52. BÖLÜM: EMİRLE AYAĞA KALKAN KRALİÇE
“Kraliçem,” dedi Henna.
Kızın toparlanması hızlı olmuştu. Sevdiğinin kollarından yavaşça sıyrıldı ve yerde perişan halde, gözyaşları içinde ağlamakta olan kraliçeye eğildi. Henna’nın yüzünde hâlâ korku vardı; ama sesi, sarayın içinde öğrendiği o dikkatli soğukkanlılığa tutunmaya çalışıyordu.
“Buradan gitmeliyiz.”
Kraliçe, kaybının büyüklüğü altında ezilmiş halde haykırmaya devam ediyordu.
“Öldü!” diyordu çığlıkları arasında. “Gitti!”
Henna da belki farkında bile olmadan, çok değer verdiği bu kadının kaybını hissederek ağlıyordu. Kraliçeye sıkıca sarıldı.
“Kraliçem,” dedi. “Buradan gitmemiz gerekiyor.”
Kraliçe, Henna’nın sarılmasıyla gözyaşlarının arasından gözlerini açtı. Koridora baktı. İnsanlıktan çıkmış cesetlere, taşların üzerinde kalan soğuk izlere, yıkılmış muhafızlara baktı. Gözyaşları yeniden akmaya başladı. Sonra yerde yatan ve diğerlerine göre hâlâ tanınabilir durumda olan bir başka cesedi gördü.
Zaffer.
“Onu öldürdün!” dedi.
Zaffer’in cesedini işaret ediyordu. Henna’dan ayrılmaya çalıştı. Zorlukla, yine Henna’dan destek alarak ayağa kalkmaya çabaladı. Dengesini bulamıyor, ayakta durmakta zorlanıyordu.
“Onu öldürdün! Neden?” dedi hıçkırarak. “Onu neden öldürdün? Zaffer beni kurtarmıştı!”
Lehron, acı içindeki kadına baktı. Krallığın son temsilcisi olduğunu o anda daha iyi anladı. Kadın perişandı. Belki de bir daha toparlanamayacaktı. Belki krallığı kurtarmak için bir umut olamayacaktı. Üstelik Lehron kralı kurtarmamıştı. Sevdiğini kurtarmayı seçmişti. Sonra da bu kadını kurtaran adamı, kraliçenin kendi gözleri önünde, yine sevdiği için öldürmek zorunda kalmıştı.
Birkaç gün içinde neye dönüşmüştü?
Bir asi miydi hâlâ?
Bir itirafçı mıydı?
Soğukkanlı bir katil mi?
Bunları düşünecek zaman yoktu. Burada daha fazla oyalanırlarsa Henna’yı da kaybedecekti.
“Gidelim Henna,” dedi kıza dönerek. “Burada daha fazla oyalanmamızın anlamı yok.”
Henna bir anda ona öfkeyle baktı.
“Bunu nasıl söylersin Lehron?” dedi. “Yardıma ihtiyacı var ve... ve o krallığın son temsilcisi!”
Lehron kızın kolunu tuttu ve onu kraliçeden uzaklaştırdı. Henna direnmeye çalıştı. Ayakta durmaya çalışan kraliçe ise destekten yoksun kalınca dizlerinin üzerine çöktü. Bu görüntü Henna’nın yüzünü daha da acıttı.
“Henna!” dedi Lehron. “Henna, bana bak!”
Kız zorlukla gözlerini kraliçeden ayırdı ve sevdiği adama baktı. Bakışında acı vardı. Öfke de vardı. Belli ki bu kadına çok değer veriyordu. Lehron bunu görüyordu. Ama o anda önemli olan tek şey oradan sağ çıkmalarıydı. En azından kendisine bunu söylüyordu.
“Henna, buradan bir an önce gitmeliyiz,” dedi. Eliyle kraliçeyi gösterdi. “Ona bir bak. Onun ne buradan kaçmak için bize, ne kendisine ne de krallığına bir faydası olur.”
Sözler koridorun içinde sertçe asılı kaldı.
Kraliçe bir anda ağlamasını kesti.
Hâlâ hıçkırıyordu. Ellerini tekrar gözlerine götürmüş, yerdeki cesetleri görmemeye çalışıyordu. Ama Lehron’un sözleri onu vurmuştu. Aşağılamak için mi söylenmişti, yoksa çıplak ve acımasız bir gerçek olarak mı, bunu o an kimse ayırt edemedi. Belki Lehron bile. Fakat etkisi büyük oldu.
“Ben...” dedi kraliçe.
Hıçkırıkları arasında konuşmakta zorlanıyordu. Ama sesi, az önceki dağılmış çığlıklarından farklıydı. İçinde kırılmış da olsa bir emir vardı.
“Ben bu ülkenin kraliçesiyim ve...”
Zorlukla ayağa kalkmaya çalıştı. Henna ona yeniden uzanmak istedi; ama kraliçe bu kez kendi ağırlığını toparlamaya çabaladı.
“Ve sana, beni buradan çıkarmanı emrediyorum.”
Lehron, kayıtsız davranışlarının böyle bir etki yaratacağını beklemiyordu. Yüzünde bir sırıtış belirmesine engel olamadı. Bu sırıtış mutlu bir şey değildi; yorgun, kirli ve biraz da şaşkın bir rahatlamaydı. Kraliçe kendisine gelmişti. Bunun için uğraşmasına bile gerek kalmamıştı. Ya da belki, onu en sert yerinden yaralamak gerekmişti.
Sırıtışını Henna’ya çevirdi.
“Gördün mü?” dedi. “Şimdi kraliçe bizimle gelebilir.”
Henna’nın yüzünde bu söze karşı rahatlama kadar kırgınlık da vardı. Ama tartışmadı. Zaman yoktu.
Lehron kraliçeye ilerledi ve kadını dikkatle kucağına aldı. Kraliçenin karşı koymaması rahatlatıcıydı. Artık ağlamıyordu belki; ama yıkım hâlâ bütün bedenindeydi. Emir vermişti. Bu, iyileştiği anlamına gelmiyordu. Sadece henüz tamamen bitmediği anlamına geliyordu.
“Henna,” dedi Lehron. “Gidelim.”
Henna başını salladı.
Üçü, kralın öldüğü koridoru arkalarında bırakarak ilerledi.
Seçim
• Kraliçeyi de yanınıza alarak devam etmek için 54. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde sertlik ile merhamet birbirine karışıyor; bazen birini ayağa kaldırmak için ona acısını hatırlatmak gerekir, bazen de bu yalnızca başka bir kırılma yaratır. Seçim, kraliçeyi nasıl bir yerinden tutacağınıza kalıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı