insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Okula başladığımda Corvin hemen yanıma gelmişti. Annem için okula dönmüştüm, belkide onun için iyileşiyormuş gibi davranmam gerekiyor diye düşünüyordum. Ortada hiçbir sorun yokmuş gibi. Corvin anlamsız bir şekilde peşimde dolanıyordu. İnsanlar bile onu garipsiyordu çünkü hani… benim gibi bir ucubeyle kim arkadaş olmak ister?

Okuldan çıkarken Corvin peşimden geldi. “Alder! Alder, hey!” Doğrusunu söylemek gerekirse… onunla arkadaş olmak istemiyorum. Bilmiyorum. Sadece samimi bulmuyorum sanırım ya da sadece “normal” bir arkadaşa sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu unuttum. Rowen’ın pek normal olduğunu söyleyemem, ama Lucan gayet normaldi. O da yoktu ortalıkta. Telefonumdan onu ararken yine ulaşılamıyordu. Corvin’e döndüm. “Bir şeyler yapmaya gidelim mi? Yemek falan yiyelim, ben ısmarlarım.”

“Çok keyfim yok ya… başka gün yapsak olur mu?” Surat astı. Aslında iyi çocuktuda işte… çok yanlış bir zamandı. “Üzgünüm, cidden iyi hissetmiyorum.” Doktora da gitmemiştim zaten, kusmalarımda devam ediyordu. Günde en az üç kere kusuyordum. Ertelemeyi kesip acilen doktora gitmem gerekiyordu çünkü bu gidişle gittikçe daha fazla kan kaybediyordum. Betim benzim de atmıştı iyice. “Tamam, sorun değil. Ne zaman doktora gideceksin?”

“Bilmiyorum, en kısa zamanda…” Okulda da kan kustuğum için Corvin bu durumu fark etmişti. Üstümde kan damlaları vardı. “Rowen bu aralar bir garip davranıyor, yani önceden benden nefret ettiğini bu kadar belli etmezdi ama son zamanlarda benim ölmemi istiyor gibi. Çok korkutuyor insanı ya.” Evet, Rowen da zaten bir değişikti. Bana karşı soğuktu. “Arkadaş mıydınız?” Reddetti. “Rowen ile ben? Arkadaş olmak? Rüyamda görsem bile inanmam. Benimle hep alay ediyor, attığım adımı bile eleştiriyor. Hep güler dururdu ama dediğim gibi son zamanlarda ölmemi istiyor gibi. Gülmüyor, ters ters bakıyor, benimle alay etmiyor. İyi mi kötü mü çıkaramıyorum. Ya siz? Arkadaş mısınız? Çok yakın görünüyorsunuz…”

Birkaç saniye duraksadım. Rowen ile biz neyiz ki? Sanki arkadaşlığın bir üstü, duygusal ilişkinin bir altı gibi… bilmiyorum ya da ben çok kafamda kuruyorum. “Bilmiyorum ki… sanırım öyleyiz. Garip bir şey, benim için anlatması zor.” Başını sallayarak onayladı, zorla sohbet ede ede sonunda evimin önüne gelmiştim. Hiç bitmeyecek sanmıştım. “Ben gideyim artık, eşlik ettiğin için sağ ol.” Başını sallayarak onayladı. “Pazartesi okulda görüşürüz.” Nerden bulaştı bana ya. Apartmana girdim ve merdivenleri çıkmaya başladım. Rowen’ın iş yerine mi gitsem? Çok mu saçma olur?… bilmiyorum, belki de onu çok kafama takıyorum ama o elimde kalan son şey. Rowen’ı da kaybetmek istemiyorum ve bu aramızda olan soğukluk beni çok üzüyor. Sanki benden tekrardan nefret ediyormuş gibiydi.

Anahtarla kapıyı açarak içeri girdim. Annem yeni bir iş bulmuştu kendisine, babamda zaten akşama kadar çalışıyordu. Evde kimse yoktu. Kapıyı kapattım ve koridorun ışığını yakarak ayakkabımı çıkardım. Yüzümü sıvazladım. Uykum geliyordu istemsiz bir şekilde. Çok az uyuyordum. Midem çok fena yanıyordu ama daha fazla da kusmak istemiyordum. Kan kusmak çok garipti, ağzımda iğrenç bir tat bırakıyor ve boğazımı her defasına yakıyor. Odama giderek ışıkları açtım ve üstümü değiştirdim.

Annem odamı toparlamıştı. Velra’nın yatağı aynı duruyordu. Hâlâ onun boşluğuna kimse alışamamıştı, artık burada olmaması garipti. Şaka gibi geliyordu ama kendi ellerimle yaptığım için biraz daha gerçekçi ve kabul edilesiydi. Kendimi hiçbir zaman affetmeyeceğim, birisi çıka gelip beni öldürse sesimi bile çıkarmam. Keşke o geri dönse de ben ölsem, onun yerine ben gitsem. Velra burada olmayı benden çok hak ediyor.

Hiç beklemediğim bir şekilde odamın aralık kapısından bir ses geldi. “Beni hatırlayacaksın.” Bu ses ona ait değildi, onun sesi ince ve güzeldi. Bu kalın ve erkek mi, kadın mı anlayamıyordum. “Lenore…” diye fısıldadım. Doğru ya… bugün onun ölüm yıldönümü. Koca bir sene. “Beni hatırlayacaksın Alder!” Diye bağırırken bana yaklaştı ve bir duman hâlinde tüm her yerime doluşmaya başladı. Gözlerimden, burnumdan, kulaklarımdan ve ağzımdan, her yerimden içime doluşuyordu. Acıyı hissedebiliyordum.

Onu unutmamın ve kaybetmemin acısı.

***

Lenore ile sanırım… üç yaşımızdan beri tanışıyoruz. Aynı mahallede doğmuştuk, şehire yeni taşınmışlardı. Küçüklük zamanlarımızı hatırlamıyorum ama eski resimlere ve videolara baktıkça az çok hatırlayabiliyorum o zamanları. Renkli mahallemizin sevgi dolu komşularıyla piknik yapmaya çıkar, sürekli aramızda yarışmalar düzenlerdik. Lenore ile olduğum her resim ve video da el ele tutuşuyor olurduk.

Lenore çok güzeldi. Öyle güzel bir kızdı ki küçüklüğünde onu gören herkes, “Büyüdüğünde çok güzel bir kız olacaksın.” derdi. Mahalledeki bütün kızlar onu kıskanırdı. Dünyanın belki de evrenin en güzel kızıydı. Öldüğü sene on sekiz yaşına girecekti. Doğum günlerimiz iki gün aralıklarlaydı ve hep beraber kutlardık. Herkes bizi kardeş zannederdi, annelerimiz büyüdüğümüzde evleneceğimizi söylerlerdi ama Lenore ile hiçbir zaman aramızda o tarz bir ilişki geçmedi. Birbirimize karşı hiç duygusal bir şey yaşamadık. Okuldaki herkes de bizi sevgili zannederdi, bazen Lenore bana kızardı, kısmetini kapatıyorum diye. Bu yüzden nadirende olsa mesafeli davranırdık.

Lenore’ye ilk baktığınızda gözleri dikkatinizi çekerdi. Gün ışığını yakalamış gibi duran yeşile kaçan ela renk gözleri sanki size baktıkça çok şey anlatıyor gibiydi. Kızılın bordo tonlarına çalan dalgalı ve kabarık, saçları omuzlarına dökülen, yüzüne düşen kakülleri vardı. Bembeyaz teninin üstünde çilleri vardı. Sürekli ince bir eyeliner çekerdi, kirpikleri ufak ama belirgindi, bu sayede gözleri daha belirgindi. Dudakları dolgun mu dolgun, pespembeydi. Neredeyse dümdüz bir burnu vardı, sadece biraz kemikliydi ortası. Yanakları vardı ve çok sevimliydi. Neredeyse elli, elli beş kiloyken balık etliydi. Vücudu keskin ve beli çok kıvrımlıydı. Basketbol takımının amigo takımındaydı ve baş amigoda oydu. Sürekli ön plandaydı, herkes ona hayran olurdu. Koreografilerin merkezinde yer alır, dans ederken adeta tüm salonun dikkatini üzerine toplardı. Sürekli güler yüzlüydü, herkes ona aşıktı resmen. Gelen veliler, öğretmenler, öğrenciler… resmen okulun popüler kızıydı. Hemde çok popülerdi.

İğrenç bir sevgiliside vardı. Basketbol takımının kaptanıydı o da. Okulun favori çifti, herkesin tanıdığı ve kimsenin dilinden düşmediği. Zaten ne olduysa o çocuğun yüzünden başımıza geldi. Lenore ile sürekli ayrılıp barışıyorlar, devamlı kavga ediyorlardı. Yinede bir türlü ayrılamıyorlardı, kör kütük aşıklar mı desem yoksa takıntılılar mı desem bilemiyordum. Ama bir gün… bir gün o çocuk ilk defa Lenore’ye vurdu. Bardağı taşıran son damlaydı, ilk başta makyaj ile gözündeki morluğu kapatıyordu. Anlamamıştım. Ama daha sonra ansızın onlara ziyarete gittiğimde fark etmiştim. Makyajını daha yapmamıştı, duştan yeni çıkmıştı.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.