insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

35. BÖLÜM: SU MAHZENİNDEKİ GÖRÜNMEZ ASİ

Tommek kale merdivenlerinden aşağıya doğru, her adımını tartarak indi. Taş basamaklara basarken ağırlığını topuklarına değil, ayağının kenarına veriyor; zırhlı muhafızların çıkardığı o tanıdık tok seslerden hiçbirini geride bırakmamaya çalışıyordu. Henüz kendi bildiği kadarıyla bir ihanet olmamıştı. Lehron’un işkenceye karşı direndiğine inanmak istiyordu. İnanmak zorundaydı belki de. Çünkü başka türlüsünü düşünürse, aşağıya inen her basamak onu yalnızca zindana değil, kendi öfkesinin içine de indirirdi. Yine de şunu da biliyordu: Şüpheli görünen tek bir hareketi, onu da Lehron’un yanındaki işkence sehpasına götürebilirdi.

Merdivenlerden olabildiğince sessiz inip zindan bölgesine geçtiğinde, yokluğunu fark edecek kimsenin olmaması işine geliyordu. Kim bir aşçı yamağının kaybolduğunu anlardı ki? Kim bilir hangi köşede sızıp kalmış, hangi fıçının arkasında uyuyakalmış, hangi hizmetlinin işini savsaklamış sayılırdı. Çoğu insan için gereksizdi Tommek; gereksiz olduğu için de görünmezdi. Oysa bir asi için görünmezlik, en keskin bıçaktan bile değerli olabilirdi. Şimdi bu görünmezliği iyi kullanmalıydı. Kurtarabiliyorsa Lehron’u kurtaracak, ardından onunla birlikte kaleden kaçacaktı.

Lehron bir günü aşkın süredir zindanlarda işkence görüyordu. Tommek onun buna daha ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu. Ama aklı varsa dayanırdı. Bu düşünce acımasızdı, evet; ama Tommek’in içinde acımasız olmayan pek az şey kalmıştı. En ufak bir ihaneti affetmeye niyeti yoktu. Dava, bazen insanı yalnız düşmanlarına değil, yoldaşlarına karşı da sertleştirirdi. Tommek bunu biliyor ve bundan rahatsızlık duymuyordu. En azından o an için.

Zindan, krallıkta birçoklarının kâbusuydu. Oraya bir kez düştünüz mü, türlü karanlık sizi bulurdu. Geri dönmeyi başaran pek kimse olmazdı. Farelerin ve haşerelerin kol gezdiği yer altı koridorlarında en küçük ses, çok fazla kulağı aynı noktaya çevirebilirdi. Fakat Tommek, asi olarak sürdürdüğü yarı hayatının her aşamasında sessizliği neredeyse bedeninin bir parçası haline getirmişti. Ne zaman nefesini tutacağını, ne zaman bekleyeceğini, taşın hangi noktasına basarsa ses çıkmayacağını, karanlığın neresinde durursa gölgeye karışacağını biliyordu.

Nereye gideceğini de biliyordu. Aşçı yamağı olarak daha önce mahkûmlara yemek artıkları götürdüğü için zindanların bir kopyası çoktan zihnine kazınmıştı. Kalenin altında uzanan koridorları, kapıları, dönemeçleri, kısa geçitleri ve kullanılmayan depoları içinde taşıdığı bir harita gibi hatırlıyordu. Karanlıktı koridorlar. Küf ve leş kokusu dört bir yanı sarmıştı. Rutubet yalnız taşlarda değil, havanın içinde de yaşıyordu. İçerideki kokuyu içeride tutacak kadar havasız, insanı kısa sürede tüketip üzerinde kalıcı izler bırakacak kadar boğucu bir yokluk vardı burada.

Tommek’in açtığı kapının ardındaki su deposu, zindanların hemen ilk katında yer alan dev mahzen odalarından biriydi. Merdivenlerden aşağıya inildikçe derinleşen ve korkutucu hale gelen bu bölümde, kalenin su stokları tutulurdu. Dev fıçılar, sıralar halinde taş duvarların dibine dizilmişti. Buraya iki günde bir, çeşitli noktalara birer fıçı almak için girilirdi. Mutfakta çalışmanın bir başka avantajı da buydu: Tommek, daha o sabah fıçıların alındığını biliyordu. Yani doğru yerde saklanırsa, bir süre kimse gelmeyecekti.

Günün kalanını durum değerlendirmesi ve sabırlı bir bekleyişle geçirdi. Zamanı tam ölçemiyordu; ama günün bittiğini, kalenin yemek düzeninden ve yukarıdan azalarak gelen uğultulardan tahmin edebiliyordu. Dev fıçıların arkasına iyi konumlanmıştı. Özellikle birbirinin yanına dizilmiş dört büyük fıçının ardına sinmişti. Ara sıra kapıya yanaşıyor, dışarıyı kolaçan ediyor, sonra yeniden karanlıkta yerini alıyordu.

Zindana ne giren vardı ne çıkan. Hiçbir hareket olmamıştı.

Gün geçmiş, büyük ihtimalle ertesi günün öğlen saatleri yaklaşmıştı. Tommek yanındaki çıkını açtı. Karanlıkta, karınca kararınca bir şeyler yedi. Stoğunu dengeli kullanması gerektiğini biliyordu. Bu düzenle bir günü ve bir geceyi daha atlatabilirdi; fakat daha fazlası tehlikeli olurdu. Çünkü sonra mahzenden su almaya geleceklerdi. O zaman saklandığı yer güvenli olmaktan çıkacaktı. Ne olacaksa bir günden kısa sürede olmalıydı. Lehron’u almalı ve kaleden çıkmalıydılar.

Tam bunların hesabını yaparken, koridordan koşar adım geçen muhafızların seslerini duydu.

Artık vaktin geldiğini biliyordu.

Muhafızların ayak sesleri koridor boyunca uzaklaşırken sabırla dinledi. Sonra kapıyı hafifçe araladı. Neredeyse aynı anda, içgüdüsel olarak kapıyı geri kapattı. Dışarıda bir çift ayak sesi daha vardı. Koşarak geçiyordu. Tommek yeniden kulak kesildi. Kalbi ilk kez kontrol edemeyeceği kadar hızlı atıyordu. Bir süre başka hiçbir şey duyamadı; yalnızca kendi kalbinin küt küt vuruşunu işitti. Dakikalar geçti. Yine de korkudan çıkamıyordu.

Sonunda kapıyı yavaşça araladı.

Kapının arkasında bir muhafızla yüz yüze gelmesi neredeyse aynı anda oldu.

Adam şaşkın ve hazırlıksızdı. Muhtemelen az önce geçen muhafızların ardından bakmak için durmuştu. Kapının dibinde, açılan karanlığın içinden çıkan Tommek’i beklemiyordu. Tommek’in eli neredeyse kendi kararından önce hareket etti. Gayriihtiyari biçimde kavradığı bıçağı savurdu ve muhafızı boynundan yaraladı. Adam ses çıkarmaya çalıştı; Tommek hemen üzerine atıldı. Bir eliyle yaraya bastırdı, kanın etrafa saçılmasını engellemeye çalıştı, diğer eliyle muhafızı mahzenin içine çekti.

Muhafız can havliyle kılıcına davrandı.

Artık mahzenin içindeydiler. Tommek geriye doğru zorlukla kaçabildi. Adamın kaçmaya çalışmaması ilginçti; yarasını kapatmak yerine silah tutan eliyle saldırıya geçti. Belki paniklemişti. Belki eğitimi böyleydi. Belki de ölmek üzere olduğunu kabul etmediği için hâlâ kazanabileceğini sanıyordu. Tommek belindeki kalan üç bıçaktan birini daha çekti ve buna şükrederek fıçıların ardına geçti.

Kılıç darbesi ilk fıçayı parçaladı. İçindeki su mahzen zeminine boşaldı. Bir anda taşların üzerinde şapırtılar yükseldi. Muhafız suyun içinden ilerledi. İkinci darbe başka bir fıçayı yardığında mahzenin zemini daha da suyla doldu. Su, muhafızın yarasından akan kanla karışarak koyu bir renge büründü. Adam ileri doğru bir adım attı; fakat kan kaybı, kaygan zemin ve dengesiz öfke birleşti. Büyük bir gürültüyle yere devrildi.

Tommek fırsatı kaçırmadı. Dua mı etti, küfretti mi, kendi bile anlamadı. Bıçağını adamın bacağına sapladı. Muhafız acıyla kıvranırken Tommek onun daha fazla ses çıkarmasını engellemek zorundaydı. Kısa, keskin ve geri dönüşsüz bir hareketle adamı susturdu.

Dakikalar boyunca cesedi hâlâ sağlam kalan fıçıların arkasına çekmeye çalıştı. Sonra ıslak zemine baktı ve kısaca küfretti. Yerdeki çatlakları biliyordu. Şimdi su, bulduğu bütün çatlaklardan ve oluklardan sızarak kalenin daha altlarına doğru yol bulacaktı. Bu iyi de olabilirdi, kötü de. Bir iz bırakmıştı. Belki kimse hemen fark etmeyecekti. Belki de yanlış bir yerde, yanlış zamanda, yanlış gözlere ulaşacaktı.

Tam o düşünceli anda, kapının önünden bu kez oldukça sakin ilerleyen ayak seslerini duydu. Az önce öldürdüğü muhafızın kılıcını alırken bu kez şansına küfretti. Fırsatı değerlendirememişti. Daha doğrusu fırsat sandığı şey, bir talihsizlik dizisine dönüşmüştü. Yine de hâlâ hayattaydı. Buna tutunarak mahzenden çıktı.

Suların kapının altından zindan koridorlarına doğru yayılmaya başladığını gördü.

Çok fazla zamanı yoktu artık.

Tommek, zindanın derinliklerine doğru ilerledi.

Seçim

• Sahnenin devamına tanıklık etmek için 36. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Burada yol tek görünüyor, ama tek yol olması onu hafifletmiyor; çünkü bazı sahneler seçilmekten çok tanıklık edilmeyi bekliyor. Su mahzeninde başlayan sessizlik, artık başka birinin adımlarına dönüşüyor.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.