insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

25. BÖLÜM: KAPI ÖNÜNDE KALAN EMİR

Kale koridorlarında koşan muhafız, ne olduğunu hâlâ tam olarak anlayamıyordu. Zaffer’in emri kulaklarında olduğu gibi duruyordu.

“Hemen kraliçenin yanına gidin ve nedimesi Henna’yı kontrol altına alın. Kesinlikle ve kesinlikle kraliçeden uzaklaştırılmalı!”

Sözler açıktı, ama nedenleri değildi. Tohm, emrin ne anlama geldiğini düşünmemeye çalışıyordu. Muhtemelen iki gündür işkence altında tutulan asi, Henna’nın adını vermişti. Başka bir açıklama bulamıyordu. Ama Henna’yı aylardır tanıyordu. Kraliçenin çevresinde sessizce dolaşan, güzel, alımlı, zarif ve kalenin günlük akışı içinde neredeyse görünmezleşmiş bir kadındı. Böyle birinin bir asiyle bağlantısı olabileceğine inanmak kolay değildi. Hele onun, kraliçeye ya da krala zarar verecek biri olabileceğine inanmak daha da zordu.

Kaldı ki Henna iki ya da üç aydır oradaydı. Kraliçeye bu kadar yakın, yemek saatlerine bu kadar aşina, hanenin iç düzenine bu kadar temas eder halde... Eğer gerçekten bir tehdit olsaydı, bunca zaman hiçbir şey yapmaması ne anlama gelirdi? Zaffer bu ihtimalleri değerlendirmiş miydi? Yoksa zindanda koparılan bir isim, bütün bu ihtimalleri susturmaya yetmiş miydi?

Tohm çenesini sıktı. Düşünmek onun işi değildi. Bir muhafız, özellikle kraliyet hanesi söz konusuysa, emri taşırdı. Emrin altında ezilse bile taşırdı.

Zindanlardan koşar adımlarla çıkmış, geçerken yanına bir muhafız arkadaşını daha almıştı. Arkadaşına yaptığı açıklama kısa ve sertti; çünkü uzun anlatacak vakit yoktu.

“Hane hizmetlisi Henna tutuklanacak ve hükümdara, kraliçeye, haneye yaklaştırılmayacak.”

Koridorlar dar değildi; fakat yemek saati yüzünden kalabalıktı. İki muhafız insanları iterek, zaman zaman bağırarak, yollarına çıkan hizmetlileri ve taşıyıcıları yana savurarak ilerledi. Tohm, geride bir yerde bir çocuğun ağladığını duydu. Muhtemelen arkadaşı koşarken çarpmıştı; çünkü kendisi çarptığını hatırlamıyordu. Bir an için içi sıkıldı. Sonra bu sıkıntıyı itti. Mühim değildi. Hane halkı tehlikedeydi. Bir çocuğun ağlaması, şu anda düşünmeleri gereken şeylerin en sonunda bile yer bulamazdı.

Bir yılan gibi kıvrılarak yükselen iç merdivenleri ikişer üçer çıktılar. Basamakların kimi alçak, kimi yüksekti; ağır zırhları omuzlarını çekiyor, nefeslerini kesiyor, kılıçları kalçalarına vuruyordu. Yine de olabildiğince hızlıydılar. Bir hane hizmetlisinden kraliyet hanesinin yemek öncesi dinlenmeye çekildiğini öğrendiler. Taht ve toplantı salonlarının bulunduğu kattan bir kat daha yukarı çıktılar.

En üst kat daha şık ve gösterişliydi. Halılarla kaplı düz bir koridor, işlemeli kapılar, ağır perdeler, duvarlarda sessizce duran süslemeler... Ne kalabalık vardı ne de yollarını kesecek biri. Koridorun sonunda yemek odası, solunda ise kraliyet yatak odaları ve dinlenme bölmeleri bulunuyordu.

Kapıların önleri hane muhafızlarıyla doluydu. Hepsi Tohm ve arkadaşından daha kıdemli adamlardı. Daha yaşlı, daha traşlı, daha oturaklı. Tohm, zindan kokusunun ve hafif kirli sakalının bu katta daha görünür hale geldiğini hissederek kısa bir utanç duydu. Zindanlarda görev yapmak, insanı kalenin geri kalanından yavaş yavaş ayırıyordu. Bunu kraliyet katında daha iyi anlıyordu.

Muhafızlar onları fark edince kaşlar çatıldı. Koşar adım yaklaşan iki genç muhafıza merak ve şüpheyle baktılar. Tohm içlerinden birini tanıdı: kendisinin silah eğitimini de yapmış olan yaşlı muhafız Hommer.

“Ne oldu Tohm? Neden görevinin başında değilsin?” diye sordu Hommer.

“Usta,” dedi Tohm soluk soluğa. “Acil. Kraliçenin hane hizmetlisi Henna’yı tutuklamalı ve kraliyet hanesinden ayırmalıyız.”

Hommer hiç ikiletmedi. Zindanlarda tutuklu tutulan asiyi artık kalede bilmeyen yoktu. Böyle bir emrin zindandan gelmesi, soru sorulacak değil, hızla hareket edilecek bir işaret sayılırdı. Yaşlı muhafız arkasını döndü ve hane dinlenme odasının kapısından içeri girdi. Peşinden diğer üç kıdemli muhafızdan ikisi de girdi. Sonuncusu, Tohm ile yanındaki muhafızı kapıda durdurdu.

“Siz burada bekleyin,” dedi ve ardından içeri daldı.

Tohm her zaman emirleri dinleyen bir askerdi. İçeri girmek istiyordu. Henna’yı sağ salim kontrol altına almak, neler olduğunu görmek, belki de bütün bu emrin yanlış anlaşılmış olabileceğini kendi gözleriyle anlamak istiyordu. Ama o anda orada beklemek dışında yapabileceği bir şey yoktu. Kapının ardındaki seslere kulak verdi. Henüz neyin başladığını bilmiyordu.

İçeriden bir haykırış geldi.

Sonra başka bir ses.

Tohm istemeden az önce geldiği koridora doğru baktı. Garip bir his vardı içinde. Zaffer’in ardından gelmesini bekliyor muydu? Bunu kendisine bile söyleyemedi. Düşünceler, birbirine karışmış duygular ve emirlerin ağırlığı belleğine hücum ediyordu. Zindandan taşıdığı emirle kraliçenin kapısında bekleyen bir adamdı artık. Ne içeri girebiliyor ne de geri dönebiliyordu.

Şimdi beklemek zamanıydı.

Ve beklemek, bazen emri yerine getirmekten daha ağırdı.

Seçim

• Henna’ya ne olacağını tüm detaylarıyla görmek için 26. Bölüme geçiniz.

• Kalbiniz buna dayanmayacaksa 27. Bölüme ilerleyiniz.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde iki seçenek aslında aynı kapının iki farklı ağırlığı: biri içeride yaşanacakları bütün çıplaklığıyla görmeyi, diğeri o acıya bakmadan sonucun karanlığına ilerlemeyi seçiyor. Bazen görmemek de insanı korumuyor, yalnızca yarayı başka bir yerde açıyor.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.