Gözlerimi açtığımda çimenlere uzanmış karanlık gökyüzündeki yıldızları seyrediyorduk Lenore ile. Bu anımızı hiç hatırlamıyorum. “Şimdi hatırladın mı Alder?” Diye sordu. Çünkü bu bir anı değildi, o gerçekten yanımdaydı. Her zaman yıldızları seyrederdik zaten. “Hatırladım.” Diye fısıldadım üzüntüyle. Artık korkmuyordum ondan çünkü sadece onu ne kadar özlediğimi ve… ne kadar pişman olduğumu biliyordum. Artık çirkin değildi, hastanede birkaç gün yoğun bakımda kaldığı geceliği üstünde değildi. Sıkı bir atlet ve düşük bel bir dar pantolon giymişti. Takıları yine takılıydı, tırnakları yapılıydı. Kızıl saçları çimenle buluşuyordu, yeşile kaçan ela gözleri ay ışığının altında parıldıyordu. Sesini hatırlıyor, yüzünü hatırlıyor… kokusunu bile hatırlıyordum artık.
“Lenore, ben… özür—“ Kalkıp ona baktım, yıldızları yüzünde bir tebessüm ile seyretmeye devam ediyordu. “Buradan yıldızların ne kadar parıldadığını hatırlıyor musun? Sırf yıldızları seyretmek için şehirden saatlerce uzaklaşırdık. Annelerimiz birbirimizde kaldığımı zannederdi, biz burada sabahlardık.” Başımı sallayarak onayladım. Bana kızmayacak mı? Bana şu an ne yapsa yeriydi. Hakkıydı. “Geri uzan Alder, seninle son kez güzel bir an geçirmek istiyorum.” Dediğini yaptım. “Beni o gün Alaric’in elinden kurtardığın için teşekkür etmeye hiç fırsatım olmadı. Sağ ol. Öyle bir muameleye daha ne kadar katlanacaktım bilmiyorum.”
Sessiz kaldım, sadece onu dinledim çünkü konuşacak yüzü bulamıyordum kendimde. “Belki Alaric’i bir şekilde halledebilirdim, keşke sen öyle bir canavara dönüşmeseydin. İnsanları ezip duruyordun, en yakın arkadaşını bile. O gün de dediğim gibi, keşke dayak yemeye devam etseydim.” Onun elini tutmak istedim. Ona çok şey söylemek istiyordum ama bir türlü yapamıyordum.
“Beni bir daha görmeyeceksin Alder, bir daha seninle yüz yüze gelmeyeceğiz.” Oturur bir pozisyona geçti, bağdaş kurdu. Ellerini, ayak bileklerinin üstüne koydu. Doğruldum ve bende karşısında oturdum. “Ve doğrusu… bir daha asla seninle yüz yüze gelmek istemiyorum. Öldüğümde bile… öldükten sonra da… yeniden doğarsam da seni bir daha görmek istemiyorum. Hiçbir evrende.” Yutkundum, boğazım düğümlenirken başımı onaylarcasına salladım. “En başından beri seninle asla tanışmamalıydık. Bana yaptıklarını ve söylediklerini hiçbir zaman affetmeyeceğim, seni asla affetmeyeceğim.” Gözlerim doldu. Onun böyle düşünmesini istemiyordum ama buna yüz de yüz hakkı vardı.
Onun ne kadar güçlü olduğunu düşünürken bir anda gözünden tek damla yaş sızdı. Hızla eliyle sildi. Belli etmemeye çalıştı ama onun hâlâ duygusal, hassas kalpli bir kız olduğunu biliyordum. Omzuna dokundum, hızla geri çekti. “Dokunma.” Burnunu çekti. “Alder, gitme zamanım geldi.” Ayağa kalktı. Onun peşinden kalktım. “Lenore! Dur!” Dedim büyük bir cesaretle. Elini sıkıca tuttum. “Özür dilerim.” Kaşlarını çattı. “Ne?” Göz yaşlarımı tutamadım ve sağanak bir şekilde akmaya başladılar. “Özür dilerim diyorum! Sana onların hiçbirini yapmamalıydım! Dememeliydim!” Elini tutmaya devam ederken onun gözlerinin içine bakıyordum. İnsanı sarhoş edecek gözler. “Üzgünüm. Onlarla takılmak beni güçlü hissettirdi, bana iyi geliyordu. Ama seni ne kadar ihmal ettiğimi fark edememiştim.” Başımı eğdim.
“Biliyorum. Beni affetmeyeceksin, yaptıklarımın haddi hesabı yok. Hak etmiyorumda. Sadece ne kadar üzgün olduğumu ve zamanı ne kadar geri almak istediğimi bil.” Başımı kaldırıp dolu gözlerle ona baktım, bana bakıyordu. Şaşkın bir ifadeyle.. Ellerini yanaklarıma koyup göz yaşlarımı sildi. Kibardı. O her şeye rağmen yinede çok nazikti. Yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Bana sarıldı, gözlerim dolu, kirpiklerim ıslak irileşti, şaşırdım. Bana sarılmasını beklemiyordum. Hiç zaman kaybetmeden kibarca bende ona sarıldım. Onu çok özlemiştim. “Bende zamanı geri alabilseydim seninle hiç tanışmazdım.” Kulağıma neredeyse fısıldadı. Burnumu çektim. “Çünkü ne olursa olsun, Alaric’e karşı beni savunmasaydın bile yine de buna dönüşecektin Alder. Çünkü babamında da dediği gibi, insan özünde neyse, bir gün elbet ona dönüşecektir.”
“Lenore…” diye fısıldadım. “Şimdi gidiyorum ama bil ki son anıma kadar bütün hissettiklerim sen ölene kadar seninle yaşayacak. Ben ne hissettiysem, sende onları hissetmeye devam edeceksin.” Ayağa geri kalktı. “Gitme…” Sesim neredeyse çıkmamıştı. “Lütfen Lenore… seninle burada kalmama izin ver…” Yavaş adımlarla uzaklaştığında sadece onu arkasından seyrettim.
Suratıma sert mi sert bir yumruk yediğimde kendime gelmiştim. Önümde Rowen, arkasında annem duruyordu. Annemin yüzünde korku dolu bir ifade vardı, Rowen bana yumruk attığı için onun omzunu tutmuştu. Acıyla inledim. Çenemi sıvazlarken yatağıma oturdum. “Ahh… kırıldı sanki…” Çenemi tutup kontrol ettim. “Ne diye vuruyorsun lan bana?” Öfke dolu bir suratla ona baktım. Rowen da korkmuş gibi duruyordu. “Öcü gibiydin. Gözlerin bembeyaz, titreyip duruyordun ayakta. N’aptık, ne ettik kendine getiremedik seni. Bende yumruk attım.”
“Yine mi titredim?..”
“Yine mi derken? Çok alıştın herhalde bu duruma, aptal seni.” Ona bir şey demedim. Göz devirdi, belli ki bana hâlâ sinirliydi. Corvin’le ilgili olduğundan yüzde yüz emindim. Sırf o çocuk benimle arkadaş olmak istedi diye bu kadar kıskanması normal mi? Bir arkadaş olarak… hayır Alder… off, ne salaksın! İhtimal bile vermek istemiyorum. “Ben gidiyorum.” Dedi arkasını dönerken. “Rowen! Bekle!” Arkasından kalktım ama kapıyı yüzüme çarptı. Kapı kolunu tuttuğumda durdum, başımı iki yana salladım ve sandalyeye oturdum. Elimi göğsüme yerleştirdim. Aslında… Lenore’yi hatırladığım için mutluyum. Onu hatırlamam gerekiyordu, tek ihtiyacım olan buymuş. Rahatlamıştım. Ama beni hiçbir zaman affetmeyeceği gerçeği canımı yakıyordu. Elimi göğsüme koydum, tişörtümü sıkarken derin bir nefes aldım.
Evet, Lenore’yi kaybettim ama… bir arkadaşımı daha kaybettim sanırım. Lucan. Ondan haftalardır haber alamıyordum ve sanırım artık canından şüphe etmeye başlamıştım. Ortalıkta kayıp ilanı falanda yoktu. En kısa zamanda ailesine ulaşmam gerekiyordu, bu kadarı fazlaydı.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı