insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

5. BÖLÜM: SEVDİĞİNİN ADI

Lehron derin bir nefes aldı ve verdi. Aldığı nefes ciğerlerine değil de doğrudan utancının üzerine inmiş gibiydi. Artık ihanet etmişti bir kere. Bu düşünce, mahzenin içindeki bütün kokulardan daha ağırdı. Kanın, kusmuğun, pasın, rutubetin bile bir sınırı vardı; ama insanın kendi ağzından çıkan bir ismin bıraktığı koku, hiçbir taş duvarın içinde kalmıyordu. İçine siniyor, kemiklerinin arasına giriyor, insanın kendisini kendisinden saklayamayacağı bir yere yerleşiyordu. Tommek’in adı söylenmişti. Bir kapı açılmıştı. Şimdi o kapının ardında başka bir karanlık duruyordu.

Bir kere ihanet eden, bir daha edebilir mi?

Bu soru içinden geçerken aklına gelen yüz, mahzenin bütün karanlığını bir anlığına yarar gibi oldu. Orada, işkence sehpasında geçen zaman boyunca ona dayanma gücü veren yüzdü bu. Güzeller güzeli Henna’nın yüzü. Ela gözleri, gülüşünün kenarında beliren o küçük yorgunluk, bir şeye kızdığında dudaklarını belli belirsiz sıkışı, susarken bile insanın içine dokunan bakışı... Lehron’un zihni acıyla parçalanmıştı; ama Henna’nın yüzü, o parçaların arasından yine de yolunu buluyordu. Bazen bir insanın görüntüsü, bütün işkence aletlerinden daha güçlü olurdu. Bazen insanı ayakta tutan şey bir dava değil, davanın içinde sevdiğini fark ettiği bir yüz olurdu.

Kaleye sızmadan önceki akşamlar geldi aklına. Atların soluklarıyla karışan serin hava, ufkun kızıllığı, tozlu yollar, Henna’nın kendisini geçmek için dizginleri nasıl da inatla sıkışı... O günlerde savaş, ihanet, mahzen ve bu soru çok uzaktaydı sanki. O günlerde Lehron, Henna’nın ela gözlerine bakıp da içinde kaybolduğunu kendisine bile itiraf edemiyordu. Sonra kale gelmişti. Karanlık koridorlar, ağır kapılar, herkesin rolünü sessizlikle taşıdığı günler. Henna kraliçenin nedimelerinden biri olmuştu; kraliçenin peşinde gezerken, herkes yere kapanıp başını eğdiğinde bile Lehron bazen kendisini tutamamış, başını hafifçe kaldırıp ona bakmak zorunda kalmıştı. Görülme tehlikesi vardı. Yakalanma tehlikesi vardı. Ama insan sevdiği yüze bakmamak için de ayrı bir cesaret isterdi.

Her şeyi düşünürdü Lehron. Yakalanmayı, işkenceyi, ölümünü, bedeninin bir daha toparlanamayacak kadar kırılmasını... Tommek’in adını bir gün söyleyebileceğini bile belki, kendisinden nefret ederek de olsa, mahzenin en zayıf anında düşünmüştü. Ama Henna’ya ihanet etmeyi düşünemezdi. Düşünse bile o düşünceyi kendi zihninde boğar, adını bile vermeden gömerdi. Çünkü Henna yalnız bir yoldaş değildi artık. Bunu şimdi anlıyordu. Belki de hep biliyordu ama bilmekten korkuyordu. İnsan sevdiğini bazen kaybetme ihtimali belirene kadar gerçekten sevdiğini anlamıyordu.

İşkenceci bekliyordu.

Mahzen bekliyordu.

Lehron’un dili, ağzının içinde yabancı bir şeye dönüşmüştü. Dudakları kuruydu. Boğazı yırtılmış gibiydi. Tırnak diplerindeki eski acılar, bileklerindeki kesikler, omuzlarını iki yana geren kuvvet ve yüzüne çöken ölüm kokulu nefes, hepsi birden aynı yere bastırıyordu. Söylememesi gereken yere. Saklaması gereken yere. Henna’nın adının durduğu yere.

“Henna,” dedi.

Gözlerini kapatarak söyledi. Sanki gözlerini kapatırsa ad da mahzene tam düşmeyecek, sanki karanlığın içinde yarım kalacak, sanki duvarlar onu duymayacaktı. Ama isim çıkmıştı. Henna’nın adı, kan ve rutubet kokan havada bir anlığına asılı kaldı. Lehron’un bütün bedeni, ne kadar kanla kaplı olursa olsun, o isimle birlikte ürperdi. Bu ürperti korkudan daha derindi. Çünkü korku insanın başına geleceklerden doğardı; bu, artık olmuş bir şeyin geri alınamazlığından doğuyordu.

İnsan sevdiğine de ihanet edebiliyormuş demek.

Bu düşünce içinden geçer geçmez, söylediği şeyin yalnızca bir isim olmadığını anladı. O an kendi kendisine, Henna’yı sevdiğini de itiraf etmişti. Bir isim vermemişti yalnız. Bir sevgiyi de açığa çıkarmıştı. Bir yoldaşı ele vermemişti yalnız. Kendi kalbinin en saklı yerini de işkencecinin ayakları dibine bırakmıştı.

Derken ne yaptığının farkına vardı.

Ne yaptım ben?

Bedenindeki bütün acılar bir an için şekil değiştirdi. İpler, iğneler, gergi, mahzen, nefes, hepsi uzaklaştı; yerlerine daha büyük, daha çıplak bir dehşet geldi. Hayır. Bunu yapmış olamazdı. Bu doğru olamazdı. Henna’nın adını vermiş olamazdı. İnsan sevdiği kişinin adını böyle, bu kadar kısa, bu kadar kırık bir nefesle düşmana teslim edebilir miydi?

İşkencecinin gözleri büyüdü. Bu ilk kez gerçek bir tepkiydi. Tommek’in adında göstermediği o kıpırtı, Henna’nın adında yüzüne yerleşmişti. Lehron bunu gördü ve gördüğü anda daha da çöktü. İsmin büyüklüğünü yalnız kendisi değil, işkenceci de anlamıştı. Demek ki Henna’nın adı yalnız bir yoldaş adı değildi. Demek ki o isim bir kapıdan fazlasıydı. Kraliçeye, haneye, kalenin içine, belki de bütün gizli bekleyişlerine açılan bir yarıktı.

Lehron gözlerinden süzülen yaşları ancak o zaman fark etti. Ağladığını bilmiyordu. Belki de bedeni, onun adına yas tutmaya başlamıştı bile.

Henna’nın adını vermiş olamam.

Ama vermişti.

Bunu yapmış olamam.

Ama yapmıştı.

Adam hızla doğruldu, arkasını döndü ve mahzen kapısına doğru seslendi.

“Muhafızlar!”

Bu kez kapının ardında bekleyen şey yalnız bir sonraki işkence değildi. Bu kez ses, Lehron’un ağzından çıkan ismin peşine düşmüştü.

Seçim

• Olacakları görmek için 9. Bölümden devam ediniz.

BÖLÜM NOTU

Bazı seçimler yalnızca birini ele vermez; insanın kendi kalbinde sakladığı şeyi de açığa çıkarır. Bu bölümde seçenek artık kaçmakla dayanmak arasında değil, söylenen bir ismin ardından ne yapılabileceğiyle ilgili.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.