insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

9. BÖLÜM: EMRE DÖNÜŞEN İSİM

Zindanın kapısı neredeyse anında açıldı. Lehron, işkencecinin haykırışının ardından o kadar hızlı cevap geleceğini beklememişti. Kapının gıcırtısı mahzenin içinde yayılırken içeriye giren muhafızın adımları heyecanlıydı; fakat bu heyecanın içinde korkudan çok, neye çağrıldığını bilmeyen birinin telaşı vardı. Adam içeri girer girmez önce işkenceciye baktı, sonra sehpanın üzerinde bağlı duran Lehron’a kısa bir göz attı. İçeride beklenmedik bir şey olmadığını görünce yüzüne rahatlama benzeri bir ifade yerleşti. Belki de zindanda görev yapan biri için rahatlama, yalnızca daha kötü bir şeyle karşılaşmamak demekti.

“Nasıl yardımcı olabilirim Zaffer?” diye sordu.

Lehron adı o an duydu. Zaffer. İşkencecinin adı nihayet bir ses kazanmıştı. Günlerdir ona acı veren, aynı soruyu soran, gidip gelen, yüzündeki korkunç kesiğin ardına saklanmış adamın bir adı vardı. Bu bilgi Lehron’a hiçbir şey kazandırmadı. Hatta tuhaf biçimde onu daha da kötü hissettirdi. Çünkü isimler önemliydi. Bir insanın adı olunca, yaptığı şey daha gerçek hale gelirdi. Ama Zaffer’in adı, Lehron’un az önce mahzene düşürdüğü ismin yanında hiçbir şeydi.

İşkenceci muhafıza baktı. Neredeyse adamın sorusu bitmeden emretti.

“Hemen kraliçenin yanına gidin ve nedimesi Henna’yı tutuklayın. Kesinlikle ve kesinlikle kraliçeden uzaklaştırılmalı! Kendisine zarar vermeden buraya getirin!”

Henna’nın adı artık Lehron’un ağzından çıkmış bir fısıltı değildi. Bir emirdi. Bir tehlike işaretiydi. Bir koşuşturmaydı. Bir muhafızın ayak sesine, bir kapının açılışına, bir kadının bileğine uzanacak ellere dönüşüyordu. Lehron bunu anladığı anda, söylediği ismin gerçek bedeli ilk kez mahzenin dışına taşmış gibi hissetti. İhanet artık yalnızca onun içindeki bir kir değildi. Hareket ediyordu. Kalenin koridorlarına doğru yürüyordu.

Muhafız birkaç saniye bocaladı. Zaffer’in emrinin ağırlığını anlamıştı belki; belki de kraliçenin nedimesiyle zindandaki bir itirafın nasıl yan yana geldiğini kavrayamamıştı. Fakat Zaffer’in sabrı yoktu.

“Acele et!” diye haykırdı.

Muhafız irkildi ve kapıya yöneldi. Kapı yeniden açıldı, adımlar uzaklaştı, gıcırtı geride kaldı. Lehron’un içinden bir şey de o adımlarla birlikte uzaklaştı sanki. Henna’ya doğru giden yalnız muhafız değildi. Lehron’un kendi ağzından kopardığı ihanet de onunla beraber gidiyordu.

Zaffer hızla arkasını döndü. Bir an bile durmadı. İşkence odası olarak kullanılan zindanın türlü aletlerle dolu köşesine yürüdü ve oradaki eski, paslı, ayaklarına tahta tekerlekler takılarak hareketli hale getirilmiş sehpayı çekti. Tekerlekler kirli zeminde tıkırdayarak döndü. Bu ses Lehron’un hafızasını hemen açtı. İnsan bazı sesleri bir daha unutmazdı. Tahta tekerleğin zeminde takılıp yeniden dönmesi, çekmecelerin ağır iniltisi, metalin metale değen donuk sesi... Bunların hepsi, daha başlamamış acıların habercisiydi.

Sehpa birkaç saniye içinde Lehron’un bağlı olduğu işkence masasının yanına geldi. Üzerindeki çengeller, kerpetenler, bıçaklar ve biçimini hatırlamak istemediği başka aletler mum ışığında soğuk soğuk parladı. Lehron onları günlerdir görüyordu. Daha kötüsü, onları yalnız görmüyordu; her birini bedeniyle hatırlıyordu. Hangi metalin önce soğuk, sonra yakıcı geldiğini; hangi çengelin deriye dokunmadan önce nasıl bir gölge düşürdüğünü; hangi kerpetenin yalnız görülmesinin bile insanın dişlerini birbirine geçirmeye yettiğini biliyordu.

Fakat Zaffer’in eline aldığı şey, ilk anda Lehron’un beklediği aletlerden biri değildi. Adam masadan bir bıçak aldı.

Lehron bunu görecek kadar hızlı düşünebildi. Belki acı zihnini yavaşlatmıştı; ama ölüm yaklaşınca insan bazen çok kısa bir anı bütün ayrıntılarıyla görebiliyordu. Bıçağın kenarı mum ışığını aldı. Zaffer’in eli kararlıydı. Bıçak, işkenceye değil, boğaza gidiyordu.

Lehron’un nefesi boğazında kaldı.

Saatler geçen bir saniyeydi bu. Belki daha kısa. Ama o kısacık anda Henna’nın adı, Tommek’in adı, davası, işkence, kraliçe, kral, mahzen, bütün acılar ve boğazına yaklaşan bıçak aynı karanlıkta birbirine karıştı.

Bir şey söylemeliydi.

Ya da susmalıydı.

Seçim

• Aklınıza gelen ilk sözleri sarf etmek niyetindeyseniz 10. Bölüme geçiniz.

• Aklınıza söylenecek bir şey gelmiyorsa 11. Bölüme ilerleyiniz.

BÖLÜM NOTU

Burada iki seçenek de zamanın daraldığı bir anda doğuyor: biri sözlere tutunmayı, diğeri sessizliğin içinde kalmayı seçiyor. Hangisinin daha güçlü, hangisinin daha çaresiz olduğunu bölümün ağırlığı belirleyecek.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.