20. BÖLÜM: GICIRTININ SONSUZLUĞU
Gıcırtı sesi sanki belirli bir aralığa bağlanmıştı. Önce bir çekilme, sonra kısa bir suskunluk, ardından yeniden aynı derin, tahta ve halat karışımı inilti. Lehron bir süre sonra sesin nereden geldiğini ayırt edememeye başladı. Mekanizmadan mı geliyordu, sehpanın yaşlı tahtalarından mı, yoksa kendi bedeninden mi? Bunu bilemiyordu. Tırnaklarının içine saplı duran iğnelerin verdiği acı artık küçük kalmıştı. Daha önce her nabız atışında kendisini mahveden o sızılar, şimdi göğsünün ortasına çöken ağırlıkların ve iki yana çekilen bedeninin yanında neredeyse uzak bir hatıra gibiydi. Kolları yerinden kopacakmış gibi hissediyor, omuzları artık kendisine ait değilmiş gibi yanıyor, bileklerindeki ipler kesiklerinin içine daha derin gömülüyordu. Bu acıya daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu.
Mumların ışığı zindan duvarlarında sönmeye yüz tutmuştu. Bomboş mahzen, ışık azaldıkça daha da büyüyor, daha da soğuyor, daha da sessizleşiyor gibiydi. Lehron iki taraftan asılmış, ağırlıklar altında ezilen bir beden haline gelmişti. Göğsünün üzerindeki demirler sanki vücudunu tam orta yerinden deliyor, içine doğru iniyor ve oradan bütün bedeni boyunca görünmez bir boşluk açıyordu. Bir an sonra sırtının tam ortasından çıkacaklarmış gibi hissediyordu. Nefes almaya çalıştıkça o boşluk büyüyor, nefes verdiğinde kapanmıyor, aksine daha da derine yerleşiyordu. İnsan kendi göğsünün içinde bu kadar karanlık bir yer olduğunu bilmezdi.
Aradan ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordu. Her saniye ezel gibiydi. İnsan bazı acılara zamanla alışacağını sanırdı; ama bu işkence öyle değildi. Alışmak için aynı kalmıyordu. Her tekrarında biraz daha derine iniyor, her gıcırtıda başka bir siniri buluyor, her nefeste daha dar bir geçit bırakıyordu. Lehron, ilk başta dayanamayacağını sanmıştı. Sonra söyleyeceğini haykırmıştı. Sonra Zaffer onu duymuş, ama geri dönmek yerine mahzen kapısından çıkıp gitmişti. Şimdi o söz, “söyleyeceğim” sözü, boğazında asılı kalmıştı. Henna’nın adı hâlâ söylenmemişti. Ama bu artık bir zafer gibi değil, ertelenmiş bir yıkım gibi duruyordu.
Mumlar sonunda tamamen söndü.
Zindan karanlığa gömüldü. Lehron gecenin ilerleyen saatlerini, dışarıdaki adımları, kapıların açılıp kapanıp kapanmadığını, sarayın hâlâ yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu. Tek bildiği, işkencecisi döndüğünde ne yapacağıydı. Artık kendisine verdiği sözler de, Henna’nın yüzü de, davasına duyduğu bağlılık da göğsündeki demirlerin altında nefes alamıyordu. Bir insanın kararının kırıldığı an bazen gürültülü olmazdı. Bazen yalnızca karanlıkta, kimsenin duymadığı bir gıcırtının arasında, içten içe olurdu.
Lehron bekledi.
Kendi bedeninin içinde sıkışmış, kendi sözünün altında ezilmiş halde bekledi.
Seçim
• İşkencecinin dönüşünü beklemek için 21. Bölüme geçiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde tek seçenek beklemek gibi görünse de, aslında beklemek de kendi başına bir işkenceye dönüşüyor. İnsan bazen kararını verdiği anda değil, o kararın geri dönüp kendisini bulmasını beklerken kırılıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı