insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

23. BÖLÜM: İSMİN PEŞİNDEN KOŞANLAR

Kale koridorlarında koşan muhafız, ne olduğunu hâlâ tam olarak anlayamıyordu. Zaffer’in emri kulaklarında olduğu gibi duruyordu; sert, kısa ve tartışmaya kapalı.

“Hemen kraliçenin yanına gidin ve nedimesi Henna’yı kontrol altına alın. Kesinlikle ve kesinlikle kraliçeden uzaklaştırılmalı!”

Sözler yeterince açıktı aslında. Bir yere git, birini bul, onu kraliçeden uzaklaştır, kontrol altına al. Muhafızların işi çoğu zaman bu kadar basitti. Ama Tohm, emrin nedenini kavrayamıyordu. Muhtemelen iki gündür işkence altında tutulan asi, Henna’nın adını vermişti. Başka nasıl olabilirdi? Zaffer’in zindandan bir nedime adıyla haykırarak muhafız çağırmasının başka açıklaması yoktu. Yine de Tohm’un zihni bunu kabul etmekte zorlanıyordu. Henna’yı aylardır tanıyordu. Kraliçenin çevresinde sessizce dolaşan, zarif, alımlı, insanın gözünü fazla üzerinde tutarsa kendisinden utanacağı kadar narin bir kadındı. Böyle bir kadının bir asiyle ne işi olabilirdi? Nasıl olurdu da bir asi, işkence altında onun adını verirdi?

Üstelik Henna iki ya da üç aydır kalenin içindeydi. Kraliçeye bu kadar yakın, haneye bu kadar iç içe, her gün yemeklerin, giysilerin, dinlenme saatlerinin, geçişlerin, kapıların ve bakışların arasında... Eğer gerçekten tehlikeliyse, bunca zaman kraliçeye ya da yemekleri dahi önünden geçen krala zarar vermemiş olması ne anlama gelirdi? Zaffer bunu düşünmüş müydü? Yoksa zindanda koparılan bir isim, düşünmek için yeterince büyük bir delil mi sayılmıştı?

Tohm hemen ardından kendi düşüncelerinden rahatsız oldu. Düşünmek onun işi değildi. Hele emrin kraliyet hanesiyle ilgili olduğu bir anda hiç değildi. Bir muhafızın görevi, emrin nedenini yargılamak değil, emri zamanında taşımaktı. Yine de insanın aklı, koşarken bile kendi kendine sorular sormayı bırakmıyordu.

Zindanlardan koşar adımlarla çıkmış, geçerken yanına bir muhafız arkadaşını daha almıştı. Ona yaptığı açıklama da emrin kendisi kadar kısa ve netti; çünkü uzun uzun konuşacak zamanı yoktu.

“Hane hizmetlisi Henna tutuklanacak ve hükümdara, kraliçeye, haneye yaklaştırılmayacak.”

Koridorlar dar değildi; ama yemek saati yüzünden kalabalıktı. Hizmetliler, uşaklar, aşçılar, tabak taşıyan çocuklar, aceleyle bir yerden bir yere giden görevliler, ağır kumaşlar taşıyan kadınlar, kapı önlerinde konuşan küçük gruplar... İki muhafız bütün bu kalabalığın içinden sert adımlarla geçiyor, insanları itiyor, zaman zaman bağırarak kendilerine yol açıyorlardı. Birinin omzuna çarpıyor, bir başkasının elindeki tepsiyi sallıyor, koridoru ikiye bölen bir korku çizgisi gibi ilerliyorlardı.

Geride bir yerde bir çocuğun ağladığını duydu Tohm. Bir an için başını çevirmek istedi. Muhtemelen arkadaşı koşarken çarpmıştı çocuğa; çünkü kendisi çarptığını hatırlamıyordu. Sonra yüzünü yeniden ileri çevirdi. Mühim değildi. Hane halkı tehlikedeydi. Bir çocuk şu anda düşünecekleri son şeydi. Bu düşünce içini rahatlatmadı; yalnızca koşmaya devam etmesini sağladı.

Bir yılan gibi kıvrılarak yükselen iç merdivenleri ikişer üçer basamak aştılar. Merdivenlerin kimi basamağı alçak, kimi yüksekti; hızlı çıkan birinin dizini, bileğini ve nefesini şaşırtacak türdendi. Ağır zırhları omuzlarına ve göğüslerine yük bindiriyor, kılıçları kalçalarına vuruyor, miğferlerin içindeki sıcaklık nefeslerini daha da daraltıyordu. Yine de olabildiğince hızlıydılar. Çünkü yavaş kalırlarsa, emrin içindeki bilinmeyen tehlike onlardan önce kraliçeye ulaşabilirdi.

Bir hane hizmetlisinden kraliyet hanesinin yemek öncesi dinlenmeye çekildiğini öğrendiler. Taht ve toplantı salonlarının bulunduğu kattan bir kat daha çıktılar. Yukarı çıktıkça kalenin havası değişti. Taş duvarların soğukluğu aynıydı belki, ama halılar daha kalın, kapılar daha işlemeli, duvarlardaki kumaşlar daha gösterişliydi. En üst kat daha şık ve düzenliydi. Ne kalabalık vardı ne de yollarını kesen hizmetliler. Sadece halılarla kaplı uzun, düz bir koridor uzanıyordu önlerinde. Koridorun sonunda yemek odası, solunda ise kraliyet yatak odaları ve dinlenme bölmeleri vardı.

Her kapının önünde hane muhafızları duruyordu. Onlar zindan muhafızlarına benzemezdi. Daha kıdemli, daha yaşlı, daha traşlı, daha olgun adamlardı. Duruşları bile başka türlüydü. Tohm bir an kendi yüzündeki kirli sakalı, zindan kokusunun zırhına sinmiş ağırlığını ve aceleyle koşarken iyice dağılan halini düşünerek utandı. Zindanlarda görevli olduğu dönemlerde hafif kirli sakalın rahatlığına alışıyordu insan. Ama kraliyet katında bu rahatlık, bir kusur gibi görünüyordu.

Hane muhafızları onları fark ettiğinde kaşlar birer birer çatıldı. Hepsi, koşar adım yaklaşan iki genç muhafıza merakla ve şüpheyle baktı. Tohm içlerinden birini hemen tanıdı. Kendisinin silah eğitimini de vermiş olan yaşlı muhafız Hommer’dı bu adam. Hommer, adımını bir karış öne attı.

“Ne oldu Tohm? Neden görevinin başında değilsin?” diye sordu.

“Usta,” dedi Tohm soluk soluğa. Koşuşturmanın yorgunluğu o anda düşündüğü en son şeydi. “Acil. Kraliçenin hane hizmetlisi Henna’yı tutuklamalı ve kraliyet hanesinden ayırmalıyız.”

Hommer bir an bile tereddüt etmedi. Zindanlarda tutulan asiyi artık kalede bilmeyen yoktu. Bir işkencecinin zindandan bu kadar açık bir emir göndermesi, üstüne bir de kraliçenin nedimesinin adını vermesi hafife alınacak şey değildi. Yaşlı muhafız hemen arkasını döndü ve hane dinlenme odasının kapısından içeri girdi. Peşinden diğer üç kıdemli muhafızdan ikisi daha girdi. Sonuncusu ise Tohm ile yanındaki genç muhafızı kapıda durdurdu.

“Siz burada bekleyin,” dedi ve onların cevap vermesini beklemeden içeri daldı.

Tohm her zaman emirleri dinleyen bir askerdi. Orada kalmalıydı. İçeriye girmek istiyordu; Henna’yı sağ salim kontrol altına almak, gerçeği kendi gözleriyle görmek istiyordu. Ama kapının önünde beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu. İçeriden henüz ne bir çığlık ne de silah sesi gelmişti. Bu, iyi bir şey olabilirdi. Ya da fırtınadan önceki o kısa, aldatıcı sessizlik.

Tam o sırada koridorun başından bir haykırış geldi.

“Zarar görmemesi lazım! Henna’yı canlı olarak ele geçirmeniz lazım!”

Zaffer’di bu. Zindanlardan onların ardından çıkmış, onlardan daha hafif olduğu için de neredeyse dinlenme odasının kapısında onlara yetişmişti. Koridor boyunca koşuyor, sesi halılarla kaplı duvarların arasında keskin keskin yankılanıyordu.

Tohm’un bekleme emri o anda parçalandı. Henna’ya zarar gelmemesi gerekiyorsa ve içeride kıdemli muhafızlar onu bir tehdit olarak görmüşse, saniyeler bile önemli olabilirdi. Arkasındaki muhafızla birlikte kapıya yüklendi.

Kapı açıldı.

Tohm içeri daldı.

Seçim

• Henna’ya ne olacağını görmek için 24. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde bir ismin artık yalnız zindanda kalmadığını, koridorlardan geçip başka hayatların kapısına dayandığını görüyoruz. Şimdi mesele, o kapı açıldığında içeride kimin ne anlayacağı.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.