O sırada küçük köylerinde, günlük işleriyle uğraşan Nerya, çamaşırları asarken sol elindeki mührün aniden yanıp söndüğünü fark etti. Kalbi bir anda tekledi. Panikle elindeki sepeti yere düşürdü, ıslak çamaşırlar tozun toprağın içine saçıldı
"Kael!" diye inledi titreyen bir sesle. Nerya, oğlunu kardeşiyle göndermeden önce, onun hayati değerlerini kendisine ileten kadim bir efsun yapmıştı. neryanın elindeki efsunun yanıp sönmesi bir şeylerin ters gittiğini belirtiyordu
"Oğlum..." diye fısıldadı, gözleri dolarken. "Dayısının yanında güvende olması gerekiyordu. Başına ne geldi? Ah, şu hasta bedenimle köyden dışarı adım bile atamıyorum... Zephyros, yalvarırım onu koru. Lütfen iyi olun."
Malikanedeki savaş alanında ise hava bir kez daha ağırlaştı. Gökyüzünde süzülen, iblisten çok daha yoğun bir baskı yayan başka bir figür belirdi. Gelen iblisin sesi, rüzgarı bile susturacak kadar otoriter ve derindi:
"Malphas!"
Bu sesleniş sadece bir isim telaffuzu değil, sanki ruhu titreten bir emirdi. Malphas, duyduğu sesle birlikte az önceki kibrini bir kenara bırakıp olduğu yerde titremeye başladı. Havada asılı duran diğer iblise dönerek kekeledi:
"S-sör Zagan? Sizi hangi rüzgar attı buraya? Ben de tam... işimi halledip iblis diyarına dönecektim."
Zagan, buz gibi bakışlarını önce Malphas'a, sonra yerde kanlar içinde yatan Kael'e çevirdi. "Bu karanlık aura... Bu çocuk Efendi'nin oğlu mu? Malphas! Sen ne halt yedin böyle seni aptal!" diye kükredi.
Zagan hızla yere indi. Kael'in kanlar içindeki bedenine bakarken ellerini uzattı. Dudaklarından karanlık ama şifacı bir mantra döküldü:
"Abis'in merhameti, kanın çığlığını dindir. Karanlıkta saklı yaşamı geri çağır! İblis Sanatı: Kara Rejenerasyon!"
Zagan'ın ellerinden çıkan simsiyah dumanlar Kael'in vücudunu sardı. Kael, gözlerini yavaşça araladığında Malphas'ın arkasında ondan çok daha heybetli ve güçlü duran Zagan'ı gördü. Yaralarının kapandığını hissediyordu ama manasını son damlasına kadar tükettiği için parmağını bile oynatacak hali yoktu.
Zagan, Malphas'a dönerek nefretle konuştu: "Efendi'nin oğlunu yaralamaya nasıl cüret edersin? Onun canı, senin binlerce canından daha değerlidir!"
Malphas, suçlulukla boynunu büktü. "Z-zagan... Ben sadece çocuğun ne kadar güçlü olduğunu test ediyordum. Buradaki insanlar sinirlerimi bozdu, kendimi tutamadım. Birkaç insanı öldürdüm diye bana kızacak değilsin ya..."
"Seni aptal!" diye bağırarak Malphas'ın ensesine yapıştı Zagan. "Kaleye döndüğümüzde Efendi Abaddon'un öfkesine kendini hazırlasan iyi olur. Senin cezanı bizzat o verecek!"
Kael, çatallı ve zayıf bir sesle araya girdi: "Dayım... Dayımı da iyileştir, lütfen..."
Zagan, bir iblis olmasına rağmen diğer soylu iblislere nazaran daha vakur ve alçakgönüllüydü. Çocuğun bu haline bakıp iç çekti. "İblis Sanatı sadece bizleri iyileştirir çocuk. Dayının üzerinde bir etkisi olmaz, kusura bakma."
Zagan, Malphas'ı bir paçavra gibi ensesinden tuttuğu gibi devasa kanatlarını açarak gökyüzünde kayboldu. Gücü ve manası tamamen tükenen Kael, dayısına son bir kez bakıp kendini karanlığın kollarına bıraktı. Kanatları kayboldu, gözleri kapanırken uzaklardan Elias'ın feryadını duydu:
"Efendi Zephyros! Haber gönderdim, dayan!"
Elias, malikaneye vardığında gördüğü manzara karşısında donup kaldı. Kael, Varkas ve Zephyros kanlar içinde yerde yatıyordu. Bahçe ve malikanenin çevresi sanki bir doğal afet yaşanmış gibi harabeye dönmüştü.
"Efendi Lucian!" diye bağırdı Elias arkasına dönerek. "Kael, Zephyros ve Varkas... Acil şifa büyüsü lazım, lütfen yardım edin!"
Elias hemen Zephyros'un yanına koştu. Seslendi ama cevap alamadı. Başını zephyros'un göğsüne koyduğunda, zayıf da olsa atan kalbini duydu. eliasın Yüreğine bir nebze olsun su serpilmişti.
Usta Lucian önce Kael'in yanına gitti. Kanlı kıyafetlerinin altında hiçbir yara izi olmadığını görünce şaşırdı. Asasını Kael'e doğrultup ışık büyüsüyle ona sadece mana aktardı. Ardından hızla Zephyros'un yanına geçti. Zephyros'un halini görünce kaşları çatıldı. "Zephyros... Seni bu kadar ne hırpalamış olabilir?"
"Usta Lucian, acele edin lütfen!" diye yalvardı Elias.
Lucian, Zephyros'un yaralarına bakınca basit bir büyünün yetmeyeceğini anladı. Asasını havaya kaldırıp 6. halka seviyesinde bir büyü başlattı:
"Kutsal Işığın Yedi Merhameti: Yüce Restorasyon!"
Lucian, son şifa büyüsünü tamamlayıp alnındaki terleri sildiğinde Zephyros derin bir nefes alarak gözlerini araladı. Bakışları hala bulanıktı ama karşısındaki parlayan asayı ve o tanıdık yüzü hemen tanıdı.
"Lucian..." dedi Zephyros, sesi bir fısıltı gibiydi. "Yine mi sen? Ne zaman ölmek üzere olsam karşıma çıkmak zorunda mısın?"
Lucian hafifçe güldü, ama gözlerinde derin bir ciddiyet vardı. "Sen belayı aramayı bırakmadığın sürece, ben de seni kurtarmayı bırakmayacağım eski dostum.
Zephyros zorlanarak yatağında doğrulmaya çalıştı ama Lucian eliyle onu durdurdu. "Kael..." dedi Zephyros endişeyle. "O iyi mi?"
"Çocuk iyi. Yaraları kapandı ama ruhu için aynı şeyi söyleyemem," dedi Lucian camdan dışarıdaki harabeye bakarak. "Zephyros, o çocuktaki aurayı ben bile hissettim. 7. halka bir ışık büyücüsü olarak söylüyorum; kaelin mührü her kırıldığında yanında onu durduran birileri olmayacak Onu bu malikanede daha fazla saklayamazsın."
Zephyros bakışlarını kaçırdı. "Biliyorum. onu akademiye göndermek, kurdun inine kuzu atmak gibi olacak. Eğer kimliği açığa çıkarsa, sadece iblisler değil, krallık da onun peşine düşer."
Lucian asasını sıktı. "Korktuğun şey başına geldi zaten. İblisler onu buldu. Şimdi tek şansı, o gücü kontrol etmeyi öğrenmesi. Aksi takdirde, Nerya'nın oğlu olmaktan çıkıp, babasının gölgesinde bir canavara dönüşecek. Karar senin , ama zamanımız daralıyor."
Zephyros uzun bir sessizliğe gömüldü. Lucian haklıydı. " Lucian, eğer işler kontrolden çıkarda bana bir şey olursa ... Onu koruyabilirmisin ?
Lucian kapıya doğru yürürken duraksadı, omzunun üzerinden Zephyros'a baktı. "Ben ışığa hizmet ediyorum Zephyros gücünü başka emeller için kullanmaya kalkarsa tüm gücümle karşısında duracağım ama şuanlık gözümde sadece bir çocuk için rahat olsun der
Kael, odasında gözlerini yavaşça açtığında karşısında Usta Lucian'ı gördü. Bir anda yatağından fırlamaya çalıştı ama bedeni sızlayınca geri kapaklandı.
"Sakin ol Kael, yaraların kapandı ama bedenin hala çok bitkin. Ani hareket etme," dedi Lucian sakin bir sesle.
Kael, yaşadığı o dehşet dolu savaşı hatırladı. "Dayım... , dayım nasıl?"
"Zephyros iyi Kael, kendi odasında dinleniyor. Zamanında yetişip yaralarınızı iyileştirdiğim için şanslısınız. Gerçi sen dayına göre çok daha iyi durumdaydın. Zephyros'un yaraları o kadar derindi ki, onları kapatmak için saatlerce ışık büyüsü kullanmak zorunda kaldım. Manasını toplaması bir iki haftayı bulur."
Kael derin bir nefes aldı. "Ah, Tanrı'ya şükür... İsminiz neydi usta? Sizi daha önce hiç görmemiştim."
"Ben Lucian, dayının eski bir dostuyum. Dayın durumu erkenden fark edip Elias'ı krallık kilisesine göndermiş. Ben de olabildiğince hızlı gelmeye çalıştım."
Kael şaşırmıştı. "Dayım sizden hiç bahsetmedi..."
Lucian hafifçe gülümsedi. "Zephyros din adamlarını pek sevmez. Gel gör ki günün sonunda yine bize muhtaç kaldı."
"Usta Lucian, size ne kadar teşekkür etsem az. Dayımı kurtardığınız için minnettarım."
"Önemli değil evlat, iyi olmanız için dua edeceğim."
Kael'in aklına o an parçalanan mühür yüzüğü geldi. Panikle eline baktı ama yüzük sapasağlam parmağındaydı. Lucian, Kael'in bu halini görünce sesini alçalttı: "Bu arada... Küçük sırrınızı biliyorum."
Kael donup kaldı. "Ben..."
"Savaştan ağır yara almadan çıkman zaten ortada anormal bir durum olduğunu gösteriyordu. Zephyros'a sorduğumda bana her şeyi detaylarıyla anlattı. Merak etme, o bana bahsetmese de biz onunla çok eski dostuz. Sırrın benimle güvende. Vay be... Gerçek bir iblise bu kadar yakından hiç bakmamıştım."
Kael yutkundu. "E-şey usta Lucian... Ben insanım. Başkasıyla karıştırmış olmayasınız?"
Lucian bilge bir gülümsemeyle cevap verdi: "Teoride evet, yarı insan sayılırsın. Ama bu, diğer yanının iblis olduğu gerçeğini değiştirmiyor evlat."
Kael'in zihninde Malphas'ın o korkunç sözleri yankılandı. Başını tutarak konuştu: "Bunca yıl kendimi insan bilerek yaşadım... Sonra öğrendim ki babam bir iblismiş. Onun adamları tarafından neredeyse öldürülüyordum. Ben bu güçle ne yapacağımı bilmiyorum. Onu kontrol bile edemiyorum."
Lucian elini Kael'in omzuna koydu: "Bak evlat. Karanlık veya ışık, iblis veya insan ol... Fark etmez. Sen içinde neysen osundur. Gücünü iyi mi yoksa kötü mü kullanacağına karar verecek olan sensin. Bağlı olduğun kaderin seni zincirlemesine izin verme. Kendi geleceğini kendin yarat."
Lucian'ın bu sözleri Kael'in zihnine altın harflerle kazındı. O sırada kapı hafifçe tıklandı ve içeriye Usta Girm ile Pyros girdi...


İlk yorum yazan sen ol!
Henüz yorum yapılmadı