58. BÖLÜM: BOŞ KABUĞUN HUZURU
Lehron kale koridorlarında ilerliyordu.
Arkasındakilerin onu takip edip etmediğini bilmiyordu. Kral, kraliçe, Zaffer... İsimler vardı. Ünvanlar vardı. Hayatta kalması gereken insanlar vardı. Ama bunların hiçbiri artık içine gerçekten ulaşmıyordu. Sanki kendisi de ölüydü ve yalnızca bedeni, ölüm haberini biraz geç almıştı. Kılıç elindeydi. Ayakları hareket ediyordu. Gözleri koridorları tarıyordu. Fakat içinde, bunları birbirine bağlayan şey yoktu.
Yeni bir soğuk dalgası o ana kadar hissedilmemişti. Yine de bu rahatlık değildi. Zindanların çıkışına, kalenin arka koridorlarına bağlanan geniş geçide ulaştığında, acı verici feryatlar yeniden üstüne geldi. Kalenin her yerine yayılmış gibiydi bu sesler. Bir yerde bir kapı kırılıyor, başka bir yerde bir insan yardım istiyor, daha yukarıdan ya da daha derinden gelen soğuk fırtınalar taşların içinden geçerek tenine dokunuyordu. Lehron, bütün bunları bir perde arkasından duyuyor gibiydi.
“Buradan gidiyoruz,” dedi.
İlk kez o anda arkasına döndü. Kral, kraliçe ve Zaffer’i gördü. Zaffer’in yüzünde hâlâ savaşın ve korkunun sertliği vardı. Kraliçe öfkeli ama sarsılmış, kral ise olup bitenleri anlamaya çalışan bir ağırlıkla duruyordu.
“Zaffer, onlar sana emanet.”
“Hayır,” dedi kraliçe. Sesi kısıktı, ama öfkeliydi. “Kaleyi ve ülkeyi terk etmemeliyiz.”
Lehron bezgin bir ifadeyle ona baktı.
“Bazen toparlanmak için geriye çekilmeniz gerekir kraliçe.”
Bunu söylerken ruhunun derinliklerinde perişan edici hatıraların yeniden yüzeye çıkmaya başladığını hissetti. Henna. Toz. Kollarının arasından dağılan beden. Yerde avuçlamaya çalıştığı yokluk. Bunlar birer birer yukarı çıkmak istiyordu. Lehron onları bastırdı. Bir kapıyı içeriden kapatır gibi bastırdı. Çünkü o kapı açılırsa yürüyemeyeceğini biliyordu.
“Sana güvenmekte hata etmediğimi biliyordum Lehron,” dedi Zaffer.
Bu sözleri işiten adam, aslında boş bir kabuktan başka bir şey değildi. Güven. Hata. Sadakat. İhanet. Bunların hepsi bir zamanlar anlamı olan kelimelerdi. Şimdi sadece seslerdi. Lehron’un bütün düşünceleri koridora ve elindeki kılıca dönmüştü. Öğrendiği her şeyi burada kullanması gerekebilirdi. Henna’yı geri getirmeyecekti. Ama belki bu insanları dışarı çıkaracaktı. Belki bu da bir şey sayılırdı.
Geniş koridora doğru bir adım attı.
Yakınlarda, ceset denemeyecek hale gelmiş birçok bedenin düzensiz biçimde etrafa yayıldığını gördü. Zırhlar, yırtılmış kumaşlar, kırılmış silahlar, tanınmaz yüzler ve insan olmaktan çıkarılmış biçimler... Midesi kasıldı. Neyse ki içinde boşaltabileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Biçimsiz, kapkara varlığı neredeyse aynı anda fark etti.
Öylece duruyordu. Sanki orada olduğunun bilincinde değil gibiydi. Ya da bilinç, onun için yanlış bir kelimeydi. Lehron hızla kılıcını kavradı, o tarafa yöneldi ve savurdu.
Kılıç şekilsiz varlıkla temas ettiği anda soğuk bir patlama yayıldı. Bu kez hazırlıklıydı. Ayaklarını bütün kuvvetiyle yere basmış, ağırlığını kılıcından topuklarına kadar indirmişti. Darbe onu geriye savurmaya çalıştı; ama başaramadı. Lehron bunu bedeninde öğrendi. Soğuk güçlüydü, ama yere tutunanı alamıyordu. Metalin tek teması, varlığı dağıtmaya yetiyordu.
Bir başka şekil ona doğru geldi.
Lehron hiç durmadan kılıcını savurdu. Soğuk patladı. Bilekleri sızladı. Dişleri birbirine vurdu. Ama savrulmadı. Bir üçüncü varlık daha belirdi; onu da karşıladı. Tüm soğuk ve titremelere rağmen adrenalinle yanıyordu. Fakat bu canlı bir öfke değildi. Bu, içi boş bir bedenin hareket ederken çıkardığı ateşti. Korku artık onu yönetmiyordu. Belki cesur olduğu için değil; korkacak yeri kalmadığı için.
Bu yaratıklar çok hızlıydı. Ama sanki korkuyla besleniyorlardı. Lehron ne kadar güçlü ve dik durursa, o kadar zayıf görünüyorlardı. Ölümlerinin etkisi de o kadar hafif hissediliyordu. Metalin tek darbesiyle dağılıyorlardı. Bu bilgi bir zafer gibi gelmedi. Yalnızca kullanılacak bir araç gibi geldi.
O bölgede başka varlık kalmadığını fark ettiğinde arkasına baktı.
Önceliği gerçekten bu insanları kurtarmak mıydı? Kralı, kraliçeyi, Zaffer’i... Yoksa şu anda bedenine sardığı o huzurlu, koruyucu boş kabuğu iyice kuşanmak ve kendi yokluğunda gelişigüzel yürümek daha mı kolaydı? Henna’nın hatırasını bastırdığında acı azalmıyor, yalnızca uzaklaşıyordu. Bu uzaklık bir tür huzurdu. Korkunç, kirli, insanı kendisinden çıkaran bir huzur.
Ama huzurdu.
Lehron kendi içinde iki yolun açıldığını hissetti. Biri hiçbir şey hissetmemeye devam etmekti. Kabuğun içinde kalmak. Kılıç savurmak, yürümek, emir vermek, insanları taşımak, ama artık hiçbir şeyi gerçekten içeri almamak. Diğeri ise o kabuğu kırmaya çalışmaktı. Henna’nın yokluğunun bütün ağırlığını yeniden hissetmek, onun adını içinden geçirmek ve buna rağmen yürümek.
İkisi de acıydı.
Biri soğuk acıydı.
Diğeri canlı.
Seçim
• Boş kabuğunuzda bulduğunuz huzuru iyice kuşanmak için 59. Bölüme geçiniz.
• Boş kabuğunuzdan sıyrılmaya çalışmak için 60. Bölüme ilerleyiniz.
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde iki seçenek de aynı acının etrafında dönüyor: biri boş kabuğun sessiz huzuruna sığınmayı, diğeri o kabuğu kırıp her şeyi yeniden hissetmeyi çağırıyor. Hangisi daha korkunç, hangisi daha insani; karar artık tam da burada ağırlaşıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı