insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

44. BÖLÜM: İSMİN GERİ DÖNÜŞÜ

Kapı yüksek bir gıcırtıyla açıldı.

Eşiğinde Tommek duruyordu.

Zaffer, Lehron’un hemen yanındaydı. Kapıdaki adamı gördüğü anda yüzündeki şaşkınlık kısa sürdü; çünkü Zaffer insan doğasını bilirdi. Kendini tam bir insan sarrafı gibi görerek sürdürüyordu hayatını ve kral tarafından getirildiği konumun gereği de buydu zaten. Kimin korkuyla kırılacağını, kimin öfkeyle atılacağını, kimin suskunlukla daha çok konuşacağını anlamak zorundaydı. Şimdi kapıda duran adamın da ne olduğunu hemen gördü. Üzeri kan içindeydi; ama ruhundaki ateş, bedenindeki kandan daha koyuydu.

Lehron bulunduğu açıdan kapıdakini göremiyordu. Fakat Zaffer’in yüzündeki değişimi gördü. Mahzenin havasındaki ani keskinleşmeyi hissetti. Biri gelmişti. Ve gelen, Zaffer’in rahatlıkla emir verebileceği bir muhafız değildi.

Zaffer’in çok fazla şansı yoktu. Muhafızları bile geçmeyi başaran böyle bir rakibe karşı bire bir dövüşte kazanma ihtimali neredeyse yoktu. Bir an gözleri arkasında yatmakta olan, asla güvenemeyeceği kurbanına kaydı. Lehron. İşkence edilmiş, kırılmış, fakat hâlâ tam anlamıyla çözülememiş bir adam. Ondan yardım beklemek delilikti. Ona sırtını dönmek de öyle.

Gerçekten de hiç şansı yoktu.

Geriye doğru bir adım attı.

Kapıdaki adam kıpırdamadı.

Zaffer ellerini havaya kaldırarak bir adım daha geri çekildi.

“Sen Tommek olmalısın,” dedi.

Adı duyan Lehron’un içi bir anda çöktü. Artık kapıdakinin kim olduğunu biliyordu. Eski yoldaşıydı bu. Dava arkadaşıydı. İsmini verdiği adamdı. İşkence altında ağzından çıkan o isim, şimdi kan içinde, kılıçla, kapının eşiğinde geri dönmüştü. İnsan bazı suçlarının sonucunu bir haber olarak duymazdı. Bazen sonuç, kapıdan içeri girerdi.

Tommek’in yüzünde öfke vardı. Ama yalnız öfke değildi bu. Karanlık, kan ve ihanetle sertleşmiş bir karardı. Zaffer onu resmen tanımıyordu belki; fakat Lehron’dan aldığı bilgilerle yüzünü araştırmış, simasını aklına yerleştirmişti. Şimdi o sima karşısındaydı.

Lehron bileğindeki iplerden kurtulmak için kıpırdandı. Bu küçük hareket bile canını yaktı. Ama acıdan daha keskin olan şey, Tommek’in adını ikinci kez duymaktı. Birincisini kendi ağzından çıkarmıştı. İkincisini işkencecisinin ağzından duyuyordu.

Zaffer bir adım daha geri çekildi ve bacakları tekerlekli sehpanın kenarına temas etti. Sol eli arkasında, sehpa üzerindeki bıçağı kavradı. Tommek iyice yaklaşmıştı. Gözleri öfke içindeydi. Zaffer bıçağını ileriye, soldan sağa doğru savurdu. Tommek elindeki büyük kılıca rağmen geriye kaçmak zorunda kaldı.

Ama çoktan yeniden hareketlenmişti.

Zaffer tekrar kaçmak için işkence sehpasının üzerinden atladı. Lehron’un yattığı sehpanın arkasına geçti. Hızla ayağa kalkarken Tommek’in ikinci kılıç darbesi indi. Darbe Zaffer’e değil, sehpaya doğru geldi. Dar zindan odasında, öfkenin ve aceleciliğin yönü çok az kaymıştı.

Kılıç, orada yatmakta olan Lehron’un beline saplandı.

Lehron’un ağzından çıkan ses, çığlık bile olamadı. Acı bütün bedenini beyaz bir karanlıkla doldurdu. Kılıç etine girmiş, onu işkence sehpasına yeniden bağlamıştı sanki. Zaffer bunu fırsat bildi. Mahzen kapısına doğru koştu.

Ama birkaç adım sonra olduğu yerde kalakaldı.

Sırtına saplanan bıçakla aynı anda yere yığıldı.

Tommek’in öfkesi hâlâ sönmemişti. Lehron, acı ve kan içinde işkence sehpasında yatarken onun bakışını üzerinde hissetti. Bu bakışta kurtarma yoktu artık. Yoldaşlık yoktu. Bir zamanlar paylaşılmış dava bile yoktu. Sadece verilmiş bir ismin hükmü vardı.

“İhanet etmeyecektin Lehron,” dedi Tommek.

Tommek kılıcı Lehron’un belindeki yerinden yavaşça çekerken Lehron acıyla inledi. Ama bu kez yalnız canı acıyordu. Kalbindeki acı garip bir şekilde hafiflemişti. Çünkü gidiyordu. Sevdiğinin, Henna’sının yanına gittiğine inanmak istiyordu. Belki bu son yalandı. Belki son merhamet. Yine de ona tutundu.

“Tommek,” dedi son bir can havliyle. “Teşekkür ederim.”

Tommek’in yüzünde bir değişim oldu mu, Lehron göremedi. Zindan kararıyordu. Hayatının gözlerinin önünden geçip gittiğini hissetti. Bu, gölgeler içinde ve soğuk bir ürpertiyle gelen bir histi. Tommek’in korku içinde haykırdığına yemin edebilirdi belki. Ya da bu, ölmekte olan zihninin karıştırdığı son seslerden biriydi. O an ile hayaller, kayıp giden her şeyle birbirine dolandı.

Oluk oluk akan ve ondan sökülüp giden tek bir can vardı artık.

Sonra çığlıkları duydu. Ölümün kanlı çığlıklarını. Ona elveda diyen, onu tünelin sonunda aslında hiç var olmayan bir ışığa doğru çeken çığlıkları.

Işığın zıddı karanlıktır derlerdi.

Belki de değildi.

Belki karanlık ve ışık birdi. Biri olmazsa diğeri de olmazdı. Güneş olmazsa ay, ay olmazsa güneş bilinmezdi. Yitip gidenler bizdendi aslında. Bizim güneşimizdi onlar. Verdiğimiz kararlar ise yitip gidenlerin gölgeleriydi.

Ebedi hayat belki de böyle tamamlanırdı.

SON

BÖLÜM NOTU

Burada söylenen bir isim, dönüp sahibini buluyor; hem de yalnızca öfke olarak değil, kaderin keskin bir karşılığı gibi. Bazı ihanetler cezayı dışarıdan getirmez, insanın çoktan açtığı kapıdan içeri sokar.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.