insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

4. BÖLÜM: YUTULAN İLK İSİM

İşkencecinin nefesi üzerine çöktüğünde Lehron’un acıları bir an için çoğaldı. Belki gerçekten öyle olmuştu; belki de insan, kendisini kırmaya gelen yüz her yaklaştığında aynı acıyı yeniden, daha büyük, daha diri ve daha çaresiz hissediyordu. Adamın ağzından yayılan ağır koku, mahzendeki kan, kusmuk, pas ve rutubetle birleşince hava bile insanın içine girmek istemeyeceği bir şeye dönüşüyordu. Lehron nefes almamak için kendisini tuttu; fakat göğsündeki gergi buna izin vermedi. Bedeni, acının içinde bile hayatta kalmak gibi aşağılayıcı bir alışkanlığa sahipti. Nefes almak zorundaydı. O nefesle mahzeni, işkenceciyi, soruyu ve kendi korkusunu içine çekmek zorundaydı.

Türlü işkenceyle geçen sürenin bir noktasında direncinin kırılmaya başladığını hissediyordu. Bu kırılma bir kemiğin çatlaması gibi açık değildi. Bir lifin kopması gibi duyulur değildi. Daha sessizdi. Daha içerideydi. Sanki insanın kendi kendisine yaslandığı son duvar, dışarıdan değil, içeriden nem almaya başlamıştı. Bileklerini kesen ipler, omuzlarını iki yana çeken gergi, tırnak diplerinde hâlâ canlı kalan iğne sızıları ve göğsüne yerleşen o kör ağırlık, hepsi bir araya gelip aynı şeyi istiyordu. Bir isim. Yalnızca bir isim. Mahzenin taşları bile bunu bekliyor gibiydi.

Bir yoldaşının adı dilinin ucuna kadar geldi.

Tommek.

İsmi söylemedi. Ama söylememiş olmak, o ismin hiç gelmediği anlamına gelmiyordu. Aksine, ad dilinin ucunda öyle keskin durdu ki Lehron bir an onu gerçekten söylemiş gibi ürperdi. Dudakları açılacak, ses boğazından çıkacak, mahzenin pis havasına karışacak sandı. O bir an içinde Tommek’in yüzü gözlerinin önünde belirdi. Dava uğruna kaleye onunla birlikte sızan üç kişiden biriydi Tommek. Sessiz, sert, kolay sevilmeyen ve kolay anlaşılamayan adamlardandı. Lehron yakalandığında uzaktan, neredeyse duygusuzca gözlerinin içine bakmış; ama hiçbir işaret vermemişti. Yardım yoktu. Uyarı yoktu. Kaçış yoktu. Sadece bakış vardı. Sonra günler geçmişti. Lehron burada, bu mahzende, zamanın dışına itilmiş bir et parçası gibi gerilirken Tommek’ten hiçbir girişim gelmemişti.

Beni gördün.

Düşünce, acının içinden değil, kırgınlığın içinden yükseldi.

Gördün ve sustun.

Lehron o an kendisinden nefret etti. Çünkü bu düşüncenin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu. İşkencecinin aleti yalnız makaralar, ipler, iğneler veya bıçaklar değildi. Bazen insanın içine bıraktığı en küçük kırgınlık da onun aleti olurdu. Tommek gerçekten onu bırakmış mıydı? Yoksa susmak zorunda mı kalmıştı? Bir işaret verse ikisi de yakalanır mıydı? Dava, bir kişinin kurtuluşundan daha büyük olduğu için mi beklemişti? Lehron bunların hiçbirini bilmiyordu. Ama bilmediği şeyler, acı altında mazerete dönüşmeye çok yakındı. Bir insan ihanet etmeyi düşündüğünde, önce ihanet edeceği kişiyi suçlamaya başlıyordu belki de.

Yine de söylemedi.

Dava uğruna kaleye birlikte sızmışlardı. Birbirlerini sevmek zorunda değillerdi; ama birbirlerinin adını taşımak zorundaydılar. Bu, dostluktan daha ağır bir bağdı. Dostlukta kırgınlık olurdu, soğukluk olurdu, uzaklık olurdu. Ama dava içinde verilen isim, insanın kendi canı gibi saklaması gereken bir emanet olurdu. Tommek’in yüzü ne kadar soğuk, bakışı ne kadar uzak, sessizliği ne kadar incitici olursa olsun, adı Lehron’un ağzından çıkmamalıydı. Çünkü ad çıkarsa yalnız Tommek düşmezdi. Lehron da düşerdi. Belki daha önce ölmeden önce düşerdi.

Bir başka isim daha vardı.

O ismi düşünmek bile farklı bir korku getiriyordu. Tommek’in adı dilinin ucuna kadar gelmiş ve orada kalmıştı; ama diğer isim dilinin ucuna bile yaklaşmamalıydı. Onu zihninin daha karanlık, daha derin, daha sıkı kapatılmış bir yerine itmek zorundaydı. Asla söyleyemeyeceği isim. Söylemeyi düşünürse bile kendisinden geriye bir şey kalmayacakmış gibi hissettiği isim. Lehron acının içinde, o adı düşünmemeye çalıştı. Düşünmemeye çalıştığı için de onun varlığını daha keskin hissetti. Bazı isimler söylenmediğinde bile insanın bütün bedeninde yankılanırdı.

İşkenceci, onun aklından geçenleri okumuş gibi yavaşça doğruldu.

Bu hareket bile bir cevap gibiydi. Adam duymadığı ismi duymuş, söylenmeyen korkuyu koklamış, Lehron’un dilinin ucuna kadar gelip geri çekilen o ihaneti görmüş gibiydi. Bir şey söylemedi. Yüzündeki yaralı sessizlik değişmedi. Memnuniyet göstermedi, öfkelenmedi, sabırsızlanmadı. Yalnızca doğruldu. Pis kokan nefesini Lehron’un üzerinden çekti; ama bunun bir merhamet olmadığını Lehron hemen anladı. Bazen işkenceci geri çekildiğinde acı azalmazdı. Sadece daha büyük bir acıya yer açılırdı.

Adam makaraya doğru yürüdü.

Ayak sesleri mahzenin içinde ağır ağır yankılandı. Her adım, Lehron’un bedeninde henüz gerçekleşmemiş bir acının haberi gibiydi. Makaraların durduğu köşe yarı karanlıktı; fakat Lehron orada ne olduğunu biliyordu. Halatların nasıl gerildiğini, tahta sehpanın nasıl inlediğini, iplerin bileklerine nasıl daha derin gömüldüğünü, omuzlarının önce yandığını, sonra kopacakmış gibi uyuştuğunu biliyordu. Gergi kuvveti artırıldığında bedenin tamamı tek bir çığlığa dönüşüyordu; ama o çığlık her zaman ağızdan çıkmıyordu. Bazen içeride kalıyor ve insanı içten içe parçalıyordu.

Lehron’u derin bir korku sardı.

Nefes al, nefes ver...

Bu kez cümle bile güçsüzdü.

Nefes al...

Makaradan gelen ilk gıcırtı duyuldu.

Lehron’un bütün bedeni, henüz çekilmeden önce çekilmiş gibi kasıldı. Korku, acıdan önce gelmişti. Belki de en kötüsü buydu. İnsan bazen başına gelecek şeyi daha olmadan yaşamaya başlıyordu. İplerin birazdan kesiklerini yeniden açacağını, omuzlarının yeniden iki yana ayrılacağını, tırnak diplerindeki sızıların daha büyük bir karanlığa karışacağını biliyordu. Tommek’in adı hâlâ içinde duruyordu. Diğer isim daha derinde, daha sessiz, daha korunması gereken bir yerdeydi. İkisini de vermemişti.

Ama ne kadar dayanabilirdi?

Ne yapacaksın Lehron?

Korku, cevabını beklemeden büyüdü.

Seçim

• Korku içerisinde ismi haykırmak ve bu işkenceye bir son vermek için 7. Bölüme ilerleyiniz.

• Ne kadar korkarsanız korkun, kararınız kesin ise, işkenceye dayanmaya devam etmek için 8. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Burada bir seçenek korkunun dili ele geçirmesine izin veriyor, diğeri ise bedeni biraz daha karanlığın insafına bırakıyor. İnsanın hangisinde daha çok kaybolduğunu söylemek kolay değil.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.