53. BÖLÜM: KORKUYU KESEN KILIÇ
Lehron, kucağındaki perişan kraliçe ve yanında endişeyle ilerleyen Henna ile kale zindanlarında tetikte yürüdü. Her adımında bedeninin bir başka yeri eski işkenceyi hatırlatıyordu. Göğsü yanıyor, bilekleri sızlıyor, dizleri titriyordu; ama artık durmak gibi bir hakkı yoktu. Henna yanındaydı. Kraliçe kollarındaydı. Kral ölmüştü. Zaffer ölmüştü. Koridorların gerisinde ne kaldığını bilmiyordu. Önlerinde ise kalenin hâlâ yaşayan ya da ölmekte olan bütün damarları uzanıyordu.
O ana kadar yeni bir soğuk dalgası hissetmemişlerdi. Bu, rahatlatıcı olmalıydı belki; ama kalenin sessizliği artık hiçbir zaman güven verici olamazdı. Zindanların çıkışına, kalenin arka koridorlarına bağlanan geniş geçide ulaştıklarında acı verici feryatlar yeniden duyuldu. Sesler tek bir yerden gelmiyordu. Kalenin her yerine yayılmış gibiydi. Taşların içinden, kapıların altından, yukarıdaki katlardan, çoktan boşalmış olması gereken odalardan sızıyorlardı. Ardından tüyleri diken diken eden soğuk fırtınaları geldi. Görünmeyen bir şey, kalenin içinde nefes alıyordu.
“Buradan gidiyoruz,” dedi Lehron.
Kraliçeyi yavaşça yere bıraktı. Kadının ağırlığı azdı; ama onu taşımak, bütün bir krallığın yıkılmış yükünü taşımak gibi gelmişti.
“Henna, kraliçe sana emanet.”
Henna hemen kraliçenin elini tuttu. Sesini neredeyse fısıltıya indirdi.
“Biraz yürüyebilir misiniz kraliçem?”
Kraliçe, soğuk bir mırıltıya benzeyen zayıf bir sesle onayladı. Gözleri hâlâ tam olarak burada değildi. Bir kısmı kralın öldüğü koridorda kalmış, bir kısmı Zaffer’in cansız bedeninde donmuş, bir kısmı ise artık geri gelmeyecek bir hayata bakıyor gibiydi. Henna onu ayakta tutmaya çalışırken Lehron’un bütün dikkati geniş koridora ve elindeki kılıca dönmüştü.
Öğrendiği her şeyi burada kullanması gerekebilirdi.
Dev koridora doğru bir adım attı. Sonra cesetleri gördü. Ceset bile denemeyecek hale gelmiş birçok beden, düzensiz biçimde etrafa yayılmıştı. Kimin muhafız, kimin hizmetli, kimin yalnızca yanlış zamanda yanlış koridorda yakalanmış biri olduğunu anlamak zordu. İnsan bedeninin tanınır olması için gereken her şey, onlardan alınmış gibiydi. Lehron’un midesi kasıldı. Neyse ki içinde boşaltabileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Neredeyse aynı anda biçimsiz, kapkara varlığı fark etti.
Öylece duruyordu. Fakat sanki onun orada olduğunun bilincinde değil gibiydi. Ya da bilincinde olmak, böyle bir şey için doğru kelime değildi. Gölgelerden yapılmıştı denemezdi; çünkü gölge ışığa ihtiyaç duyardı. Duman gibiydi denemezdi; çünkü duman bir ateşten doğardı. Bu, yalnızca karanlığın kendi içinde bir an için daha koyulaşmasıydı.
Lehron kılıcını kavradı ve o tarafa yöneldi.
Bu kez korkusuna değil, gördüğüne odaklandı. Kılıcı savurdu. Metal şekilsiz varlıkla temas ettiği anda, önceki karşılaşmalardan bildiği o soğuk patlama yeniden doğdu. Fakat Lehron bu kez hazırlıklıydı. Ayaklarını bütün kuvvetiyle yere basmış, ağırlığını kılıcından ayaklarına kadar indirmişti. Soğuk darbe göğsüne çarptı, omuzlarını geriye itti, elindeki kılıcı buz gibi yaptı. Ama savrulmadı.
Anladı.
Tam olarak bir bilgi gibi değil; bedenin öğrendiği bir gerçek gibi anladı. Eğer yerle bağını koparmazsa, o patlama onu alamıyordu. Korkuya kapılıp geri çekilirse, varlık daha büyük görünüyordu. Dik durduğunda, kılıcın metali ona yetiyordu. Bu yaratıklar çok hızlıydı; ama sanki korkunun bıraktığı boşluklardan içeri giriyorlardı. İnsan ne kadar dağılırsa, onlar o kadar büyüyordu.
Bir başka şekil kendisine doğru geldi.
Lehron hiç durmadan kılıcını savurdu. Soğuk yeniden patladı. Bilekleri acıdı. Göğsü yanmaya başladı. Ama bu kez yere tutundu. Bir üçüncüsü daha belirdi; onu da karşıladı. Tüm soğuğa, titremelere ve bedeninin artık tükenmiş olmasına rağmen adrenalinle alev alev yanıyordu. Korku hâlâ oradaydı; ama korku artık onu yönetmiyordu.
Sonunda o bölgede başka bir varlık kalmadığını fark etti.
Arkasına döndü.
Henna kraliçeyi tutuyordu. Kraliçe neredeyse onun kolunda ayakta duruyordu. İkisi de Lehron’a bakıyordu. Henna’nın gözlerinde korku, umut ve tanıyamama aynı anda vardı. Kraliçenin yüzünde ise artık yalnız yas değil, kalenin her yerinden gelen ölümlerin ağır bilgisi vardı.
Lehron’un önceliği değişmedi.
Kadınları kurtarmalıydı.
Henna’yı ve kraliçeyi kaleden uzaklaştırmak o anda yapılabilecek en doğru şey gibi görünüyordu. Kalenin içinde hâlâ yaşayan başkaları var mıydı, bilmiyordu. Düşmanın gücünü biraz olsun anlamıştı belki; ama tek başına bütün kaleye karşı koyamazdı. Henna’yı riske edemezdi. Kraliçe, krallığın kalan son nefesiydi; onu da burada bırakmak doğru değildi.
Bu yüzden hizmetlilerin kullandığı arka kale kapısına yöneldi. Oradan çıkmak ve iç şehrin karmaşasına karışmak daha kolay olacaktı. Daha güvenli olmayabilirdi. Ama kalenin içi artık güvenli kelimesini hak etmiyordu.
“Yakın durun,” dedi.
Sonra kılıcını iki eliyle kavrayarak ilerledi.
Seçim
• İç şehre ilerlemek için 55. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Burada yol, kalenin dışına değil, kraliçenin içindeki yıkımın tam ortasına açılıyor. Bir seçenek o kırılmanın nereye varacağını gösterirken, diğeri aynı acının başka bir biçime dönüşüp dönüşemeyeceğini düşündürüyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı