26. BÖLÜM: KRALİÇENİN AYAKLARINDA SÖNEN IŞIK
“Henna, bana bir bardak su getirir misin?”
Kraliçenin kadife sesi, Henna’yı hemen arkasında durduğu yerden harekete geçirdi. Henna, dudaklarının arasında tuttuğu iğneyi, kollarını havaya kaldırmış halde elbisesinin kol boğumları düzeltilsin diye bekleyen kraliçenin kumaşına nazikçe iliştirdi. Bunu öyle alışkın, öyle ölçülü ve öyle sessiz yaptı ki odadaki kimse bu küçük hareketin ne kadar dikkat gerektirdiğini fark etmezdi. Sarayda iyi bir nedime, çoğu zaman varlığıyla değil, kusursuz görünmezliğiyle yaşardı.
“Siz nasıl arzu ederseniz kraliçem,” dedi Henna ve yavaşça arkasını döndü.
Odanın diğer ucundaki komodinin üzerinde duran sürahiye doğru yürüdü. Kraliçenin dinlenme odası, kalenin aşağılarındaki zindandan büsbütün başka bir dünyaya ait gibiydi. Kalın perdeler, işlenmiş kumaşlar, iğneler, prova edilen elbisenin dökülen katları, cilalı ahşap, yumuşak halılar, hafif çiçek kokuları... Her şey düzenli, korunmuş ve sakin görünüyordu. Fakat Henna’nın içinde birkaç gündür hiçbir şey sakin değildi.
Lehron’un tutuklandığını duymuştu. Kaledeki herkes duymuştu belki; ama bu tutuklanmanın onun ve elbette Tommek için ne anlama geldiğini kimse bilemezdi. Başkaları için zindana indirilmiş bir asi vardı. Henna içinse içeriye birlikte sızdıkları yolun bir ucu kan içinde koparılmıştı. Lehron ne kadar dayanabilirdi? Ne biliyordu? Ne söylemişti? Ya da hâlâ susuyor muydu? Henna bu soruların hiçbirini yüzüne çıkarmamayı öğrenmişti. Sarayda yüz, bazen insanın en tehlikeli ihanetiydi.
“Henna... Hennaa...”
Kraliçenin tatlı sesi onu kendisine getirdi. Henna, elinin sürahinin kulbunda kalakaldığını ancak o an fark etti.
“Hayatım, bu günlerde çok dalgınsın. Bir sorun yok ya?”
Henna utanç içinde arkasını döndü.
“Ha... Hayır kraliçem. Bir sorun yok. Sadece biraz yorgun hissediyorum.”
“Dinlenmek istersen söylemen yeterli Henna. Ben başka bir arkadaşını hemen çağırabilirim.”
“Buna hiç gerek yok kraliçem.”
Henna bardağı kibarca doldurdu ve kraliçeye doğru ilerledi. Kraliçe, prova sehpasının üzerinde duruşunu neredeyse hiç bozmadan sağ kolunu dirseğinden kırıp bardağı aldı ve dudaklarına götürdü. Tam o anda kapı hızla açıldı. Açılmadı; çarpılarak içeri savruldu. Bardak kraliçenin elinden düştü. Su elbiseye saçıldı. Kumaşın narin katları ıslandı, prova bozuldu, kraliçe üzerinde durduğu sehpadaki dengesini zor toparladı. Düşmekten kıl payı kurtuldu.
Ama bütün bunların önemi, kapıdan içeri giren adamların yüzlerindeki sertlikle birlikte yok oldu.
Henna korkuyla sıçradı ve refleksle prova sehpasının arkasına çekildi. Bu, kendisini korumak isteyen bir insanın ilk hareketiydi yalnızca. Fakat içeri birbiri ardına giren üç muhafızdan biri, onun kraliçenin arkasına geçişini başka türlü okudu. Odanın havası bir anda değişti. Bir nedimenin korkusu, eğitimli gözlerde tehdide dönüştü.
“Kraliçem!” diye haykırdı ilk giren, yaşlı muhafız.
Aynı anda kraliçe şaşkınlık ve öfke arasında sordu.
“Neler oluyor Hommer?”
“Kraliçem!” dedi Hommer yeniden; fakat sözünü sürdüremedi.
Kraliçe, elbisesinin ıslanmasına, provasının bozulmasına ve odasının bu şekilde basılmasına rağmen sesini toparladı. Narin yüzünün ardında kraliyet hanesine ait keskin bir ağırlık vardı.
“Duyuyorum seni Hommer. Nedir bu cüretinin kaynağı?”
Henna olanları anlamıştı. İlk korku, karmaşanın ilk saniyelerinde geçmişti. Geriye daha derin ve daha acı bir korku kalmıştı.
Ah Lehron.
Adamın yüzü bir an daha aklına geldi. Ona kızamıyordu. Kızmak istiyordu belki; çünkü adı söylenmişti, çünkü kapılar kırılarak açılmış, muhafızlar kılıçlarına davranmış, kraliçenin odasındaki bütün sessizliği parçalamıştı. Ama kızamıyordu. Kim bilir nasıl bir işkence altında söylemişti adını? Geçen iki gün boyunca kim bilir ne acılar çekmişti? Yoksa Lehron’un onun ismini asla zikretmeyeceğinden emindi Henna. Buna inanmak istiyordu. Belki hâlâ inanıyordu.
Yavaşça iki adım geriye attı ve teslim olmak için kollarını kaldırmaya başladı.
Ama eğitimli muhafızlar bu hareketi de yanlış değerlendirdi. En öndeki muhafız kılıcına davranırken, ikinci muhafız belindeki bıçaklardan birini kavradı. O anın içinde kimse tam olarak neyi gördüğünü bilmiyordu. Kraliçenin arkasına çekilen bir hizmetli mi? Teslim olmak isteyen korkmuş bir kadın mı? Yoksa haneye yaklaşmış bir tehdit mi? Korku, eğitimle birleştiğinde karar bazen düşünceden önce gelirdi.
Bıçak elden çıktı.
Henna önce ne olduğunu anlamadı. Yalnızca boynunda ince, sıcak ve imkânsız bir çizgi hissetti. Odanın bütün sesleri bir an uzaklaştı. Hommer’in haykırışı, kraliçenin nefesi, diğer muhafızların hareketi, düşen bardağın hâlâ yerde yuvarlanıyor olabilecek sesi... Hepsi suyun altından geliyormuş gibi oldu.
Henna’nın güzel yüzü, odanın ışığını bir an daha taşıdı. Hafif dolgun, elma gibi kızıl yanakları vardı. Kısa boylu, hane hizmetlisi giysileri içinde bile alımlıydı. Kraliçenin odasına yalnız hizmet eden bir gölge gibi değil, gizlenmiş bir güneş gibi dururdu çoğu zaman. Şimdi o güneş, gözlerinin içinde yavaş yavaş sönüyordu.
Ayakları kıvrıldı. Bedeni tam kraliçenin ayaklarının dibine devrildi.
Kraliçe önce küçük bir çığlık attı. Sonra bu çığlık büyüdü, parçalandı, bütün odayı dolduran büyük bir haykırışa dönüştü. Hommer’in yüzündeki ifade dehşete dönmüştü. Bıçağı atan muhafız ne yaptığını henüz tam anlamamış gibiydi.
Henna ise artık hiçbirini duymuyordu.
Odanın ışığı bir anda eksildi.
Ve kraliçenin bütün görkemi bile bu eksilen ışığı geri getirmeye yetmedi.
Seçim
• Zindanlara geri dönmek için 27. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde seçim artık yaşananı değiştirmiyor; sadece o eksilen ışığın zindanda nasıl yankılanacağını görmeye çağırıyor. Bazı kararların bedeli, verildiği yerde değil, bekleyen kişinin içine vardığında tamamlanıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı