insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

54. BÖLÜM: GERİ ÇEKİLMEYİ EMREDEN YOL

Lehron, kucağındaki kraliçe ve yanında gergin adımlarla ilerleyen Henna ile kale zindanlarında tetikte yürüdü. Kraliçe artık biraz kendine gelmişti. Gözleri ilerideki koridorlara kilitlenmiş, yüzündeki yıkımın altında hâlâ emir vermeyi bilen bir sertlik kalmıştı. Bu onu daha kolay taşınır yapmıyordu. Hatta belki daha zordu. Çünkü kırılmış birini taşımakla, hâlâ kendi yıkıntısı üzerinde hüküm sürmeye çalışan birini taşımak aynı şey değildi.

O ana kadar yeni bir soğuk dalgası hissetmemişlerdi. Yine de kalenin havası, insanın içini kemiren bir sessizlikle doluydu. Zindanların çıkışına, kalenin arka koridorlarına bağlanan geniş geçide ulaştıklarında bu sessizlik parçalandı. Acı verici feryatlar kalenin her yerine yayılmıştı. Tüyleri diken diken eden soğuk fırtınaları, taş duvarların içinden geçerek üzerlerine geliyordu. Meşalelerin ışığı kararsızdı. Bazı kapılar açıktı. Bazıları içeriden kırılmış gibiydi.

“Buradan gidiyoruz,” dedi Lehron.

Kraliçeyi yavaşça yere bıraktı.

“Henna, kraliçe sana emanet.”

“Hayır,” dedi kraliçe.

Sesi kısıktı, ama öfkeliydi. Az önceki perişan çığlıkların içinden değil, krallık denen eski alışkanlığın en derin yerinden çıkmıştı.

“Kalemi ve ülkemi terk etmeyeceğim.”

Lehron bezgin bir ifadeyle ona baktı. Bedeni acı içindeydi. Kılıcı ağır geliyordu. Henna’nın yüzünde yeniden endişe belirmişti. Bu kadının hâlâ emir verebilmesi iyi bir şey miydi, yoksa onları daha büyük bir tehlikeye mi sürükleyecekti, bilmiyordu.

“Bazen toparlanmak için geriye çekilmeniz gerekir kraliçe,” dedi.

Sonra Henna’ya baktı.

“Dikkat edin.”

Henna kraliçenin elini tuttu. Sesini neredeyse fısıltıya indirdi.

“Biraz yürüyebilir misiniz kraliçem?”

Kraliçe soğuk bir mırıltı gibi onayladı. İtirazı bitmemişti; yalnızca yürümek zorunda olduğunu kabul etmişti. Lehron’un bütün düşünceleri ise artık koridorda ve elindeki kılıçtaydı. Öğrendiği her şeyi burada kullanması gerekebilirdi.

Geniş koridora doğru bir adım attı. Sonra etrafa yayılmış bedenleri gördü. Ceset denemeyecek hale gelmiş birçok insan, düzensiz biçimde koridora dağılmıştı. Zırh parçaları, yırtılmış kumaşlar, kırılmış kılıçlar, tanınmaz bedenler... Kimin ne olduğunu anlamak neredeyse imkânsızdı. Lehron’un midesi kasıldı. Neyse ki içinde boşaltabileceği hiçbir şey kalmamıştı.

Biçimsiz, kapkara varlığı neredeyse aynı anda fark etti.

Öylece duruyordu. Sanki orada olduğunun bilincinde değil gibiydi. Ya da bilinç, onun için uygun bir kelime değildi. Taşın, gölgenin ve soğuğun bir an için yanlış biçimde birleşmesi gibiydi. Lehron kılıcını kavradı, o tarafa yöneldi ve savurdu.

Kılıç varlıkla temas ettiği anda soğuk patlama yayıldı. Ama Lehron bu kez hazırlıklıydı. Ayaklarını bütün kuvvetiyle yere basmıştı. Ağırlığını kılıcın ucundan topuklarına kadar indirdi. Darbe onu geriye itmeye çalıştı; fakat savuramadı. Metalin teması yetmişti. Varlık dağıldı, çekildi ya da yok oldu. Hangisi olduğunu bilmiyordu. Bildiği şey, kendisinin hâlâ ayakta olduğuydu.

Bir başka şekil ona doğru geldi.

Lehron hiç durmadan kılıcını savurdu. Soğuk bir kez daha patladı. Dişleri birbirine vurdu. Bilekleri sızladı. Yine de yere tutundu. Tüm soğuk ve titremelere rağmen içinde yükselen adrenalin onu ayakta tutuyordu. Üçüncü varlık belirdiğinde artık darbeyi bekliyordu. Kılıcı savurdu, patlamayı karşıladı, geri çekilmedi.

Bu yaratıklar çok hızlıydı. Ama sanki korkuyla besleniyorlardı. Lehron ne kadar dik durursa, ne kadar dağılmazsa, onların ölümü ya da dağılışı o kadar hafif hissediliyordu. Bu bilgi onu zafer sarhoşluğuna sokmadı. Çünkü bilgi, kaleyi kurtarmaya yetmeyebilirdi. Sadece birkaç nefes daha kazandırabilirdi.

Artık o bölgede başka varlık kalmadığını fark ettiğinde arkasına döndü.

Henna kraliçeyi tutuyordu. Kraliçenin bakışları geniş koridorun ötesinde, kalenin içlerine doğru gidiyordu. Terk etmek istemediği kale, kendi gözlerinin önünde cehenneme dönüşüyordu. Lehron onun bu bakışını gördü. Yine de kararını değiştirmedi. Öncelik kadınları kurtarmaktı. Henna’yı ve kraliçeyi kaleden uzaklaştırmak, o anda yapılabilecek en doğru şey gibi görünüyordu. Kalede hâlâ yaşayan başkaları var mıydı, bilmiyordu. Düşmanın gücüne biraz vakıf olmuştu belki; ama tek başına karşı koyamazdı.

Kadınları riske edemezdi.

Bu nedenle hizmetlilerin kullandığı arka kale kapısına yöneldi. Oradan çıkmak ve iç şehre karışmak daha kolay olacaktı. Kraliçe bu geri çekilmeye ne ad verirse versin, Lehron için bu kaçış değil, kalanları hayatta tutma çabasıydı.

“Yakın durun,” dedi.

Kraliçe cevap vermedi.

Ama yürüdü.

Seçim

• İç şehre ilerlemek için 56. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde kraliçe artık yalnız taşınan biri değil, ayakta kalmaya çalışan son temsil gibi duruyor. Yine de aynı kapıdan çıkmak, onu ya daha karanlık bir yere ya da beklenmedik bir sorumluluğa götürebilir.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.