27. BÖLÜM: ÖLDÜ
İşkenceyle geçen günler, Lehron’a hiç bu kadar uzun gelmemişti. Zindanda çektiği acıların her biri ayrı bir ömürdü; bunu biliyordu. İpler, iğneler, ağırlıklar, bıçaklar, gergi, susuzluk, pis koku, karanlık... Hepsi onu kendi içinde defalarca parçalamıştı. Ama şimdi beklemek, bütün bunlardan daha ağırdı. Sanki kalbini çıkarıp eline vermişler, sonra aynı şeyi milyonlarca kez tekrar etmişlerdi. Her nefeste aynı soru geri dönüyordu. Neden susmuştu? Neden konuşmamış, Zaffer heyecanlıyken onun korkusunun üzerine daha sert gitmemişti? Daha da önemlisi, neden daha en başta Henna’nın ismini vermişti?
Zindanın kapısı acı acı açıldı. Gıcırtı bu kez daha içli geldi Lehron’un kulağına. Sanki paslı menteşeler değil de zindanın kendisi inliyordu. Bekleyerek geçen dakikalar, günlerdir çektiği ıstırabın her birinden daha feciydi; ama kapının bu içli gıcırtısı kadar can alıcı değildi. Çünkü o ses, artık yalnız birinin geldiğini haber vermiyordu. Bir cevabın geldiğini haber veriyordu.
Zaffer kapıdan içeri girdi.
Her zamanki sessizliğiyle ilerledi. Adımlarının sesi zindan zemininde ağır ağır yankılandı. Lehron’un ona bir şey söylemesine gerek yoktu. Adamın yüzü, söyleyeceklerini daha ağzını açmadan taşımaya başlamıştı. Zindan, Zaffer’in taşıdığı ışıkla biraz aydınlanırken köşelerdeki gölgeler yeniden belirginleşti; Lehron’un zihni de o gölgeler gibi karardı. Bir şey olmuştu. Kötü bir şey. Belki de zaten olmuş olanın adını duymak üzereydi yalnızca.
Yine de sorma ihtiyacı duydu.
“Ne oldu?”
Zaffer sessizce ilerledi. Zindanın kenarında duran sandalyeyi aldı, Lehron’un yanına çekti ve oturdu. Oturduğu anda zaman daha da ağırlaştı. Konuşmasına gerek yoktu belki; fakat Lehron’un duymaya ihtiyacı vardı. Korktuğu şeyi bir başkasının ağzından işitmezse, zihni onu bin ayrı biçimde öldürmeye devam edecekti.
“Öldü mü?” diye sordu.
Zaffer’in cevabı neredeyse anında geldi.
Kısa.
Net.
Merhametsiz.
“Öldü.”
Lehron kalbinin düğümlendiğini hissetti. Bu kez kalbini çıkarıp eline vermiyorlardı; sanki içerde bir el onu sıkıyor, bırakıyor, yeniden sıkıyor, her sıkışta biraz daha küçültüyordu. Nefesi kesildi. Göğsünün ortasında daha önce ağırlıkların bıraktığı acı hâlâ vardı; fakat bu başka bir şeydi. Bu, bedene konan bir demir değildi. Bu, bir ismin bedeliydi.
“Hayır,” dedi.
Sesi kendi kulağına bile inandırıcı gelmedi.
“İnanmıyorum.”
Ama inanıyordu. Zaffer’in cevabının doğruluğunu biliyordu. O adam yalan söylemek için fazla kısa konuşmuştu. Zaferini süslemek, acıyı uzatmak, Lehron’u biraz daha kırmak isteseydi başka kelimeler seçerdi. “Öldü” demişti. Çünkü olan şeyin artık süse ihtiyacı yoktu.
Lehron gözlerini kapatmak istedi. Kapatsa Henna’yı görecekti. Kraliçenin odasında değil; atların arasında, akşam semasının altında, ela gözleriyle. Ama gözlerini kapatsa da açsa da aynı şey vardı artık. Henna yoktu. Ya da en azından Lehron’un bildiği dünyada yoktu. Onun adını söylemiş, o adı zindandan çıkarmış, o adın peşinden muhafızlar koşturmuş ve şimdi Zaffer gelip tek kelimeyle bütün sonucu önüne koymuştu.
Ben yaptım.
Bu düşünce, diğer bütün düşünceleri susturdu.
Zindanda uzun bir sessizlik oldu. Zaffer bekledi. Lehron nefes almaya çalıştı. Sanki nefes almak bile Henna’ya karşı başka bir haksızlıktı. O öldüyse, kendisi neden hâlâ nefes alıyordu?
Sonunda Zaffer konuştu.
“Şimdi,” dedi. “Olan oldu artık. Anlatacak mısın?”
Evet. Olan olmuştu. Zaffer için bu cümle bir geçişti. Bir sonraki sorguya açılan kapıydı. Lehron içinse bütün dünyanın kapanmasıydı. İşkenceye ya da ölüme giden yolda yatıyor olabilirdi. Artık bunun pek önemi yoktu. Henna ölmüştü. Sevdiğinin adı onun ağzından çıkmış ve ölümüne giden yolu açmıştı. Bundan sonra acı, daha önceki anlamını kaybetmişti.
Lehron geçmişi düşündü.
Asi örgütünün içeriye sızdığı ilk günlerdeki emirleri açık ve netti:
Kendini kabul ettir, yer edin ve devrim başlasın.
Sonra, daha ilk günlerin sonunda emirler değişmişti. Daha ağır, daha karanlık ve daha korkutucu hale gelmişti:
Tehlike büyük. Beklemede kalın. Kralı ve hanesini ne olursa olsun koruyun.
Hatıralar canlanmaya başladı. Parçalar yerinden oynadı. Eski sözler, eski yüzler, eski korkular birbirine bağlanmak üzereydi. Lehron, daha iyi hatırlayabilmek için o karanlığın içine dönmek zorundaydı.
Seçim
• Hatıraların canlanmasına izin vermek için 30. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Burada hatıralara dönmek bir kaçış değil, daha derin bir yaraya inmek gibi duruyor. Çünkü bazı gerçekler, ancak kaybedilen şeyin ardından hatırlandığında gerçekten ağırlaşıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı