insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

55. BÖLÜM: KRALİÇENİN BUZ TUTAN KALBİ

55. Bölüm Kapak

O bir kadındı.

Anneliği hiç tadamamış, ama hayatı boyunca tek bir şeye, sevdiğine, kocasına bağlanmış bir kadın. Her gün kalenin tepesine, surların arasına çıkar ve oradan iç şehirde dolaşan kalabalığa bakardı. Yüksekliğe rağmen gözleri en çok çocukları seçerdi. Onları yalnız görmekle kalmaz; seslerini de duyduğunu sanırdı. Neşeli, şen kahkahalarını rüzgârın içinden ayırabildiğine inanırdı. Belki bu doğru değildi. Belki yalnızca kalbinin kendisine kurduğu nazik bir oyundu. Ama insanın eksik kaldığı yer, bazen en çok oradan ses duyar.

Anne değildi belki. Ama bir kadındı. Ve bu yüzden, asla bir evladı olmayacağını bilmenin nasıl bir sessizlik olduğunu taşıyordu içinde. Böyle zamanlarda yaslanacağı omuz hep orada olurdu. Kral. Yalnız çocukları izlerken değil; umutsuzluğa düştüğü her anda. Onun hüznünü bozmazdı. Kraliçesinin kendi duygusal karanlığında kaybolmasına izin verir, ama bu kayboluşa varlığıyla eşlik ederdi. Sadece bir omuz olarak değil; yanında duran, susan, bekleyen bir hayat olarak.

Kalenin surları arasında esen rüzgârı birlikte izlerlerdi. Kaybettiklerine yas tutmazlardı; çünkü hâlâ birlikteydiler. Onlar için önemli olan buydu. Kadın defalarca söylemişti kralına.

“Lütfen,” demişti. “Sen kralsın. Bir varise ihtiyacın var.”

Ama kral yine de bu akıl almaz bağlılığını sürdürmüştü. Kraliçesine bağlı kalmış, kendisine bir varis vermemişti. Kraliçenin hayatı trajedilerle doluydu belki; ama bir başka trajedinin daha ona böyle, kalenin kendi taşları arasında geleceğini hiç düşünmemişti.

Şimdi kalenin arka kapısından iç şehre doğru süzülürlerken, anılar daha acı biçimde üzerine biniyordu. Karanlık yaratıkların geride bıraktığı adamları, kadınları ve hepsinden önemlisi çocukları gördükçe, surların üzerinden baktığı o eski günler içinden parçalanarak geçiyordu. Bir zamanlar aşağıda koşan, gülen, seslerini rüzgârda duyduğunu sandığı çocukların yerinde şimdi sessizlik vardı. Tanınmaz bedenler, yarım kalmış koşular, kapı diplerine yığılmış korkular vardı.

Kalbi dayanamaz hale geliyordu.

Az ileride Lehron’u görüyordu. Elinde kılıcıyla tetikte ilerliyordu. Arada bir, bir ya da iki karanlık varlığı hızlı hareketlerle dağıtıyordu belki. Kılıcı soğuk patlamalara karşı artık daha sağlam duruyordu. Ama bunun ne anlamı vardı? Adam sevdiğini kurtarmıştı. Henna’yı seçmişti. Fakat herkes ölmüştü. Kocası katledilmişti. Kralı gitmişti. Zaffer de ölmüştü. Krallık yanıyordu. Çocuklar susmuştu.

Ne uğruna?

Kraliçe döndü ve koluna girdiği Henna’ya baktı.

Bu kız uğruna.

Henna’nın yüzünde korku vardı. Yorgunluk vardı. Ama yaşıyordu. Lehron’un seçimi onu yaşatmıştı. Kralın ölümü ile bu kızın nefesi arasında kurulmuş o korkunç terazi, kraliçenin zihninde yeniden yeniden kuruldu. Her seferinde aynı sonuç çıkıyordu. Kral yoktu. Henna vardı.

Elbisesinin kol yenindeki metali yeniden hissetti.

Zaffer’in yere devrilişinden sonra, adamın elindeki bıçak kraliçenin ayaklarının dibine savrulmuştu. O an, ne yaptığını tam bilmeden, belki de yalnızca bir şeye tutunmak ister gibi, bıçağı almış ve kol yeninin içine saklamıştı. Şimdi metal oradaydı. Soğuktu. Buz gibiydi. Kraliçenin o anda buz tutan kalbi gibi.

Lehron, arkasından gelen acı çığlığa doğru döndüğünde, kraliçenin boş bakan gözleriyle karşılaşmayı beklemiyordu.

Henna’nın bedeni ayaklarının dibine düşüyordu.

Bıçak sırtındaydı.

Kraliçe kaskatı kesilmişti. Bir dehşet ve yas anında kopan aklın içinde, bir daha belki de geri dönmeyeceği bir yerde duruyordu. Ne yaptığını biliyor muydu? Bilmiyor muydu? İntikam mıydı bu, delilik mi, yoksa sevgisini kaybetmiş bir zihnin tek hedefe dönüşmesi mi? Lehron için bunların hiçbirinin anlamı yoktu. Henna yerdeydi.

“Hayııır!”

Lehron’un iç şehir boyunca yankılanan acı haykırışı mı çekti kötücül karanlığın dikkatini, yoksa hemen orada, kimsenin fark etmediği bir duvar köşesinde saklanan küçük bir çocuğun karşısında beliren başka bir şekilsiz varlığa attığı çığlık mı, bilinmezdi. Belki ikisi de aynı anda oldu. Belki karanlık, zaten oradaydı ve yalnızca bekliyordu.

Kraliçe, deliliğinin içinde kaybolmuş olsa bile cehennemin bu dünyada gelişini hissetti.

Lehron da hissetti.

Her taraftan saldıran onlarca şekilsiz varlık karşısında savaşma isteği bile kalmamıştı. Kılıcı elindeydi; ama kolunda güç yoktu. Henna yerdeydi. Bütün dünya onun sırtındaki bıçağa ve artık geri dönmeyecek nefesine daralmıştı. Varlıklar üzerlerine çökerken Lehron çığlık attı. Bu kez dövüşmek için değil. Bu kez karşı koymak için değil. Sadece acıdan.

Biçimsiz karanlıklar saniyeler içinde bedenini ruhundan ayırır gibi sardı. Ölüm bir karanlık, keskin bir soğuk olabilirdi; ama o, vücudundaki her hücrenin acısını ölümünden önce duyuyordu. Zindandaki işkenceler, iğneler, ağırlıklar, gergiler; hepsi bu acının yanında eski ve neredeyse eksik kalmış şeylerdi. Cehennemin ona bu dünyada geleceğini hayal bile edememişti.

Düşünemedi.

Duyamadı.

Neler olduğunu anlayamadı.

Tek bir gerçek vardı: Karanlık ona temas ettiği anda bedeni kendisinden tane tane ayrılıyor, onu tarif edilemez bir acıya boğuyordu. Sevdiğini kaybettiğinde kendi acısını önemsemeyeceğini sanmıştı. Ama bu dünyada gelen cehennem, ona kendi bedeninin de sonuna kadar acıyabileceğini öğretti.

Acılar onu saniyeler içinde bir sonsuzluk gibi kavurdu.

Sonra öldü.

Sadece öldü.

Sevdiğimin kaybı karşısında kendi acılarımı düşünmeyeceğim sanırdım; ama bu dünyaya gelen cehennem, bana en beterini yaşattı.

SON

BÖLÜM NOTU

Bu kapanışta yas, merhamete değil karanlık bir kırılmaya dönüşüyor. Bazen insan sevdiğini koruduğunu sanırken, başka birinin sevdiği her şeyi yıkmış olmanın bedeline yakalanıyor.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.