24. BÖLÜM: TESLİMİYETİN YANLIŞ ANLAŞILDIĞI AN
“Henna, bana bir bardak su getirir misin?”
Kraliçenin kadife sesi, Henna’yı hemen arkasında durduğu yerden harekete geçirdi. Henna, dudaklarının arasında tuttuğu iğneyi, kollarını havaya kaldırmış halde elbisesinin kol boğumları düzeltilsin diye bekleyen kraliçenin kumaşına nazikçe iliştirdi. Hareketi alışkındı, ölçülüydü, neredeyse görünmezdi. Sarayda iyi bir nedime, çoğu zaman varlığıyla değil, eksiksizliğiyle fark edilirdi.
“Siz nasıl arzu ederseniz kraliçem,” dedi ve yavaşça arkasını döndü.
Odanın diğer ucundaki komodinin üzerinde duran sürahiye doğru yürüdü. Kraliçenin dinlenme odası, zindanın karanlık damarlarından bambaşka bir dünyaya ait gibiydi. Ağır kumaşlar, iğneler, işlemeli elbise parçaları, yumuşak halılar, parlatılmış ahşap, hafif kokular, gün ışığını içeri süzen kalın perdeler... Her şey düzenli, zarif ve korunmuş görünüyordu. Ama Henna’nın içi birkaç gündür bu düzenin içinde bile dağınıktı.
Lehron’un tutuklandığını duymuştu. Kaledeki herkes duymuştu belki; ama bu haberin onun ve elbette Tommek için ne anlama geldiğini kimse bilemezdi. Başkaları için zindana atılmış bir asi vardı. Henna içinse bu, içeriye birlikte girdikleri yolun bir ucunun kan içinde koparılması demekti. Lehron ne kadar dayanabilirdi? Ne biliyordu? Ne söylemişti? Ya da söylemiş miydi? Henna bu soruları kendisine açıkça sormamaya çalışıyordu. Çünkü sorular bazen cevaplardan önce insanı ele verirdi.
“Henna... Hennaa...”
Kraliçenin tatlı sesi onu kendisine getirdi. Henna, elinin sürahinin kulbunda kalakaldığını ancak o an fark etti.
“Hayatım, bu günlerde çok dalgınsın. Bir sorun yok ya?”
Henna utanç içinde arkasını döndü. Sesini düzgün çıkarmaya çalıştı.
“Ha... Hayır kraliçem. Bir sorun yok. Sadece biraz yorgun hissediyorum.”
“Dinlenmek istersen söylemen yeterli Henna. Ben başka bir arkadaşını hemen çağırabilirim.”
“Buna hiç gerek yok kraliçem.”
Henna bardağı dikkatle doldurdu ve kraliçeye doğru ilerledi. Kraliçe neredeyse pozisyonunu hiç bozmadan sağ kolunu dirseğinden kırarak bardağı aldı ve dudaklarına götürdü. O anda kapı hızla açıldı. Daha doğrusu açılmadı; çarpılarak içeriye savruldu. Bardak kraliçenin elinden düştü, su elbisenin üzerine saçıldı, prova sehpasındaki dengesi bozuldu. Kraliçe düşmekten zor kurtuldu. Elbise provası da, elbisenin kendisi de bir anda mahvolmuştu.
Ama asıl önemli olan bu değildi.
Kapı çarparak açıldığında korkudan sıçrayan Henna, refleksle prova sehpasının arkasına çekilmişti. Bu, kendisini korumak için yaptığı basit bir hareketti. Fakat içeri birbiri ardına giren üç muhafızdan biri, onun kraliçenin arkasına geçmesini başka türlü değerlendirdi. Kılıçların kabzalarına giden eller, bir anda odanın bütün havasını değiştirdi.
“Kraliçem!” diye haykırdı ilk giren, daha yaşlı muhafız.
Aynı anda kraliçe, şaşkınlık ve öfke arasında sesi titreyerek sormaya çalışıyordu.
“Neler oluyor Hommer?”
“Kraliçem!” dedi Hommer yeniden; ama sözünü sürdüremedi.
Kraliçe, üzerindeki elbisenin ıslanmış olmasına, provanın bozulmasına ve odasının böyle basılmasına rağmen sesini toparladı. Narin görünüşünün altında haneye ait sert bir ağırlık vardı.
“Duyuyorum seni Hommer. Nedir bu cüretinin kaynağı?”
Henna olanları anlamıştı. İlk korkusu keşmekeşin ilk saniyelerinde geçmişti. Geriye daha derin, daha tanıdık ve daha acı bir korku kalmıştı.
Ah Lehron.
Adamın yakışıklı yüzü bir an daha aklına geldi. Henna ona kızamadı. Kızmak istedi belki. Çünkü adı söylenmişti. Çünkü kapılar kırılarak açılmış, muhafızlar kılıçlarına davranmış, kraliçenin odasında bütün gizlilikleri parçalanmıştı. Ama kızamadı. Kim bilir nasıl bir işkence altında söylemişti adını? Geçen iki gün boyunca kim bilir ne acılar çekmişti? Yoksa asla, asla onun ismini zikretmeyeceğine emindi Henna.
Yavaşça iki adım geri attı ve teslim olmak için kollarını kaldırmaya başladı.
Ama eğitimli muhafızlar bu hareketi de yanlış değerlendirdi. En öndeki muhafız kılıcına davranırken, ikinci muhafız belindeki bıçaklardan birini fırlatmak üzere kavradı. Henna hareketini tamamlayamadan odadaki hava keskinleşti. Kraliçenin nefesi duyulur gibi oldu. Hommer’in gözleri büyüdü.
Aynı anda dışarıdan içeriye daha genç iki muhafız daldı. Karmaşa bir anda büyüdü. Üçüncü muhafız, kılıcına davranan arkadaşının kolunu tutup başını iki yana salladı; fakat kaşları çatık, oldukça heyecanlı bir başka muhafız, az önce fırlatma bıçağını çeken ikinci muhafızın üzerine atılarak bileğini kavradı.
“Acele etme, dur!”
Kraliçe silahların hareketlenmesi üzerine hafif bir çığlık attı. Aynı anda Henna ellerini tamamen teslimiyetle kaldırmıştı.
“Lütfen,” dedi. “Teslim oluyorum.”
Odanın bütün karmaşası, bu iki kelimenin etrafında dondu.
Henna artık kaçmıyordu.
Ama onu nasıl alacaklarına hâlâ karar verememişlerdi.
Seçim
• Zindanlara geri dönmek için 28. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Burada teslim olmak bile güvenli bir yol gibi durmuyor; çünkü korku, bazen en açık hareketi bile tehdit gibi okuyabiliyor. Şimdi geriye dönmek, yalnız zindana değil, bu yanlış anlaşılmanın bedeline de dönmek demek.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı