insider crow

Paylaş, Sohbet Et, Eğlen!

Chat Space ile topluluğa katıl, eğlenceye ortak ol, yeni bağlantılar kur!

Akademinin sınav maratonu bittiğinde Kael, yeni hayatının geçeceği yurdun koridorlarında ilerledi. Elindeki oda numarasını kontrol edip kapıyı açtığında, içeride eşyalarını yerleştiren bir gençle karşılaştı.

Kael: "Merhaba, be—"

Oda arkadaşı, Kael'in sözünü bitirmesine izin vermeden yerinden fırlayıp elini sıktı.

"Ah, merhaba! Sen şu herkesin konuştuğu 4 halkalı çocuksun, değil mi? Vay be, şansa bak! Okulun en popüler çocuğuyla oda arkadaşı olmuşum. Ben Rota, tanıştığımıza çok memnun oldum!"

Kael şaşkınlıkla eşyalarını yatağının yanına yere bıraktı.

"Ben de memnun oldum ama... Herkesin konuştuğu derken neyi kastediyorsun? Popüler falan değilim ben, akademiye ilk kez geliyorum."

Rota kahkaha attı. "Şaka yapıyor olmalısın dostum! Akademideki ikinci '4. Halka' sensin. Herkes seni konuşuyor. Ayrıca şu Thalendir meselesi... O kibriyle bilinen elfi tüm okulun önünde nasıl küçük düşürdüğün dilden dile dolaşıyor."

Kael başını iki yana salladı. "Benim kimseyi küçük düşürmek gibi bir amacım yoktu."

"Neyse ne, olan oldu artık," dedi Rota sesini biraz alçaltarak. "Ama seni uyarmama izin ver Kael; Thalendir soylu bir elf ailesinden geliyor. Seninle uğraşmak için ailesinin bağlantılarını kullanmaktan asla çekinmez."

Kael, ustası Zephyros'un soylu elfler hakkındaki uyarılarını hatırladı. Derin bir iç çekerek yatağına oturdu. İçinden, "Umarım akademiden sorunsuz bir şekilde mezun olabilirim," diye geçirdi.

Rota merakla sordu: "Bu arada nerelisin? Soyadını bilmiyorum ama..."

Kael: "Doğu Krallığı'nın küçük bir köyünden geliyorum. Sadece o kadar."

"Ah, anlıyorum," dedi Rota gülümseyerek.

"Akademinin en sevdiğim yanı bu; soy fark etmeksizin yeteneği olan herkesi kabul ediyorlar. Doğru olan da bu zaten. Hepimiz özünde insanız, bizi ayıran tek şey damarlarımızda akan aile mirası."

"Bu arada kendimi tanıtmayı unuttum; ben Rota Firrep. Ben bir Yıldız Büyücüsüyüm."

Kael şaşırmıştı. Yıldız Büyüsü çok nadirdi; en son Zephyros un arkadaşını görmek için krallığın merkezine gittiklerinde bir örneğini görmüştü.

"Sen özel sınıf bir büyücüsün o zaman, öyle mi?"

"Evet," dedi Rota gururla. "Babam Işık Büyüsü kullanıyor, krallık kilisesinde çalışan 7 halkalı bir büyücü. Onu her zaman rol model aldım, hedefim onun gibi usta bir büyücü olmak."

Kael bu sözler karşısında sessiz kaldı. Annesinin anlattığı o kibirli ve baskıcı Işık Büyücüleri, Rota'nın anlattığı babasına hiç benzemiyordu. Bir an için uzaklara, annesinin hüzünlü hikayelerine daldı.

"Kael..."

"Hey Kael! Burada mısın dostum? Uzaklara dalıp gittin."

Kael gözlerini kırpıştırdı. "Ben... Biraz yorgunum Rota."

"Haklısın, bugün yorucu geçti. Ben de uyumak istiyorum ama yarınki ilk dersin heyecanından gözüme uyku girmiyor. Düşünsene yarın ilk...

"Kael?"

Kael çoktan yatağına uzanmış, derin bir uykuya dalmıştı bile.

Ertesi sabah Kael erkenden kalkıp dışarıda koşuya çıktı. Ustası ona her zaman bedenini eğitmesi gerektiğini, büyü kadar fiziksel gücün de hayati olduğunu tembihlemişti. Hedeflerine ulaşmak istiyorsa, bir dakika bile tembellik etme lüksü yoktu.

O sırada, çok uzaklarda, İblis Diyarı'nda büyük bir hareketlilik vardı. Abaddon, sınırdaki başarılarından ötürü soyluluk rütbesinde yükseltilmişti. Krallık, ona uzun yıllardır yaratık istilası altında olan Gelam bölgesinin hakimiyetini vermişti. Bu, halkın artık huzur içinde yaşayabileceği anlamına geliyordu. Ancak abaddon için bu yeni sorumluluk, Nerya ve Kael'den daha da uzak kalmak demekti.

Babasının yanına döndüğünde, Mezrathus oğluna gururla sarıldı.

"Aferin Abaddon. Kardeşlerin gibi sen de ailemize büyük bir başarı getirdin."

"Teşekkür ederim baba."

"Peki, bölge tamamen temizlendi mi?"

"Büyük ölçüde temizlendi baba. Yüksek seviyeli yaratıkların çoğunu hallettik. Bölgeye yeni sızmalar olmasın diye güçlü bir duvar ördürüyorum."

Abaddon bir an duraksadı, gözlerinde derin bir özlem belirdi.

"Baba, ben..."

"Biliyorum oğlum," dedi Mezrathus sakince.

"Eşini ve oğlunu görmek istiyorsun. İçin rahat olsun, Vaelmon ile sürekli iletişim halindeyim. Oğlun Doğu Krallığı'nın akademisine girmiş. Nerya'nın kardeşi senin yokluğunda Kael ile iyi ilgilenmiş; bana çocuğun 4. Halkaya ulaştığını söylediler."

Abaddon'un gözleri şaşkınlıktan kocaman açıldı.

"4. Halka mı? Kael daha 15 yaşında bir çocuk!"

Mezrathus güldü. "Neye şaşırıyorsun? Sen o seviyeye 9 yaşında ulaşmıştın."

"Ama baba, biz iblisiz. İnsanlara oranla büyüye çok daha hızlı adapte oluyoruz."

"Unutma Abaddon; Kael de yarı iblis. Üstelik Vaelmon'un torunu ve Krowel hanesinin kanını taşıyor. Bu kombinasyonun neler yapabileceğini tahmin bile edemezsin."

Abaddon bir yandan oğluyla gurur duyuyor, diğer yandan onu göremediği için pişmanlık hissediyordu. Tam o sırada içeriye iki sadık yardımcısı, Zagan ve Malphas girdi. Diz çökerek selam verdiler.

Zagan, "Efendi Abaddon, istediğiniz gibi oğlunuzun durumunu öğrenip bilgi getirdik," dedi.

Mezrathus kaşlarını çattı. "Abaddon? Ne bilgisi bu tam olarak?"

"Baba, Kael ve Nerya'nın güvenliğinden endişe ettiğim için yardımcılarımdan onları gözetlemelerini istemiştim."

"Nerya'nın haberi var mı?"

"Hayır, bir sıkıntı olsa bile beni endişelendirmemek için bana doğruları söylemeyebilir. Ben yokken onları koruyan birileri olmalıydı.

" Abaddon Malphas'a döndü. "Sizden sadece bilgi almanızı değil, onları gizlice korumanızı emretmiştim. Neden ikiniz birden geldiniz? Biriniz haber getirse yeterliydi?"

Malphas soğuk terler döküyordu, dili tutulmuş gibiydi. Abaddon'un sesi malikanenin duvarlarında yankılandı:

"Size soruyorum dilinizi mi yuttunuz!!"

Malphas irkilerek yere kapandı. "E-efendim, oğlunuzun sağlığı yerinde... Kendisi çok güçlü bir çocuk, tam da efendimizin oğluna yakış—"

Zagan, Malphas'ın lafını keserek araya girdi.

"Efendi Abaddon, size asıl gerçeği söylemem gerekiyor."

"Konuş Zagan! Seni dinliyorum!"

"Oğlunuz ve eşiniz biz oraya vardığımızda farklı yerlerdeydi. Malphas'ı Kael'i izlemesi için önden gönderdim. Ben de fark edilmemek için etrafı kolaçan ediyordum. Malphas'ın yanına vardığımda..."

Abaddon öfkeyle bağırdı: "Çıkar şu ağzındaki baklayı artık!"

"E-efendim... Oğlunuzun yanına vardığımda, Kael kanlar içinde yerde yatıyordu."

Sessizlik... Ölümcül bir sessizlik odayı kapladı. Abaddon ve Mezrathus'un gözleri dehşetle büyüdü. Malphas korkudan zangır zangır titreyerek alnını yere vurdu.

"Ne?!"

dedi Abaddon, sesi hiç olmadığı kadar endişeli çıkıyordu.

"Oğlum... Kanlar içinde mi?" Babasına döndü.

"Baba, bana onun iyi olduğunu söylemiştin! Bana yalan mı söylediniz?"

Mezrathus da sarsılmıştı.

"İmkansız! Vaelmon ile yeni konuştum, her şeyin yolunda olduğunu söylemişti nasıl olur?"

Zagan ürkek bir sesle araya girdi

"E-efendim, ben hemen müdahale ettim... Oğlunuzun yaralarını iblis büyüsüyle iyileştirdim..."

Abbadom:

"Ne oldu peki? Birileri ona mı saldırdı?" diye sordu endişeli bir ses tonuyla. Zagan sessiz kaldı.

Abaddon, Zagan'ın sessizliğine o kadar sinirlendi ki, bir göz kırpması kadar kısa sürede yanına ışınlanıp boğazına yapıştı.

"SANA BİR SORU SORDUM ZAGAN! KONUŞ!"

Zagan boğulurcasına, sesi güçlükle çıkıyordu

"E-efendim... Malphas... Malphas oğlunuzun gücünü denemek istemiş... Aralarında ufak bir düello geçmiş..." dedi.

O an, odadaki hava bir anda ağırlaştı. Abaddon'un aurası kontrolsüz bir patlamayla. Malikanenin camları patlattı, yer sarsılmaya başladı. etraf simsiyah, yoğun ve boğucu bir enerji ile kaplanmıştı. Gözleri artık bir insanınki gibi değil, bir saf kan bir iblisinki gibi kıpkırmızı parlıyordu.

Abaddon, Zagan'ı fırlatıp Malphas'a döndü. Malphas korkudan konuşamıyordu. "E-efendim, ben sadece—"

Daha cümlesini bitiremeden, Abaddon'un havada savurduğu eliyle Malphas malikanenin diğer ucuna uçtu. Duvarları yıkarak metrelerce sürüklenen Malphas, en sonunda Arkasındaki geniş duvara çarpıp orada devasa bir göçük oluşturdu. Ağzından kanlar boşanıyordu. Güçlükle doğrulmaya çalışırken, Abaddon saniyeler içinde başında belirdi.

"Efendim... Lütfen affedin... Amacım oğlunuza zarar ver—"

Abaddon, Malphas'ı tekrar tutup odanın diğer köşesine fırlattı. Malphas'ın üstün iblis yenilenme gücü bile Abaddon'un darbelerinin hızına yetişemiyordu. malphasın Kaburgaları paramparça olmuştu. Abaddon, kanlar içinde yatan Malphas'ın başını saçlarından tutup havaya kaldırdı.

Abbadonun Yüzü, sanki bir ölüm meleğinin yüzü kadar ifadesiz ve korkutucuydu.

"Seni şu saniye öldürmemem için bana tek bir sebep söyle Malphas!" diye bağırdı. Sesi tüm sarayı titretiyordu. "Sen benim en güvendiğim askerlerimden biriydin! NASIL OLUR DA OĞLUMA BÖYLE BİR ŞEY YAPABİLİRSİN?!"

Abaddon'un öfkesi, tüm hiddetiyle Malphas'ın üzerine çökmüştü.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı