insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

31. BÖLÜM: DOĞU KÖYLERİNİN GERÇEĞİ

Zindanın bir köşesinde, duvara yakın bir yerden tavandan damlamaya başlayan su sesi dalgalandı.

Şıp.

Şıp.

Şıp.

Lehron başını ters tarafa çevirmişti. Acı içindeydi. Gözlerinden yaşlar akıyordu; ama artık ne kadarının bedensel acıdan, ne kadarının Henna’dan, ne kadarının kendi seçimlerinden geldiğini ayırt edemiyordu. Bir süre yalnız su sesini dinledi. Her damla, zindanın taşlarına değil de zihninin içine düşüyordu sanki. Sonra konuşmaya başladı.

“Doğu köylerinde yaşananları biliyor musun Zaffer?”

Sesi titriyordu. Soruyu sorduğu anda Zaffer’in kaşları çatıldı. Neredeyse aynı anda başını tavandan damlayan suya çevirdi. Bir an su damlalarına baktı; sonra yeniden Lehron’a döndü. İşkenceci, konuşmaya başlayan kurbanına kilitlenmişti.

Zaffer kısa bir süre soruyu düşündü. İlk defa, açıkça tepki verdi.

“Hani şu davanızın yaptığı, sizin yaptığınız türlü kıyımdan söz ediyorsun,” dedi. “Gaddarlığınız artık yedi divana yayıldı.”

Lehron sessiz kaldı. Duygusuz değildi; yalnızca içinde öfkenin de acının da artık yer bulmakta zorlandığı kadar yorgundu. Zaffer’in ne düşündüğü umurunda değilmiş gibi davranmak istiyordu. Ama bu söz, yaranın başka bir yerine dokunmuştu.

“Bizim davamız asla, ama asla nedensiz yere katliam yapmadı seni şerefsiz,” dedi gözyaşları arasında. “Sanırım o haberlerin ne anlama geldiğine yeterince vakıf değilsin. Herhangi bir insanın ya da bir grubun, bırak bir köyün tamamının derisini yüzmeyi, tek bir kişiye bile böyle bir şeyi normal yollarla yapacak gücü olduğunu düşünüyor musun? Hele ki ülkemizi adil ve doğru olmadığını düşündüğümüz kralın yönetiminden kurtarmaktan başka derdi olmayan bizlerin, bu ülkenin halkına böyle bir şey yapabileceğine mi inanıyorsunuz?”

Cevap beklemiyordu. Zaffer’i ikna etmek için konuştuğunu bile bilmiyordu artık. Daha çok, içindeki kanayan yaradan kurtulmayı umuyordu. Henna ölmüştü. Tommek’in nerede olduğunu bilmiyordu. Dava, işkence, ihanet ve ölüm birbirine girmişti. Konuşmak, belki de geriye kalan tek temizlik ihtimaliydi.

Zaffer’in durgunlaştığını ve düşünceli hale geldiğini fark etmedi. Oysa işkenceci kendi içinde bir şeyi tartıyor gibiydi. Lehron’un sözleri yalnız bir isyan savunması değildi. Eğer söyledikleri doğruysa, Zaffer’in bildiği dünya da eksikti. Belki de kraliyet hanesinin düşman diye gördüğü insanlar, en azından bu konuda, başka bir korkunun haberini taşıyordu.

“Bizler birer asi olabiliriz belki,” diye devam etti Lehron. “Ama hepimiz bu ülkenin, Nolahen’in birer evladıyız. Onu korumakla yükümlüyüz.”

Zaffer oturduğu yerden kalktı. Sandalyenin zemin üzerinde çıkardığı gıcırtı, su damlalarının düzenli sesini bir an kesti. Birkaç adım ilerledi ve Lehron’a sırtını döndü. Kollarını kavuşturdu. Lehron onun yüz ifadesini göremiyordu. Ne düşündüğünü bilmiyordu. Belki de umursamıyordu. Yine de zindanın havası değişmişti. Zaffer artık yalnız işkenceci gibi durmuyordu. Dinleyen, tartan, kendi bilgisinin sınırını ilk kez fark eden bir adama benziyordu.

Lehron sessizce ona baktı. Yeniden konuşmak için can atmıyordu. Zaten söylemesi gerekeni söylemişti. Ama Zaffer sessizliği uzun süre taşıyamadı.

“Yani diyorsun ki buraya kralı korumak için geldiniz,” dedi.

“Bundan öte bir niyetimiz yoktu,” dedi Lehron. “Olsaydı bunu daha içeriye sızdığımız ilk zamanlarda, yani aylar önce yapardık.”

Zaffer yavaşça arkasını döndü.

“Kral seninle konuşmak istiyor,” dedi. “Yakında maiyeti ve muhafızlarıyla burada olacaktır. Bana anlattıklarını ona da bu şekilde anlatmanı öneririm.”

Lehron cevap vermedi. Zaffer’in sözlerinin içindeki ağırlığı kavrıyordu. Kral buraya gelecekti. Kral, bir asiyle, işkence görmüş, sevdiği kadının ölümüne neden olmuş bir adamla konuşmak isteyecekti. Bu düşünce bile gerçek dışıydı.

Zaffer kaşlarını çattı. Sonra beklenmedik şekilde, daha alçak bir sesle konuştu.

“Arkadaşının kaybı ve sana yaşattıklarım için üzgünüm.”

Sözler içten gibiydi. Bu, Lehron’un içindeki öfkeyi daha da büyüttü. Zaffer’in üzgün olması neyi değiştirebilirdi? Henna geri mi dönecekti? Lehron’un ağzından çıkan isimler geri mi alınacaktı? İşkence, pişmanlık, kırılma, ölüm... Bunların hangisi bir özürle yerinden oynayabilirdi? Lehron kendisine, Zaffer’e ve dünyaya karşı büyük bir nefretle dolduğunu hissetti. Kendi seçimleri yüzünden kendi kendisine lanet ediyor, çaresizlik ve hayata karşı bezginlik içinde nefes almaya çalışıyordu.

O anda kapının dışından gelen seslerle ikisi de kendine geldi.

Gürültü inanılmazdı.

“Seni şerefsiz!” diye haykırıyordu dışarıdaki muhafızlardan biri.

Hemen ardından kılıç sesleri duyuldu. Metal metale çarptı. Bir adım, sonra bir boğuşma, sonra kesilen bir nefes gibi kısa bir sessizlik. Zaffer kapıya doğru yönelmişti ki sesler başladığı hızla kesildi.

Kapı aralanmaya başladı.

Zindanın içindeki su damlaları hâlâ düşüyordu.

Şıp.

Şıp.

Şıp.

Seçim

• Gelenin kim olduğunu görmek için 44. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Burada seçim artık anlatılan gerçeğin ardından kapıdan kimin gireceğini görmekle ilgili; bazen insanın söylediği şey değil, o şeyin çağırdığı kişi bütün ağırlığı değiştirir. Tek bir kapı açılacak, ama o kapının ardında hangi hesapların beklediğini henüz kimse bilmiyor.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.