insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

46. BÖLÜM: ÇATLAKLARDAN SIZAN YOL

Tommek kale merdivenlerinden aşağıya doğru, oldukça tetikte hareket ederek indi. Her adımını ölçüyor, taş basamaklara ağırlığını öyle dikkatli bırakıyordu ki kendi nefesini bile fazla gürültülü buluyordu. Bildiği kadarıyla henüz bir ihanet yoktu. Lehron’un tüm işkencelere karşı direnmiş olmasını umuyordu. Umut değildi belki bu; daha çok bir zorunluluktu. Çünkü bunun tersini düşünürse aşağı inemezdi. Yine de şunu biliyordu: En küçük şüpheli hareketi, onu da Lehron’un yanında işkenceye sürükleyebilirdi.

Merdivenlerden olabildiğince sessiz inip zindan bölgesine geçtiğinde, yokluğunu fark edecek kimsenin olmaması işine geliyordu. Kim bir aşçı yamağının kaybolduğunu anlardı ki? Kim bilir hangi köşede sızıp kalmış, hangi fıçının arkasında uyumuş, hangi önemsiz işin arasında gözden çıkmış sayılırdı? Birçok kişi için gereksizdi Tommek; gereksiz olduğu için de görünmezdi. Ama görünmezlik, doğru elde en keskin silahlardan biri olabilirdi.

Bu görünmezliğini iyi kullanmalıydı. Kurtarabiliyorsa Lehron’u kurtaracak ve onunla birlikte kaleden kaçacaktı. Lehron zindanlarda bir günü aşkın süredir işkence görüyordu. Tommek onun buna ne kadar dayanabileceğini bilmiyordu. Ama aklı varsa dayanırdı. En ufak bir ihaneti affetmeye niyeti yoktu. Dava, bazı insanları yumuşatmazdı; içlerindeki sertliği haklı çıkaracak nedenler verirdi yalnızca.

Zindan, krallıkta birçok kişinin korkulu rüyasıydı. Oraya bir kez düştünüz mü türlü kâbus sizi bulurdu. Geri dönmeyi başaran pek kimse olmazdı. Farelerin ve türlü haşerenin kol gezdiği yer altı koridorlarında en küçük ses, yanlış kulağa ulaşabilirdi. Fakat Tommek, asi olarak sürdürdüğü yarı hayatının her aşamasında sessizliği bedeninin bir parçası haline getirmişti. Ne zaman duracağını, ne zaman nefesini keseceğini, taşın hangi noktasına basarsa daha az ses çıkacağını biliyordu.

Nereye gideceğini de biliyordu. Aşçı yamağı olarak daha önce mahkûmlara yemek artıkları götürdüğü için zindanların bir kopyası zihnine kazınmıştı. Karanlık geçitleri, kapıları, merdiven kıvrımlarını, kullanılmayan depoları ve su mahzenlerini içinde taşıdığı bir harita gibi hatırlıyordu. Koridorlar karanlıktı. Küf ve leş kokusu dört bir yanı sarmıştı. Rutubet yalnız duvarlarda değil, havanın içinde de yaşıyordu. İçerideki kokuyu içeride tutacak kadar havasız, insanı kısa sürede tüketip üzerinde kalıcı izler bırakacak kadar tehlikeli bir yokluk vardı.

Su deposu olarak kullanılan dev mahzen odası birkaç kapı ilerideydi. Merdivenlerden aşağı inildikçe derinleşen ve daha korkutucu hale gelen zindanların ilk katındaydı bu mahzen. Kalenin su stokları burada tutulur, iki günde bir çeşitli noktalara fıçı almak için ziyaret edilirdi. Mutfakta çalışmanın bir başka avantajı buydu: Tommek, daha o sabah fıçıların alındığını biliyordu. Yani doğru yere saklanırsa, bir süre kimse gelmeyecekti.

Dev fıçıların ardında iyi konumlandı. Özellikle yan yana dizilmiş dört büyük fıçının arkasına sinmişti. Ara sıra kapıya yaklaşıyor, dışarıyı kolaçan ediyor, sonra yeniden karanlıkta yerine dönüyordu. Zaman kavramını tam yitirmemişti belki; ama günün ne kadarının geçtiğini yalnız kalenin iç ritminden çıkarabiliyordu. Yukarıdan gelen sesler azalmış, sonra değişmiş, sonra zindan yeniden kendi sessizliğine çekilmişti.

Zindana ne giren vardı ne çıkan. Hiçbir hareket olmamıştı.

Gün geçmiş, büyük ihtimalle ertesi günün öğlen saatleri yaklaşmıştı. Tommek yanındaki çıkını açtı. Karanlıkta az bir şey yedi ve stoğunu dengeli kullanmaya karar verdi. Bu düzenle bir günü ve bir geceyi daha atlatabilirdi. Ama daha fazla kalması tehlikeli olurdu. Sonra su almaya geleceklerdi. Saklandığı yer güvenli olmaktan çıkacaktı. Ne olacaksa bir günden kısa sürede olmalıydı. Lehron’u almalı ve kaleden kaçmalıydılar.

Tam bunların hesabını yaparken koridordan koşar adım geçen muhafızların seslerini duydu.

Artık vaktinin geldiğini biliyordu.

Ayak sesleri uzaklaşırken sabırla bekledi. Sonra kapıyı hafifçe araladı. Neredeyse aynı anda içgüdüsel olarak geri kapattı. Dışarıda bir çift ayak sesi daha vardı. Koşarak geçti. Tommek yeniden kulak kesildi. Kalbi ilk kez kontrol edemeyeceği kadar hızlı atıyordu. Kendi kalp sesinden başka bir şey duyamadı. Dakikalar geçti. Korku, kapının önünde görünmez bir muhafız gibi duruyordu.

Sonunda kapıyı yeniden yavaşça araladı.

Kapının hemen arkasında bir muhafızla yüz yüze geldi.

Adam şaşkın ve hazırlıksızdı. Muhtemelen az önce geçenlerin ardından bakmak için durmuştu. Kapının dibinde, karanlığın içinden çıkan Tommek’i beklemiyordu. Tommek’in eli neredeyse kendi kararından önce hareket etti. Gayriihtiyari biçimde kavradığı bıçağı savurdu ve muhafızı boynundan yaraladı. Adam ses çıkarmaya çalıştı. Tommek üzerine atıldı, bir eliyle yaraya bastırdı, kanın etrafa saçılmasını engellemeye çalıştı, diğer eliyle muhafızı mahzenin içine çekti.

Muhafız can havliyle kılıcına davrandı.

Artık mahzenin içindeydiler. Tommek geriye zorlukla kaçabildi. Adam kaçmaya yeltenmedi. Yarasını kapatmak yerine silah tutan eliyle saldırdı. Belki eğitimiydi bu. Belki panik. Belki de ölmekte olduğunu kabul edemeyen birinin son inadı. Tommek belindeki kalan üç bıçaktan birini daha çekti ve fıçıların ardına geçti.

Kılıç darbesi ilk fıçayı parçaladı. İçindeki su taş zemine boşaldı. Mahzen bir anda şapırtılarla doldu. Muhafız suyun içinde ilerledi. İkinci darbe başka bir fıçayı yardığında zemin daha da suyla kaplandı. Su, adamın yarasından akan kanla karışarak koyu bir renge büründü.

Muhafız ileri doğru bir adım attı. Kan kaybı, kaygan zemin ve dengesiz öfke birleşti. Büyük bir gürültüyle yere devrildi. Tommek fırsatı kaçırmadı. Bıçağını adamın bacağına sapladı. Muhafız acıyla kıvranırken daha fazla ses çıkmasını engellemek zorundaydı. Kısa, keskin ve geri dönüşsüz bir hareketle adamı susturdu.

Dakikalar boyunca cesedi hâlâ sağlam kalan fıçıların arkasına çekti. Sonra ıslak zemine bakıp kısaca küfretti. Yerdeki çatlakların farkındaydı. Su, bulduğu bütün çatlaklardan ve oluklardan sızarak kalenin daha altlarına doğru yol bulacaktı. Bu, onun için yalnız dağılmış bir saklanma yeri değildi artık. Aşağıdaki zindanlara ulaşacak bir izdi. Üstte kırılan fıçıların suyu, alttaki taşların arasında kendisine yol açacaktı.

Tam o düşünceli anda, kapının önünden bu kez sakin adımlarla ilerleyen birinin sesini duydu. Az önce öldürdüğü muhafızın kılıcını alırken bu kez şansına küfretti. Fırsatı değerlendirememişti. Daha doğrusu fırsat sandığı şey, bir talihsizlik dizisine dönüşmüştü. Hâlâ hayatta olduğuna tutundu.

Mahzenden çıkarken suların kapının altından zindan koridorlarına doğru yayılmaya başladığını gördü.

Çok fazla zamanı yoktu artık.

Tommek, zindanın derinliklerine doğru ilerledi.

Seçim

• Sahnenin devamına tanıklık etmek için 47. Bölüme geçiniz.

BÖLÜM NOTU

Bu bölümde seçimden çok, şansla talihsizliğin aynı zeminde kayıp durduğu bir eşik var. Bazen hayatta kalmak bile insanı kurtuluşa değil, daha dar bir koridora taşır.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Bölümü beğendiyseniz destek olmayı, yorum bırakmayı ve hikâyeyi takip etmeyi unutmayın.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı

🔒 Erişim Gerekli

Bu içerik yalnızca 18 yaş ve üzeri kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.
Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.