Zephyros'un bedeni artık çatlama noktasına gelmişti. Rüzgar Aşımı'nı üst üste kullanmak damarlarındaki manayı bir kor ateşe çevirmişti. Hem bu devasa güçle dövüşmek hem de kalan son manasıyla Kael'i bir bariyer içinde tutmaya çalışmak onu tükenme noktasına getirmişti. Ancak durmaya niyeti yoktu.

"Rüzgar Aşımı: Üç kat!"

Zephyros, ciğerlerini patlatırcasına bağırdı. Son bir mana patlamasıyla tüm varlığını elindeki mana kılıcına yükledi. Bedeninin bu yükü daha fazla kaldıramayacağını, biliyordu. Bu, onun son darbesi olacaktı. Kılıcıyla saldırı pozisyonu alırken dudaklarından o kadim mantra döküldü:

"Göklerin gazabı, fırtınanın kalbinde birleş! Rüzgarın öfkesini tek bir noktada topla ve dünyayı yar! Kutsal Sanat: Cenneti Yaran Fırtına!"

Ses hızını aşan bir patlama dalgasıyla ileri atıldı. Hızı o kadar yüksekti ki iblis bu hamleyi durduramadı. Zephyros'un mana kılıcı, iblisin omuzundan girip karın hizasına kadar devasa bir kesik açtı. İblis şaşkınlık içinde gerilerken bir anda kahkahalar atmaya başladı.

"Ha ha ha! İşte bu! Bir insana göre ne muhteşem bir büyü gücü... Gerçi şu anki görünüşün pek de insana benzemiyor . Kendini manayla parçalamayı mı düşünüyorsun yoksa?"

İblis, Zephyros'un açtığı derin kesiği saniyeler içinde iyileştirmeye başladı. Soylu iblislerin rejenerasyon hızı akıl almazdı Zephyros, omuzundaki ve karnındaki kesikleri umursamayan iblisin kahkahasıyla dişlerini sıktı. Bedenindeki her bir hücre "dur" diye bağırıyordu ama o, manasını daha da körükledi. "Daha bitmedi, aşağılık yaratık!" diye gürledi.

Zephyros bir anda olduğu yerden yok oldu. Hızı o kadar artmıştı ki arkasında rüzgardan illüzyonlar bırakıyordu. İblis, "Hala mı?" diyerek elindeki karanlık enerjiyle bir pençe savurdu ama Zephyros havada asılı kalarak rüzgarın yardımıyla bu darbelerden sıyrıldı.

Zephyros havada bir takla atıp kılıcını yere doğru savurdu

"Rüzgar Sanatı: Bin Kesik Fırtınası!" Havadan iblisin üzerine yüzlerce rüzgar bıçağı yağmaya başladı. İblis kanatlarını hızla önünde kapatarak bir kalkan yaptı. Rüzgar bıçakları iblisin kanatlarına çarptığında kıvılcımlar çıkıyordu. İblis, kanatlarını sertçe iki yana açarak rüzgar bıçaklarını savurdu ve Zephyros'un boğazına yapışmak için ileri atıldı.

Ancak Zephyros orada değildi. İblisin tam altına sızmıştı. Mana kılıcını iblisin çenesinin altından yukarı doğru savurdu. İblis son anda kafasını geriye çekti ama kılıç maskesini andıran yüzünün bir kısmını parçaladı. İblis ilk kez sinirlenmeye başlamıştı. "Seni küçük sinek! Canımı yakmaya mı çalışıyorsun?"

İblis, havada ani bir dönüşle kuyruk gibi kullandığı kanatlarından biriyle Zephyros'a vurdu. Zephyros kılıcıyla bloklasa da darbenin ağırlığıyla yere çakıldı. Zemin boydan boya çatladı. Zephyros ağzından fışkıran kanı eliyle sildi, gözleri hala çelik gibiydi.

İblis tam tepesinden, bir meteor gibi üzerine inerken Zephyros kılıcını iki eliyle kavradı ve yerden yukarı doğru devasa bir hortum oluşturdu:

İblis ve Zephyros hortumun merkezinde, havada çarpışmaya başladılar. Kılıç darbeleri ve karanlık pençeler birbirine girmişti. Her çarpışmada malikanenin pencereleri patlıyor, yer sarsılıyordu. Zephyros, iblisin göğsüne üç hızlı kesik atmayı başardı ama iblis de pençesiyle Zephyros'un göğüsüne derin bir yara açtı.

İblis, Zephyros'un yorgun düşen kollarını fark edince sırıttı. "Hızın düşüyor, insan. Kalbin bu tempoya ne kadar daha dayanacak?"

Zephyros, son bir manevrayla iblisin arkasına geçip kılıcını onun sırtına saplamaya çalıştı ama iblis havada aniden durup Zephyros'un suratına sert bir tekme attı. Zephyros geriye doğru savrulurken, iblis havada asılı kaldı

. "Bu kadar darbe almayalı uzun zaman olmuştu Zephyros, beni gerçekten eğlendirdin. Öyleyse ben de sana küçük bir hediye vereyim."

İblis elini Zephyros'a doğru uzattı, parmak uçlarında yoğunlaşan simsiyah bir enerji küresi oluşturdu

"Sonsuz karanlığın derinliğinden gelen sessizlik, Karanlık Sanat: Obsidyen Mızrak!"

İblisin elinden çıkan kara büyü, ses hızında ilerlerken Zephyros son bir gayretle önüne büyüden bir kalkan dikti. Ancak büyü kalkana değdiği anda onu bir kağıt gibi parçaladı ve Zephyros'u sahanın öbür ucuna fırlattı.

Bariyerin içindeki bilinci yarım yamalak açık olan Kael, dayısını kanlar içinde, hareketsiz yatarken görünce zihnindeki son ipler de koptu. Saf bir öfke dalgası tüm benliğini sardı. Zephyros'un kurduğu bariyer bir anda cam kırıkları gibi dağıldı. Kael, etrafını saran yoğun karanlık mana ile birlikte havaya yükselmeye başladı. Sırtındaki iki siyah kanatla boşlukta süzülürken, gözleri öfkeden kıpkırmızı olmuştu.

İblis alayla baktı. "Mührün kırılınca kendini yüksek bir iblis mi sandın velet? Bana yukarıdan bakma cüretini daha ne kadar devam ettireceksin?"

Kael cevap vermedi. Avucunda karanlık büyüden küçük bir mermi oluşturdu ve manayı onun içinde akılalmaz bir basınçla sıkıştırdı. İblis kahkaha attı. "Küçücük bir büyüyle mi bana saldırmayı düşünüyorsun? Senin hakkındaki düşüncelerim değişmeye başlıyor, ne kadar acınasısın..."

Kael, sıkıştırdığı karanlık mermiyi bir şok patlamasıyla fırlattı. İblis mermiyi eliyle durdurabileceğini sanarak kolunu kaldırdı ancak mermi eline değdiği anda avucunu delip geçti. Mermi kafasına çarpacakken son anda başını çevirdi; mermi arkasındaki devasa kayalık alanda korkunç bir patlama yarattı.

İblis şaşkınlıkla arkasındaki yarığa baktı. "Bu çocuğu fazla hafife aldım," diye düşündü içinden. Tekrar Kael'e döndüğünde ise dehşete düştü; Kael aynı mermiden onlarcasını etrafında oluşturmuş, namlularını ona çevirmişti. İblisin yüzündeki rahatlık yerini tedirginliğe bıraktı.

Kael mermi salvosunu başlattı. İblis son sürat kaçmaya çalışsa da her yönden gelen patlamalar onu köşeye sıkıştırdı ve sonunda yere yığıldı. "Ben... Baron seviyesi bir iblisim! Küçücük bir velet beni nasıl köşeye sıkıştırabilir?"

Kael, havada asılı duran tüm mermileri tek bir devasa noktada birleştirmeye başladı. Dudaklarından dökülen ses, artık bir çocuğun sesi değil, cehennemin derinliklerinden gelen bir fısıltı gibiydi:

"Ey karanlığın kalbindeki mutlak yıkım, var olan her şeyi hiçliğe sürükle! Yasak Sanat: Abis Patlaması!"

İblis, karşısındaki büyünün onu paramparça edeceğini iliklerine kadar hissetti. "Yeter! Bu kadar oyun yetti!" diye bağırdı.

"İblis Sanatı: Hakiki Form!"

İblis kendini büyüyle güçlendirerek gerçek dehşetini ortaya çıkardı. Kafasından kavisli boynuzlar fırladı, elleri jilet keskinliğinde pençelere dönüştü ve kanatları sahanın yarısını kaplayacak kadar büyüdü. "Velet, beni bu forma zorlamanı beklemiyordum. Sana safkan bir iblisin gücünü göstereceğim!"

Kael devasa büyüyü fırlattı. İblis kanatlarını kalkan gibi kendine sarıp bir büyü bariyeri oluşturdu. Kael'in büyüsü eğitim sahasının ortasında devasa bir yarık açtı, her yer toz duman içinde kaldı. Yarığın ortasında duran iblisin bariyeri parçalanmıştı ama hala ayaktaydı. Artık Efendi Abaddon'un oğlu olması umurunda değildi; tek derdi bu veledi yok etmekti.

"Bana gel, Gece Çöküşü"

İblisin elinde simsiyah, tırtıklı bir kılıç belirdi. İblis kılıcıyla son sürat Kael'e uçarken, Kael elini malikaneye doğru uzattı. O anda odasındaki sandıktan çıkan, babasına ait olan o kadim kılıç, bir ışık hızıyla Kael'in eline geldi. Kael, kılıcı kınıyla birlikte siper ederek darbeyi durdurmaya çalıştı ancak aldığı darbenin şiddetiyle yere çakıldı.

İblis, Kael'in elindeki kılıcı görünce gözleri yuvalarından fırladı. "O... O kılıç! Efendi'nin kılıcı sende nasıl olabilir? Ona layık değilsin velet, çabuk bana ver onu!"

Toz bulutunun içinden kılıcına dayanarak kalkan Kael, kılıcı kınından santim santim çekti. Kılıç çekildiği anda yayılan aura o kadar ağırdı ki, Kael dizlerinin üzerine çökmeye başladı. İblis kahkahalarla gülüyordu. "Gösterişçi velet! Efendi Abaddon'un kılıcını kullanabileceğini mi sandın? Biz bile onun aurası karşısında duramazken senin gibi bir velet..."

Kael, iblis güçlerini çok uzun süre kullandığı için ağzından kanlar gelmeye başladı. Karanlık büyüyü daha fazla taşıyamıyordu. Kılıç elinden düştü ve yere kapaklandı. Zephyros, olduğu yerden Kael'i görüyor ama parmağını bile kıpırdatamıyordu. İçinden acıyla haykırdı: "Kael! Hayır! Tanrım... Onu koruyamadım! Lütfen biri yardım etsin!"

İblis, kılıcını havaya kaldırdı. "Yarı iblis halinle bana kafa tutmaya çalışman senin sonun olacak. Elveda, küçük prens."

İblis kılıcını Kael'in boynuna doğru indirecekken, ortam bir anda sessizleşti. Hem iblisin hem de Kael'in karanlık aurasından kat kat daha ağır, evreni titreten bir aura sahaya çöktü. Zaman sanki durmuş gibiydi.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı