insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

2. BÖLÜM: İSİMLERİN KIYISINDA

Mahzenin kapısı açıldığında içeriye bir anlığına dış dünyanın havası girdi. Temiz sayılmazdı belki; fakat içerideki kan, kusmuk, pas ve rutubet kokusunun yanında neredeyse merhamet gibi hissettirdi. Lehron o havayı ciğerlerine çekmeye çalıştı, ama ciğerleri de artık kendisine ait değilmiş gibiydi. Gerginin altında ezilen göğsü, havayı içine almak yerine onu geri itiyor, nefes dediği şey boğazında kırılıp kalıyordu. Kapının gıcırtısı mahzenin taş duvarlarında yayıldıktan sonra ağır ağır kapandı ve o kısa ferahlık da onunla birlikte yok oldu. Geriye yine aynı koku, aynı karanlık, aynı tahta sehpa ve içeride yankılanmaya başlayan ayak sesleri kaldı.

Ayak sesleri yaklaştıkça Lehron’un can çekişen bedeninde bir umut kırıntısı kıpırdadı. Ne kadar acınası bir umuttu bu. Belki de ileride kendisinden nefret etmesine neden olacak kadar küçük, kirli ve çaresiz bir umut. Yine de vardı. İnsan bazen işkence altında kurtuluşu değil, yalnızca işkencenin biçiminin değişmesini bile umut sanabiliyordu. Belki bu kez adam soruyu sorup gitmezdi. Belki bu kez ipleri gevşetirdi. Belki bu kez su verirdi. Belki bu kez, sadece bir anlığına bile olsa, acının onu tamamen yutmasına izin vermezdi.

Belki bu kez biter.

Bu düşünce gelir gelmez Lehron’un içinde başka bir şey kıpırdadı. Utanç mıydı, öfke miydi, yoksa hâlâ ölmemiş olan o eski inat mı, bilmiyordu. Çünkü neyin biteceğini biliyordu. İşkencenin bitmesi için bir şeyin başlaması gerekiyordu. Ağzının açılması. İsimlerin dökülmesi. İçerideki arkadaşlarının, yoldaşlarının, aynı dava için kalenin karanlık damarlarına sızmış insanların adlarının bu mahzenin pis havasına bırakılması gerekiyordu.

Ayak sesleri adım adım yaklaşırken yüzler geçti gözünün önünden. Sanki mahzenin titrek mum ışığı taş duvarlarda değil de hafızasının içinde yanıp sönüyordu. Birlikte yemek yediği yüzler. Kısık sesle şarkılar söyledikleri geceler. Birbirlerinin gözlerine bakmadan ettikleri yeminler. Tehlike yaklaştığında konuşmadan anlaştıkları anlar. Kalenin içinde ayrı ayrı gölgeler gibi dolaştıkları günler. Hepsi birer birer geldi ve acının içinde dağıldı. Ama şimdi neredeydiler? Neden onun yanında değildiler? O burada, bu tahta sehpanın üzerinde iki yana gerilmiş, tırnak dipleri yanarken, bilekleri kesilirken, göğsü kendi ağırlığını bile taşıyamaz hale gelmişken onlar neredeydi?

Neredesiniz?

Düşünce acıdan daha keskin geldi. Lehron hemen ardından kendisinden nefret etti. Çünkü bu soru haksızdı. Bunu biliyordu. Yakalanan oydu. Sehpanın üzerinde yatan oydu. Düşmanın elinde kırılmaya çalışan oydu. Diğerleri kendilerini ele veremezdi. Gelirlerse ölürlerdi. Gelirlerse yalnız onu değil, davayı da mahzene indirirlerdi. Yine de acı, insanın adalet duygusunu da yaralıyordu. Acı, yalnız bedeni değil, insanın sevdiği yüzlere bakışını da bozuyordu. Bir yoldaşı beklemekle bir yoldaşa kızmak bazen aynı nefesin içine sığabiliyordu.

Adam nihayet sehpanın yanına geldi.

Lehron önce kokusunu duydu. Eski deri, paslı metal, soğumuş ter ve ağzından yayılan ağır, çürük bir nefes. Sonra gölgesini gördü. Mum ışığı adamın yüzünü tam göstermiyor, yalnızca yarasını büyütüyordu. Alnının ortasından burnuna kadar inen o korkunç kesik, yüzün geri kalanını neredeyse gereksiz kılıyordu. Burnunun orta yerindeki paramparça görüntü, adamı bir insandan çok, mahzenin kendisine ait bir yara gibi gösteriyordu. Lehron onun gözlerini seçmeye çalıştı; ama başaramadı. Ya ışık yetmiyordu ya da acı, yüzleri yine kendi istediği gibi siliyordu. Adam eğildiğinde yalnızca o yara, o nefes ve o alışılmış sessizlik kaldı.

Sonra soru geldi.

“İçerideki arkadaşlarının isimleri?”

Her zamanki netlikle sordu. Ne bağırdı ne tehdit etti. Sanki cevabı zaten biliyor, Lehron’un yalnızca onu kendi ağzıyla mahzene bırakmasını bekliyordu. Soru, taş duvarlara çarpıp büyümedi. Zaten büyümesine gerek yoktu. O kısacık cümle, Lehron’un bütün bedeninden daha ağırdı. İpler bir kez daha bileklerini kesti. Tırnak diplerinde unutulmuş sızılar yeniden uyandı. Göğsündeki baskı genişledi. Fakat en ağır şey bunların hiçbiri değildi. En ağır şey, bildiği isimlerin birer birer dilinin arkasında belirmesiydi.

Lehron gözlerini kapatmadı. Kapatırsa yüzleri daha net göreceğini biliyordu.

Adam bekledi.

Mahzende yalnız bekleyiş vardı. Damlayan bir su sesi bile yoktu o an. Mumun çıtırtısı bile yoktu. Sanki bütün taşlar, bütün aletler, bütün ipler ve bütün karanlık aynı cevabı bekliyordu. Lehron’un ağzı kurumuştu. Dili damağına yapışıyor, boğazından geçen her küçük nefes kırık bir taş gibi içini kazıyordu. Söyleyebilirdi. Tek bir isim. Yalnızca bir isim. Acının yönünü değiştirecek, belki ipleri gevşetecek, belki onu birkaç nefesliğine kurtaracak tek bir isim.

Bir isim söylersen biter mi?

Hayır. Bilmiyordu. Belki bitmezdi. Belki daha da kötüleşirdi. Belki söylediği ilk isim, diğerlerinin de kapısını açardı. Belki bir insan ihanetin kapısını bir kez araladığında, içeri girenin yalnız düşman olmadığını, kendi zayıflığı olduğunu da görürdü.

Adam hâlâ bekliyordu.

Lehron’un aklından geçen yüzler yeniden çoğaldı. Fakat bu kez sıcak anılar gibi değil, suçlama gibi geldiler. Birlikte yemek yediği, güldüğü, korktuğu, sustuğu insanlar. Onlar dışarıda hâlâ yaşıyor muydu? Onlar da onun için endişeleniyor muydu? Yoksa çoktan onu kayıp saymışlar mıydı? Bir insanın işkence altında en çok neye kırıldığını Lehron o an anladı. Acıya değil. Kimsesiz kalmış olma ihtimaline. Çünkü acı bedeni parçalarken, yalnızlık insanın sadakatine fısıldıyordu.

Onlar burada değil.

Bu düşünceyi içinden kovmak istedi. Kovamadı.

İşkenceci biraz daha eğildi. Soruyu tekrarlamadı. Buna gerek yoktu. Cevapsızlık da bu sorgunun bir parçasıydı. Beklemek, onun kullandığı aletlerden biriydi. Kimi zaman bıçaktan daha temiz, kimi zaman ağırlıktan daha ağır bir alet.

Lehron nefes almaya çalıştı.

Nefes al, nefes ver... Acıya dayanabilirsin.

Ama dayanmak artık yalnız acıya dayanmak değildi. Dayanmak, kendi içindeki o kirli umut kırıntısına, yoldaşlarına duyduğu haksız öfkeye, yalnız kalmış olma korkusuna ve dilinin ucuna kadar gelen ihtimale de dayanmak demekti.

Adamın gölgesi üzerinde büyüdü.

Lehron artık bir kararın kıyısındaydı.

Seçim

• İsimleri paylaşmak ve bu işkenceye bir son vermek için 3. Bölüme ilerleyiniz.

• İsimleri paylaşmamak, işkenceye tahammül etmek için 4. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde iki yol da kolay değil: biri acıyı susturma ihtimaline tutunuyor, diğeri susmanın bedelini daha da ağırlaştırıyor. Hangisinin daha insani, hangisinin daha korkunç olduğuna karar vermek o kadar basit değil.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

Özellikle her bölüm için duygularınızı ve yaptığınız seçimleri neden yaptığınızı paylaşırsanız, ilk okumanızda ulaştığınız sonlara özel olarak not düşerseniz çok değerli olacaktır.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.