32. BÖLÜM: HENNA’DAN SONRA SÖZ YOK
“Olan oldu artık, anlatacak mısın?” demişti Zaffer alabildiğine sakin bir sesle.
Sakinlik, Lehron’un boğazına oturdu. Bu adam hangi cüretle böyle konuşabiliyordu? Zaten öldürdüğü bir adamdan, içindeki her şeyi alıp geriye yalnız kan, pişmanlık ve boşluk bıraktığı bir adamdan, hâlâ bilgi isteyebiliyordu. Henna ölmüştü. Zaffer’in ağzından tek kelimeyle düşmüştü bu gerçek. Öldü. O tek kelime, zindandaki bütün işkence aletlerinden daha keskin, bütün ağırlıklardan daha ağırdı. Lehron artık kendisini yaşayan biri gibi hissetmiyordu. Sevdiğinin adını vermiş, o adı ölüme göndermiş, sonra da onun ölüm haberini işkencecisinin sakin sesinden işitmişti. Bundan sonra ondan ne alabilirlerdi ki?
Lehron yavaşça döndü. Hayatını, davasını, sevdiği yüzü ve kendisine dair son kırıntıları karartan adama baktı. Kurumuş dudakları, damağı, boğazı ve gırtlağı sanki birbirine yapışmıştı; ama yine de içinde kalan en kirli, en küçük, en aşağılayıcı karşılığı buldu. Toparlayabildiği balgamı Zaffer’in suratının ortasına tükürdü.
“Çok açık ve net olduğumu sanıyordum işkenceci,” dedi.
Sesi beklediğinden daha net çıktı. Zindanın taş duvarlarında yankılandı. Bu yankı ona güç vermedi; yalnızca ne kadar bitmiş olduğunu daha iyi duyurdu.
“Onu hayatta tutman gerekirdi.”
Zaffer bir süre hareket etmedi. Yüzündeki tükürük, yaralı yüzünün ortasında küçük, iğrenç ve hak edilmiş bir leke gibi duruyordu. Lehron’un öfkeli bakışlarıyla bir anlığına inatlaştı. Fakat o kadar. Artık bu adamdan bilgi alıp alamayacağı bile belirsizdi. Zaffer, duyduklarının doğruluğundan tam olarak emin değildi. Gerçekten kralı korumak için mi gelmişlerdi? Başka bir tehdit olabilir miydi? Bütün bu sözlerin altında, ölmek üzere olan bir asinin son oyunu mu vardı? Bunları düşündü. Bir dakika kadar. Belki daha az. Belki daha uzun. Lehron için zamanın artık önemi yoktu.
Zaffer kol yenine yüzündeki tükürüğü sildi. Yavaşça yerinden kalktı. Hareketinde öfke patlaması yoktu; daha kötü bir şey vardı. Sıkılmışlık. Bezginlik. Bir işin artık bitirilmesi gerektiğine karar vermiş birinin soğukluğu. Lehron’dan alabileceği her şeyi almıştı belki. Ya da alabileceği hiçbir şey kalmadığına hükmetmişti. İkisi arasında, Lehron için artık fark yoktu.
Zaffer yandaki masaya yöneldi. Az ilerideki paslı aletlerin arasında duran bıçağı aldı. O sırada kapının tarafından bir gıcırtı duyuldu. Sanki biri yaklaşıyor, sanki mahzen bir kez daha başka bir sesle açılıyordu. Lehron bunu duydu. Gelenin kim olduğunu düşündü mü, bilmiyordu. Umurunda değildi. Artık kapıdan kim girerse girsin, Henna’nın yokluğunu geri alamazdı.
Bıçak boğazına geldi.
Zaffer tek, sert ve keskin bir hamle yaptı.
Lehron önce soğuğu hissetti. Sonra sıcaklığı. Kanın boğazından aşağı akmaya başladığını, derisinin üstünde yol bulduğunu, göğsündeki eski kan ve terle karıştığını açıkça hissetti. Kapı açılıyordu. Bunu da duydu. Ama artık ne kapı önemliydi ne gelen. O da Henna’sının yanına gidiyordu. Ya da öyle olmasını diliyordu. İnsan ölürken bile kendisine son bir serap seçiyordu belki.
Hayatı gözlerinin önünden geçti. Annesinin peşinden koştukları zamanları hatırladı. Üç kardeştiler ve annesi hiçbir zaman onları birbirinden ayırmazdı. Üçünü de eşit severdi; her biri onun için bir tanecikti. Sonra babasını hatırladı. Onlara yiyecek bir şeyler getirebilmek için köydeki diğer erkeklerle ava çıktığı günü. Uzak savaş tınılarını, çocukken anlam veremediği o ilk korkuları, koşuşan insanları, karanlığa karışan sesleri... Hepsi birer serap gibiydi. Oluk oluk akan ve ondan sökülüp giden birer serap.
Derken çığlıkları duydu. Ölümün kanlı çığlıklarını. Ona elveda diyen, onu tünelin sonunda aslında hiç var olmayan bir ışığa doğru çeken çığlıkları. O ışığın olmadığını biliyordu. Çünkü bu dünya, insana çoğu zaman ışık değil, yaptığı seçimlerin yankısını verirdi.
Yaşlı adamın sözünü hatırladı.
Seçimlerimiz bizim seraplarımızdır.
Titreyen bir elle uzanırdık o seraplara. Tuttuğumuzda gerçek olduklarını anlardık. Belki de bu dünyadaki en gerçek seraplar, günahlarımız ve sevaplarımızdı.
Lehron, kendi serabına kanayarak ulaştı.
SON
BÖLÜM NOTU
Bu bölümde seçimin sonuna geliyoruz; susmak ya da konuşmamak artık bir dirençten çok, Henna’dan sonra geriye kalan boşluğun içinde kaybolmak gibi duruyor. Bazı yollar kapanırken insanın elinde yalnız kendi serabı kalıyor.
Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.

İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı