12. BÖLÜM: PES ETMENİN EŞİĞİ
Göğüs boşluğundaki ağırlıkların etkisi kendisini birden göstermemişti. İlk anda Lehron, belki de bu demirleri taşıyabileceğini sanmıştı. Sonra ağırlık yavaş yavaş içeri girmeye başladı. Önce tatlı sayılabilecek, neredeyse kandırıcı bir acı vardı; bedenin hâlâ bunun geçici olabileceğine inanmak istediği kısa bir aldatma. Ardından daha derin, daha baskılayıcı bir kuvvet geldi. Demirler göğsünün ortasına oturdu, kaburgalarının arasındaki boşluğu daralttı, nefesini içeri girmeden geri çevirdi. Sonra acı çivi gibi keskinleşti. Ağırlığın odak noktası tam göğsünün ortasıydı; gerginin kuvveti ise bedeninin uç noktalarına yayılıyordu. Kolları, bacakları, bilekleri, omuzları ve göğsü aynı anda birbirine karşı çekilen ayrı ayrı mahkûmlar gibiydi.
Gergi kuvveti neredeyse iki, üç katına çıkıyordu. Mekanizma çift taraflı tepkinin altında kuvvetli bir gacırtı çıkarıyordu. Bu ses yalnız tahtadan ya da halattan gelmiyordu sanki. Lehron kendi bedeninin de aynı sesle inlediğini hissediyordu. Göğsüne bastıran demirler aşağıya doğru gömülürken, halatlar onu başka yönlere çekiyor; sanki bedeninin ortasında görünmez bir yarık açılıyordu. Nefes almak artık bir hareket değil, bir pazarlık haline gelmişti. Her nefeste çok az hava alıyor, karşılığında çok fazla acı ödüyordu.
Adamın ayak seslerinin yeniden yankılandığını o anda fark etti. İşkencecisi gidiyordu. Bu fark ediş, Lehron’un içinde yeni bir korku açtı. Eğer adam giderse, bu düzenekle baş başa kalacaktı. Bir kere gitti mi uzun süre gelmeyebilirdi. Her saniye tek tek hissedilecek, öyle çabucak geçip gitmeyecek bir ömür gibi uzayacaktı. Zaman kavramını yeniden unutacaktı. Mumların ışığı azalacak, mahzenin sesi değişecek, halatlar aynı kuvvetle çekecek, demirler aynı ağırlıkla bastıracak ve Lehron orada, bu kurulmuş işkencenin içinde yavaş yavaş kendisini kaybedecekti.
Hayır.
Bu düşünce önce çok zayıftı.
Bunu kaldıramam.
Sonra büyüdü.
Lehron’un gururu, sadakati, Henna’nın adını saklamak için kendisine verdiği bütün sözler bir anlığına göğsündeki demirlerin altında kaldı. İnsan bazen kararını kaybetmezdi; kararının üstüne ağırlık konurdu. İşte o anda Lehron bunu hissetti. Henna’nın yüzünü hatırlamaya çalıştı. Ela gözlerini, at yarışlarını, kraliçenin peşinde yürürken başını eğişini... Hatırladı da. Ama acı, o yüzün etrafına karanlık bir halka gibi kapandı. Sevgi hâlâ oradaydı; yalnızca nefes alamıyordu.
“Duur!” diye seslendi.
Ses ciğerlerinde olmayan havanın son demlerinden kopmuştu. Boğazı yırtılır gibi oldu. Kendi sesini bile tanıyamadı.
“Söyleyeceğim, dur!”
Ayak sesleri neredeyse anında durdu. Mahzenin içinde birdenbire kesilen o adımlar, Lehron’a kısa ve korkunç bir umut verdi. Belki dönecekti. Belki ağırlıkları alacaktı. Belki halatları gevşetecekti. Belki Henna’nın adını sormadan önce ona bir nefeslik boşluk bırakacaktı. Lehron, bu ihtimallerin hiçbirine güvenmediği halde hepsine aynı anda tutundu.
Sonra hafif ama sabit adımlar ters yönde ilerledi.
Lehron başını kaldırmaya çalıştı, kaldıramadı. İşkenceci, kurulu işkencesiyle onu baş başa bırakarak mahzen kapısına doğru gidiyordu. Kapının gıcırtısı duyuldu. İçeriye bir anlık başka bir hava girdi, sonra o hava da kayboldu. Kapı kapandığında Lehron’un çığlığı mahzende kalmadı; çığlık onun içinde kaldı.
Ağırlıklar hâlâ göğsündeydi.
Halatlar hâlâ çekiyordu.
Söylemeye hazır olduğunu haykırmıştı, ama işkence henüz bitmemişti.
Seçim
• Kurulu işkencenin içinde kalmak için 20. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde yol ayrımı neredeyse ortadan kalkıyor; çünkü bazen insan seçtiğini sandığı şeyle değil, seçmeye fırsat bulamadığı acıyla baş başa kalıyor. Kurulu işkencenin içinde kalmak, burada başlı başına bir karar kadar ağır.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı