10. BÖLÜM: KRALIN KORKUSUNA TUTUNMAK
Lehron’un bakışları bir an Zaffer’in bakışlarıyla buluştu. Ya da bakış olduğunu düşündüğü o karanlık, yaralı yüzün içindeki sertliğe takıldı. Kendine hâkim olamamıştı. Davasına, arkadaşlarına ve en önemlisi de sevdiği kişiye ihanet etmişti. Henna’nın adı artık mahzende değildi; kalenin içinde hareket eden bir emre dönüşmüştü. Tommek’in adı da kendi içinde hâlâ kanayan bir yara gibi duruyordu. Lehron bunların hepsini biliyordu. İhanet artık bir ihtimal değildi. Olmuştu. Ağzından çıkmış, taş duvarlara çarpmış, başkalarının kaderine doğru yola koyulmuştu.
Fakat boğazındaki bıçak da olmuştu.
Zaffer’in eli kararlıydı. Bıçağın soğuk kenarı Lehron’un derisine yakın duruyor, daha değmeden bile orada bir çizgi açıyormuş gibi hissettiriyordu. O anda Lehron’un zihni acıyla, korkuyla ve utançla parçalanmış olmasına rağmen bir şeye tutundu. Düşünülmüş, hazırlanmış, temiz bir plan değildi bu. Bir insanın boğazına bıçak dayandığında aklına gelen ilk taş, ilk çıkıntı, ilk kırık dal neyse oydu. Ama bazen insan uçurumdan düşerken en keskin şeye bile tutunurdu.
“Bizi belki öldürebilirsin; ama kralın ölümüne engel olamazsın!”
Sözler ağzından çıkınca Lehron bile kendi sesinin gücüne şaşırdı. Acı, utanç ve korku arasında bir yerden gelmişti bu ses. Tamamen doğru muydu, eksik miydi, Zaffer’i kandırmaya mı çalışıyordu, yoksa gerçeğin işine yarayan kısmına mı sarılıyordu, bunu o an ayırt edecek durumda değildi. Bildiği tek şey, Zaffer’in bıçağının bir an için olduğu yerde kaldığıydı. Bu bile yeterliydi. Bazen hayatta kalmak, bir insanın elini yalnızca bir nefeslik durdurabilmek demekti.
Evet, arkadaşlarına ve hatta sevdiğine ihanet etmiş olabilirdi. Ama hâlâ geriye dönüşü olabilir miydi? Bu düşünce umut değildi. Kendini affettirme de değildi. Daha çok, çökmüş bir binanın altında hâlâ kıpırdayan bir el gibiydi. Lehron’un içinde kendisine duyduğu nefret büyüktü; ama Zaffer’e duyduğu nefret daha eski, daha keskin ve o an daha kullanışlıydı. Ellerini zorlayarak bağlarından kurtulmaya çalıştı. Bileklerindeki kesikler yeniden açılır gibi oldu ve inledi; fakat boğazındaki bıçak hâlâ aynı yerde duruyordu. Zaffer dinliyordu.
“Söyle,” dedi Zaffer. “Konuş!”
Lehron ister istemez sırıttı. Bu sırıtış zaferden doğmadı. Daha çok acının, umutsuzluğun ve son anda bulunan kirli bir imkânın yüzünde bıraktığı çarpık bir izdi.
“Kralınızın suikastını önlemek için tek şansınız biziz!”
Zaffer sağ elindeki bıçağı Lehron’un boğazına biraz daha bastırdı. Sol elini de göğsüne dayadı. Bu baskı, üzerindeki bütün yorgunluğa rağmen Lehron’un nefesini yeniden böldü.
“Söyle!” diye haykırdı.
Lehron Zaffer’in artık paniklemeye başladığını hissetti. Bu panik açık değildi. Zaffer hâlâ işkenceciydi, hâlâ elinde bıçak vardı, hâlâ mahzende gücü tutan adam oydu. Ama kral sözcüğü yüzündeki sertliğin altında bir yere ulaşmıştı. Kralının bu denli yakınına kadar sızılmış olması, kraliçenin nedimesinin adının verilmiş olması, kalenin içine yerleşmiş bir tehlike ihtimali... Bunların hepsi, Zaffer’in dünyasında işkencecinin alıştığı düzenden daha büyük bir şeye dokunuyordu. Lehron bunu gördü. Gördüğü anda da oradan bastırması gerektiğini anladı.
“Kralın bu kadar yakınına sızılmış olmasına karşın...” dedi. Konuşmak zordu. Boğazındaki bıçak, her kelimeyi ölçüyordu. “Düşünsene, tehlike bizden mi geliyor? Kralın bizim yüzümüzden mi tehlikede?”
Bu soruyu sorarken Lehron’un amacı Zaffer’i rahatlatmak değildi. Onu korkutmaktı. Ama öyle bir korku vermeliydi ki Zaffer kendisini değil, kralını düşünsün. Bıçağı değil, bilmediği tehlikeyi görsün. Mahzendeki yaralı adamı değil, sarayın içinde çoktan dolaşmaya başlamış ihtimali duysun.
Derin bir sessizlik oldu.
Zaffer’in nefesi ağırlaştı. Bıçağın baskısı aynı kaldı; fakat adamın zihninin başka bir yere kaydığını Lehron hissediyordu. Bu, işkence altında öğrendiği bir şeydi. İnsan bazen karşısındakinin ne düşündüğünü yüzünden değil, elindeki baskının nasıl değiştiğinden anlardı.
Lehron devam etti.
“Henna üç ayı aşkın süredir kraliçenin en yakınlarında...” dedi. Bu kez Henna’nın adını söylemek içini bir kez daha yaktı. Ama artık ad saklı değildi. Zaffer biliyordu. Mahzen biliyordu. Muhafızlar yoldaydı. Lehron bu ismi şimdi korumak için değil, belki de onu hayatta tutmak için kullanmak zorundaydı. “Amacımız saldırmak olsaydı şimdiye kadar saldırmaz mıydık sanıyorsun?”
Bir sessizlik daha.
Bu kez daha derindi. Mahzenin taşları bile bekliyordu sanki. Lehron, kendi cümlelerinin Zaffer’in içinde nereye düştüğünü bilmiyordu; ama bir yere düştüğünü hissediyordu. Bıçak hâlâ boğazındaydı. Fakat ölüm, bir an için kararını ertelemiş gibiydi.
Lehron’un elinde artık yalnız söz vardı.
Ve söz, boğazındaki bıçaktan daha ince bir yerde duruyordu.
Seçim
• Konuşmaya devam etmek için 15. Bölüme geçiniz.
• Zaffer’in tepkisini ölçmek ve cevabını beklemek için 16. Bölüme ilerleyiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde seçenekler konuşmanın kendisiyle ilgili: devam etmek bir ihtimali büyütebilir, susup beklemekse karşı tarafın ne kadar sarsıldığını görme şansı verebilir. İkisi de aynı bıçağın gölgesinde duruyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı