Çok fena üşütmüştüm, bileğim daha geçmemişken kötü bir şekilde soğuk algınlığına yakalanmıştım. Ateşim bir türlü otuz sekizin altına inmiyordu, inanılmaz bir şekilde üşüyüp titriyordum. Annem hastaneye gitmek istiyordu ama gidecek hâlim yoktu. Babam her zaman ki gibi sarhoştu, onunla uğraşmaktan benimle ilgilenemiyordu bile. Boğazım yanıyordu, ciğerlerim tüm göğüsümü yakıyordu.
Ormanda saatlerce soğuğa maruz kaldığım için bu hâle gelmiştim. Birkaç gündür sadece o adamı kâbuslarımda görüyorum. Bilinçaltım karmakarışıktı. Neyle uğraşmam gerektiğini bilmiyordum. Günlerdir oyuna bile giremiyordum.
Tekrardan uykuya daldığımda yine o ormandaydım. Hava mosmordu. Her bir adımımda kuru yapraklar çatırdıyordu. Kimseler yoktu, yeniden kaybolduğumu anladım. Ama bu sefer beni kimse kurtarmaya gelmiyordu. Deli gibi koşuyordum, ormanın çıkışını arıyordum ama sanki ormanın bir çıkışı yoktu. Dümdüz koşsam bile bir sona varmıyordum. Nefes nefese kaldım, arkamdan başka birisinin adım seslerini duyduğumda korkuyla oraya döndüm. Yine oydu. “Lütfen… benden uzak… dur…” Ondan uzaklaşmak için ayağımı kaldırmaya çalıştığımda yapamadım, ağaç kökleri bileklerimi sıkıca tutuyordu. “Hayır… hayır… Lütfen… gitmeme izin ver…”
Durmuyordu. Bana yaklaşmaya devam ediyordu. Gölge gibi simsiyahtı yine. Kapüşonu kapalıydı. Üzerime yaklaştığında gözlerini gördüm. Sadece gözlerini. Geri kalan her yeri simsiyahtı, yüzünde bir çift beyaz göz ve simsiyah göz bebeklerinden başka hiçbir şey görmüyordum. Ürkütücüydü, hemde çok ürkütücüydü. “Benden uzak dur! Uzak dur!” Hareket edemiyordum. —Tetikleyici unsur uyarısı, cinsel şiddet çağrışımı içeren sahne, paragraf sonu son.— Nedense üstümde iğrenç bir etki bırakıyordu. Sanki… sanki beni taciz ediyormuş gibiyidi. Sanki istismara uğruyor gibiydim ama o bana sadece bakıyordu. Kalçamın üstüne düştüm. Bileklerinden kanlarının aktığını gördüğümde yanıma yanaştı ve eğildi. “Lütfen… lütfen bana dokunma yalvarırım… uzak dur benden…” Kanlı ellerini yüzüme sildi. Bağırdım. Elleri iğrenç hissettiriyordu. Vıcık vıcıktı kanlar. Korkuyla titrerken ağlamaya başladım. İğrenç hissediyorum! Resmen onu… her yerimde hissediyorum… Lütfen benden uzak dursun… benden uzak dursun… bana daha fazla dokunmasın.
Kanlı elinin arasında tuttuğu jileti kaldırdı, “Dokunma! Dokunma bana!” bileklerimi açtı ve upuzun bir çizik attı. Derimin iki yana açılışını gördüğümde nefesim kesildi. Avucumun içine kadar kesmişti. Neredeyse kemiğim görünecekti. Kanlarım ormanın toprağına karışıyordu ama garip bir şekilde acı çekmiyordum.
Nefes nefese uyandığımda kan ter içinde kalmıştım. Hareket edemiyordum. Rowen yanımdaydı. Tişörtümün kollarını katlamış, eklemlerime kadar açmıştı. Neden hareket edemiyorum? Kollarımı kaldıramıyorum, bacaklarımı hareket ettiremiyorum. Felç gibiydim. “Rowen… n’apıyorsun?..”
“Şşş… sakin ol… hepsi geçecek…” Koluma bir iğne soktuğunda bilmediğim yabancı bir sıvı kanıma karışıyordu. Bana hiçbir şeyi açıklamadı, sadece öyle ilacı enjekte etti. Tekrardan yerimden sıçrayarak uyandığımda bağırmaya başladım. Vücudumun her yeri yanıyordu. Sanki tüm organlarım bir benzinle ateşe verilmişti. Boğazım yarılana kadar bağırıyordum. Yatak sırılsıklam olmuştu. Korku her yerimi sarıyordu, bu hissettiğim şeyin ne olduğunu bile bilmiyordum. Hayatımda daha önce hiç böyle bir acı çekmemiştim.
Ayrıca bunun bir rüya olup olmadığınıda bilmiyorum…
Annem odaya daldığında beni sıkıca tuttu. İsmimi bağırdı ama bu acı asla geçmiyordu, aksine artıyordu. “ACIYOR! ÇOK ACIYOR!” Yorganı üstümden attı. Dehşet içine düşmüştü, baştan sonra sırılsıklamdım. Vücudum alev almış gibiydi. Yangın sönmüyordu. Annem ne yapacağını bilemedi. Eli ayağına dolaşmıştı. Boğazımın yırtılmasına az kalmıştı. “DURDUR ŞUNU ANNE!” İçimdeki yangınla ağlamaya başladım. Dayanamıyordum, sanki birazdan acıdan ölecektim. “Nefes— nefes al… nefes al Alder… ambulans çağıracağım…” Denediğimde yapamadım, nefesim hırıltılı bir şekilde, zar zor çıkıyordu. Rowen ve Lucan da içeri daldı. “Bayan Suzie… sakin olun…” Lucan onu tuttu, annem panikten bir türlü ambulansı arayamıyordu. Rowen yanıma geldi ve sıkıca yüzümü tuttu. “Hey— hey… bana bak… Alder… bana bak!”
Acı dolu gözlerle ona baktım. Göz göze geldik. Çığlığım çoktan kesildi ama organlarım alev almaya devam ediyordu. Onun bileğini sıkıca tuttum. Yaşlarım tekrardan gözlerimden taştı. “Rowen…” Adıyla inlediğimde yutkundu. “Neren— neren acıyor?” Soluklanmaya çalıştım. “B—bilmiyorum… b—bilmiyorum… her yerim… her yerim yanıyor!” Başını sallayarak onayladı. “Biraz dayanmalısın, sana ilaç getireceğim, tamam mı? Birazcık dayanman gerek.” Yüzümü bırakıp yanımdan ayrılacakken hızla onun elini tutup başımı iki yana salladım. Konuşamıyordum bile artık. Elimi tuttu. “Hemen geleceğim, merak etme.” Tekrardan çığlıklara boğuldum. Geçmiyordu! Dinmiyordu! Organlarım kül olmuştu!
Elini bıraktım. Lucan panik atak geçiren annemi sakinleştirmeye çalışırken yerimden kalkmaya çalıştım ama yapamadım. Hayatım boyunca böyle bir acı asla yaşamamıştım. Anlatamıyordum bile.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Rowen geri döndü. Sesler artık boğuktu, etraf bulanıktı; adam akıllı hiçbir şey görüp duyamıyordum. Rowen benim başımı tutup kaldırdığında ağzıma bir hap tıkıştırıp soğuk bir su içirdi. “Ambulansı aramayın. İyi olacak…” Dolu gözlerle ona baktığımda alnımdaki saçlarımı ittirdi. “İyi olacaksın, merak etme.”
İlacı içmemin üstünden on dakika geçmişti. Rowen başımda bekliyordu. Beni dikkatle gözlemliyordu. Yanma hissi yavaş yavaş kaybolmuştu, on birinci dakikada tamamen yok olmuştu. “Rowen…” Gülümseyerek elimi tuttu. “İyi misin?” Başımı sallayarak onayladım. “Nasıl her şeye bir çözüm bulabiliyorsun?” Annem yanıma geldi ve saçlarımı okşadı. Nasıl hissettiğimi sordu, ona iyi olduğumu söyledim. Getirdiği suyu içtim.
“Kız kardeşim olduğunu söylemiştim.” Başımı sallayarak onayladım. “Ama ne olduğunu nasıl anladın?”
Derin bir iç çekti. “Kardeşim çok fena zatürre olmuştu. Ateşi aynı senin gibi asla düşmüyordu. Doktorlar serum yapıp gönderiyordu. Bir gün o da böyle çığlıklarla uyandı.”
“Çığlık seslerini duyup geldiğimizde annen bana ateşinin çıktığını söyledi. Otuz sekizden aşağı düşmüyormuş bana kardeşimi hatırlattı. Yanına geldiğimde terlediğini gördüm ama sana dokunduğumda buz gibiydin.” Kaşlarımı çattım. Sanki vücudum resmen alev almıştı. Diri diri yanıyor gibi hissediyordum, nasıl olurda vücudum buz gibi olur? “Ama nasıl… organlarım resmen pişti.”
“Kısacası ateşten oluyor. Günlerce yüksek ateş vücudunu yormuş. Sinirler yanlış çalışmaya başlıyor, beyin olmayan bir acıyı varmış gibi hissettiriyor. O yüzden içeride yanıyorsun gibi geliyor ama dışın soğuk kalıyor, terliyorsun. Bu bir süre sürer. Hap da sinirleri sakinleştiriyor. Başka bir şey değil.” Şimdi mantıklı gelmişti. Ateşim hiç düşmemişti. “Belkide reddetmek yerine çoktan hastaneye gitseydin böyle olmazdı.” Haklıydı, bu beni mahçup ettiğinde başımı yere eğdim.
“Evet… haklısın. Teşekkür ederim. Sen olmasaydın ne yapardım bilmiyorum, şimdiye ölmüştüm herhalde.” Başını salladı. “Sorun değil ancak birkaç gün burada kalsam iyi olur.” Kaşlarımı çattım. Yüreğim yerinden fırladı. Anında hızlandı. “Neden? Gerek yok.”
“Annen çok yoruluyor, seninle ilgilenemez. Ayrıca az önceki şey tekrar yaşanabilir.” Bu beni korkuttu. Tekrardan öyle bir şey yaşamak istemiyordum. Gülümseyerek reddettim. “Rowen gerçekten gerek—“ Annem yer yatağı yapmak için içeri girdi. Hemde yanımda, yerde mi? Rowen bana karşı neden bu kadar iyi oldu ki?.. Benden nefret ettiğini zannediyordum ama şu an benimle çok ilgileniyordu. Ona daha çok kanıyordum. Yanlış düşüncelere kapılıp duruyordum. Kız arkadaşı bile vardı…
“Merak etme, seni uykunda öldürmeyeceğim.” Güldü. “Teşekkür ederim her şey için, sana borçluyum.” Lucan çoktan yanımızdan ayrılmıştı. Rowen da yer yatağı yapmak için anneme yardım etmeye başlamıştı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı