarında yukarı çıktılar. Derin bir iç çektim.
“Alışırız herhalde ya, değil mi kızım?” Eğilip Velra’nın başını ve boynunu okşadım. Velra gülümserken bir anda arkama doğru hırlamaya başladı, geriye çekildi ve havladı. Arkamı dönüp baktığımda benden birkaç yaş büyük, iyi bir görünüme sahip bir adamın geldiğini gördüm. Velra havlamaya devam ederken gözlerim genişledi.
Adam çok yakışıklıydı, uzun boyluydu, ne yapılı ne zayıftı. İncecik bir beli vardı. Sapsarı, kıvırcık saçları ensesine kadar geliyor ve alnına düşüyordu, katlı kesimliydi. Gözlükleri burnun ucuna kadar düşmüştü, altında kemik olan, üstü sadece cam olan gözüklerdendi. Gözlüğünü çıkardı ve yüzü açıldı, sert bakışlara sahip çok kalın olmayan açık renk kaşları, yemyeşil gözleri vardı. Sol gözünün altında ufak bir ben vardı, sağ yanağındada öyle. Yüzünün çoğu kısmında küçük benler vardı. Dudakları kıvrak ve kalındı, burnu ince, düz ve ucuna doğru hafifçe sivrilen bir şekle sahipti. Teni ise bembeyazdı, vampir gibi.
Sigarasını ağzından alıp fırlattı. Velra hırlamayı ve havlamayı kesmiyordu. Elimi başına koydum ve okşadım. “Sakin kızım…” Velra sessizleşse bile tetikte olmayı bırakmamıştı, mavi gözlerini adama dikmişti, ağzından salyaları akıyordu. Bu garipti, çünkü Velra’nın insana karşı bir havlama alışkanlığı yoktu.
“Benden pek hoşlanmadı sanırım.” Sesi toktu. Hafifçe Velra’nın gri kürkünü sevmek için yaklaştı ama Velra hırlayarak geri çekildi. “Ahh, kusura bakma… genelde böyle yapmaz. Yabancı bir yer olduğu için alışamadı.” Bana bakarak gülümsedi. “Yeni taşınanlar sizsiniz, öyle değil mi? Babam apartmanın yöneticisi, yardım etmemi söyledi. Ben Rowen.” Elini uzattı, parmakları kemikli ve uzundu. Yutkunarak elini tuttum ve sıktım. “Alder.”
“Nereden geliyorsunuz? Buralı değilsin sanırım.” Hafifçe başını eğerek beni boydan boya süzdü. “Nedense çok da tanıdık geliyorsun.” Hafifçe gözlerini kıstı. “Buralıyım ama şehir de oturuyorduk. Arkadaşına falan mı benzettin?”
“Eski sevgilime çok benziyorsun.” Suratımı ekşittim. “Öldü tabii.” Gülümsediğinde suratım daha da ekşidi. Garip bir enerjisi vardı, ama güzelde kokuyordu. Üstünde bol, beyaz bir kapüşonlu vardı, kot pantolonuda aynı şekilde boldu. Boynunda köprücük kemiklerinin içine düşmüş zincirli bir haç kolyesi vardı.
“Dördüncü daireye taşındığınızı duydum, eşyalarınız bu kadar mı?” Tam o sırada bir çocuk daha merdivenlerden koşarak indi. “Bende geldim! Selam, ben Lucan!” Elini uzattı ve gülümsedi. Siyahiydi. Çene kası belirgin, burnu kavisli olmasına rağmen keskindi. Rastaları kısaydı ve birazı sarıydı. Ayrıca epey de kaslıydı. Ünlü bir aktör gibiydi. “Alder.” Kasabaya göre çok enerjikti. Rowen’ın öfkesi suratına yansımıştı. “Eşyalarınız bu kadar mı?” Sorusunu tekrarlamıştı.
“Ah, hayır, arabada da birkaç kutu var.” Başını sallayarak onayladı ve gözlüğünü cebine sıkıştırarak bavulları sıkıca tuttu. “Bunları çıkaralım, diğerlerine de bakarız.” Onayladım. İki bavuluda almıştı, merdivenlere doğru ilerledi. O gidene kadar kalbimin bu kadar şiddetli çarptığını fark etmemiştim. “Neyse ya. Velra, burda bekle kızım.” Apartmandan dışarı çıktım, bagajdan bir diğer iki bavulu aldım, diğerleri kutuydu. Lucan da birkaç kutu aldı. “Kasabaya hoş geldin, sanırım şehirden geliyorsun.” Onayladım. “Burada herkese şehirli olduğunu söyleme, pek iyi karşılamıyorlar.”
“Nasıl yani?”
“Derin konular, sana dışarıyı göstermeye çıktığımda anlatırım.” Başımı salladım. Gerçekten çok enerjikti, beni mutlu ediyordu.
Her şeyi hallettik. Tüm eşyaları eve çıkarmıştık. Çok yorulmuştum, onlar da öyle. Annem onu içeri davet ettiğinde hiç inkâr etmemişlerdi. “Daha hiçbir şeyi açamadık… ikram edecek bir şey… ah işte, biraz limonata.” Rowen çok kibardı, hep güler yüzlüydü. Babam içeride uyuyordu.
Annem iki bardağada buzları doldurdu ve limonatayı içlerine döktü. Lucan eline aldığı gibi soğuk limonatayı başına dikti. “Ahhh, harika!!! Ellerinize sağlık efendim~”
“Ee, okuyor musunuz?” Lucan onayladığında aynı soruyu Rowen’a da sordu. Hafifçe güldüm, üçüde bana baktı. “Ah, kusura bakmayın… anneme güldüm, anne baksana, benden büyük, sence okuyor mu?” Rowen bana sert bir bakış attıktan sonra anneme döndü. “Şey, evet, aslında okuyorum.” Şaşırdım ve sessizce limonatamı yudumladım. “Bu mahallenin lisesinde son sınıfım.” Limonatayı püskürdüm. “N—ne?”
Annem hızla bana peçete verdi ve yüzümle etrafı sildim. “Çok mu yaşlı duruyorum?” Şaşkınlığımı yüzümden gizleyemedim. “H—hayır, hayır… öyle değil de… çok büyük duruyorsun. Yani bir yirmi beş yaşında varsındır zannetmişim…” Hafifçe gülümsedi. “Genelde herkes öyle zannediyor. Sende on dört yaşında gibisin.” Lucan kıkırdadı.
Galiba Rowen benden pek hoşlanmamıştı. “Aslında on sekizim.” Sessiz kaldı ve annemle sohbete geri döndü. Bana böyle davransa bile yine de Velra’nın aksine, beni kendisine çeken bir şeyler vardı. Velra yanımızda, yerde yatsa bile bakışlarını ondan hiç çekmiyordu. Rowen yaklaştığında geriye çekilip hırlıyordu. Velra’nın bir bildiği olmalıydı. Lucan ile sohbete daldık, bana şehirdeki arkadaşlarımı hatırlatmıştı.
“Velra, gel kızım.” Hızla kalktı ve yanıma geldi. Çenesini ellerimin arasına alarak kaşıdım. “Güzel kızım benim.” Uzanarak burnunu öptüm. Rowan bizi dikkatle seyrediyordu. Bakışları gerçekten çok korkunç ve ağırdı. “Alınma… biraz çekingen bir kız, zamanla sana alışacaktır.” Annem tekrar konuştuğunda gülümsedi ve onayladı. Lucan’ı sevip sevmediğinden emin değildim. Rastalı onu ne kadar okşamak istese bile Velra izin vermiyordu ama hırlayıp havlamıyorduda.
“Alder da sizinle aynı okulda, yeni kayıt yaptırdık. Yarın ona okulun yolunu gösterir misiniz?”
“Tabii ki, bugün biraz dinlenin, yarın etrafıda gezdiririm.” Annem heyecanla gülümseyip onayladı. “Ben kalkayım artık.” Ayaklandığında annemle vedalaştı ve onu kapıya kadar geçirdim. “Alder, numaranı alabilir miyim?” Lucan bana sorduğunda onayladım ve telefonumu çıkararak uzattım. Aldı, telefon numarasını girdi. “Ah, yanlış yazdım.”
Ekranı görmüyordum, o sırada Velra ile ilgileniyordum. “Akşam Velra’yı gezmeye çıkartacağım—“
“Ah, öyle mi? Biz de gelelim mi? Etrafıda göstermiş oluruz.” Zaten bende gelmelerini teklif edecektim. Gülümseyerek onayladım. “İşte, kaydettim. Bir şey olursa her zaman arayabilirsin.” Başımı sallayarak onayladım. “Teşekkürler.”
“Akşam görüşürüz Alder!” Lucan’a el salladım ve çıktılar.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı