insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

56. BÖLÜM: KURTARILAN İLK ÇOCUK

56. Bölüm Kapak

O bir kadındı.

Anneliği hiç tadamamış, ama hayatı boyunca tek bir şeye, sevdiğine, kocasına bağlanmış bir kadın. Her gün kalenin tepesine, surların arasına çıkar ve oradan iç şehirde dolaşan kalabalığa bakardı. Yükseklik, insanların yüzlerini küçültürdü belki; ama onun gözleri en çok çocukları seçerdi. Onları yalnız görmekle kalmaz, neşeli kahkahalarını, oyun sırasında birbirlerine seslenişlerini, koştururken taş sokaklarda çıkardıkları ayak seslerini bile işittiğini sanırdı. Belki gerçekten duymuyordu. Belki kendi eksikliğinin, rüzgârın içinden ona geri söylediği nazik bir yalandı bu. Ama insanın kalbinde boş kalan yer, bazen en gürültülü yer olurdu.

Anne değildi belki. Ama bir kadındı ve bir evladı asla olmayacağını bilmenin sessizliğini uzun zamandır taşıyordu. Böyle zamanlarda yaslanacağı omuz hep orada olurdu. Sadece aşağıdaki çocukları izlerken değil; umutsuzluğa düştüğü her anda. Kral onun hüzünlü halini bozmaz, kraliçesinin kendi iç dünyasında kaybolup gitmesine izin verirdi. Fakat bunu uzaktan seyreden biri gibi değil, o kayboluşa varlığıyla eşlik eden biri gibi yapardı. Bir omuz olarak değil yalnızca; yanında duran, susan, bekleyen ve bu susuşuyla huzur veren bir adam olarak.

Kalenin surları arasında esen rüzgârı birlikte izlerlerdi. Kaybettiklerine yas tutmazlardı; çünkü birlikteydiler hâlâ. Onlar için önemli olan da buydu. Kadın defalarca söylemişti kralına.

“Lütfen,” demişti. “Sen kralsın. Bir varise ihtiyacın var.”

Ama kral, akıl almaz denebilecek o bağlılığı sürdürmüştü. Kraliçesine bağlı kalmış, kendisine bir varis vermemişti. Kraliçenin hayatı trajedilerle doluydu belki; ama başka bir trajedinin daha hayatına böyle, kalenin içinden doğarak gireceğini hiç düşünmemişti.

Şimdi arka kale kapısından iç şehre doğru ilerlerken, anılar daha acı bir biçimde üzerine biniyordu. Karanlık yaratıkların geride bıraktığı adamları, kadınları ve hepsinden önemlisi çocukları gördükçe, surların üzerinden baktığı o eski günler parçalanarak geri dönüyordu. Bir zamanlar aşağıda koşan, gülen, birbirine seslenen çocukların yerinde şimdi sessizlik vardı. Tanınmaz bedenler, yarım kalmış kaçışlar, kapı diplerine sinmiş korkular ve taşlara yapışmış ölüm vardı.

Kalbi dayanamaz hale geliyordu.

Az ileride Lehron’u görüyordu. Elinde kılıcıyla tetikte ilerliyor, arada bir karşılarına çıkan karanlık varlıkları hızlı ve sert hareketlerle dağıtıyordu. Adamın kılıcı soğuk patlamalara artık daha sağlam karşılık veriyordu. Lehron, sanki bu dehşetin dilinden bir parça anlamaya başlamıştı. Ama bunun ne anlamı vardı? Gerçekten ne anlamı vardı?

Onun ne buradan kaçmak için bize, ne kendisine ne de krallığına bir faydası olur.

Lehron’un sözleri zihninde tekrar yankılandı. O sözleri özellikle söylemişti. Sert söylemişti. Acımasız söylemişti. Belki de onu aşağılamak için değil, uyandırmak için söylemişti. Kraliçe bunu şimdi, iç şehirdeki yıkımın ortasında anladı.

Adam haklıydı.

Her ne olmuş olursa olsun, o kraliçeydi. Kralının kaybı için yas tutacaktı. Elbette tutacaktı. Belki ömrünün sonuna kadar tutacaktı. Ama şimdi değil. Şu anda ayakta kalmalıydı. Dimdik durmalıydı. Çünkü ülke onun yasını bekleyecek kadar sağ kalmamış olabilirdi.

Tam o anda gördü.

Sokağın kenarında, bir duvarın dibine sinmiş, korkuyla onlara bakan küçücük bir oğlan çocuğu vardı. Kirli yüzünün ortasında kocaman açılmış gözleriyle öylece duruyor, ne kaçabiliyor ne ses çıkarabiliyordu. Hâlâ hayatta kalanlar vardı. Mutlaka vardı. Olmalıydı. Kraliçenin içinde, az önce kırılmış sandığı yerden başka bir şey yükseldi.

Hızla o tarafa yöneldi.

Çocuğu almalıydı. Korumalıydı.

Aynı anda çocuğa doğru yaklaşan karanlık bir varlığı fark etti. Şekilsiz, kapkara ve sessizdi. Bir gölge gibi değil, gölgeyi doğuran şey gibi kayıyordu. Çocuğa doğru olanca hızıyla geliyordu.

Dünya, insanın içinde ne kadar güçlü bir potansiyel sakladığını bazen saniyeler içinde gösterirdi.

Kraliçe elbisesinin kol yenindeki metali yeniden hissetti. Zaffer’in ölümünden sonra, adamın elindeki bıçak ayaklarının dibine savrulmuştu. O an ne yaptığını tam bilmeden, belki yalnızca bir şeye tutunmak ister gibi, bıçağı almış ve kol yeninin içine saklamıştı. Şimdi o metal oradaydı. Soğuktu. Ama bu kez kalbini donduran bir soğuk gibi değil; eline hatırlatılan bir görev gibi.

O kadar hızlı davrandı ki, ileride bir gün kendisi de buna şaşıracaktı belki.

Sağ elindeki bıçak karanlığın içinde çınladı. Sol eliyle çocuğu çekip koynuna aldı. Bıçak, şekilsiz ve bulutsu varlığın içinden bir kâbusu keser gibi geçti. Varlığın patlayışı neredeyse hissedilmeyecek kadar zayıftı. Soğuk bir an için kraliçenin bileğine çarptı, sonra dağıldı. Bu, Lehron’un kılıcıyla yarattığı büyük patlamalara benzemiyordu. Daha küçük, daha kısa, daha sessizdi. Ama yetmişti.

Kraliçe kollarındaki çocukla orada öylece kaldı.

Halkından kurtarabildiği ilk kişi buydu.

Nefes nefese Lehron’a döndü. Gözlerinde artık yalnız yas yoktu. Korku da vardı, evet. Ama korkunun içinde ilk kez emir verebilecek bir ışık yeniden yanıyordu.

“Kaçamayız,” dedi. “Daha kurtarılacaklar var.”

Lehron cevap veremedi. Henna da çocuğa baktı. Çocuk kraliçenin elbisesine sarılmış, hâlâ titriyordu.

Zaman gelir geçer.

Krallar ölür.

Kraliçeler kırılır.

Ama bazen, kırılan yerden yeni bir lider doğar.

SON DEĞİL!

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde aynı yara bu kez başka bir şeye dönüşüyor: kaçmak yerine geride kalanlara bakmak, yasın içinden yeni bir görev çıkarmak gibi. Bazen kraliçelik tahttan değil, yerde kurtarılmayı bekleyen ilk çocuktan başlıyor.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.