Kael, haftalar boyunca güneş doğmadan uyanıp gece yarısına kadar Grimm'in o amansız eğitimlerine hiç aksatmadan devam etti. Bedenindeki her kas lifi yanıyor, her kemiği yorgunluktan sızlıyordu ama içindeki hırs sönmek yerine daha da harlanıyordu. Bir sabah Grimm, Zephyros'u eğitim sahasının kenarına çağırarak Kael'e gözükmeden izlemesini söyledi. Zephyros, yeğeninin ne aşamaya geldiğini merak ederek sahanın kenarında, ağaçların gölgesinde beklemeye başladı.

Kael ve Grimm, bu sefer ellerinde antrenman sopaları değil, güneş ışığında parıldayan gerçek çelik kılıçlarla sahanın ortasında duruyorlardı. Birbirlerine saygıyla selam verip dövüş pozisyonlarını aldılar. Düello başladığı an, Kael derin bir nefes aldı; o anda hem kılıcını hem de tüm bedenini hırçın bir ateş büyüsüyle sarmaladı.

Sahada bir patlama sesi yankılandı. Kael, bir alev topu gibi Grimm'e doğru son sürat atıldı. Zephyros, yeğeninin bir anda Grimm'in arkasında belirdiğini gördüğünde şaşkınlıktan gözleri kocaman oldu. Kael, sanki birden fazla kişiymiş gibi Grimm'e dört bir yandan, havayı yırtan saldırılarla yükleniyordu. Kılıcı havada ateşten kavisler çiziyor, her darbede etrafa kıvılcımlar saçıyordu. Grimm, yerinden bir milim bile oynamadan kılıcıyla her darbeyi ustalıkla savuşturuyordu. Kael henüz ona zarar veremiyordu ama saldırıları o kadar hızlı ve akışkandı ki, Zephyros izlerken kendi kendine düşündü: "Bu çocuk daha birkaç hafta önce kılıcı düzgün tutamıyordu... Bu kadar kısa sürede kendini nasıl bu kadar geliştirebildi?"

Grimm, sert bir kılıç savuruşuyla Kael'i geri fırlattı. Kael, toprağın üzerinde kayarak durdu ve hemen Grimm'in ona öğrettiği özel formasyonun pozisyonunu aldı. Bu Grimm'in ona öğrettiği dört adımlı kılıç sanatının ilkiydi.

— "Grimm Kılıç Formasyonu, 1. Adım: Harlanan Hilal!"

Kael, dairesel ve akıcı bir hareketle Grimm'e atıldı. Kılıcı havada ateşten devasa bir hilal oluşturarak Grimm'in savunmasına çarptı. Hava sıcaklıktan titriyordu. Ancak Grimm, bu güçlü alev kesişini bile sadece bilek hareketiyle yana itti. Grimm'e bir çizik bile atamayan Kael, saniyesinde geri çekilip ikinci duruşa geçti.

— "Grimm Kılıç Formasyonu, 2. Adım: Kızıl Ejderin Nefesi!"

Kael kılıcını büyük bir hırsla savurduğunda, kılıcın ucundan çıkan alevler havada somutlaşarak devasa bir ejderha suretine dönüştü ve Grimm'in üzerine kükreyerek fırladı. Grimm, üzerine gelen o yıkıcı ejderhayı soğukkanlılıkla karşıladı ve kılıcını dikey bir hamleyle indirerek ateşi tam ortasından ikiye böldü. Alevler Grimm'in iki yanından dağılıp sönerken, Kael artık nefes nefese kalmıştı.

Karşısında heykeltıraşın elinden çıkmış bir kaya gibi sarsılmaz duran Grimm'in karşısında yorgun düşmüştü. Grimm, buz gibi bir sesle seslendi: "Ne oldu? Pes mi ediyorsun? Ayağa kalk!"

Kael dişlerini sıktı, ciğerlerini yakan havayı güçlü bir nefesle içine çekti. Bedenindeki tüm mana rezervlerini, ruhunun en derinindeki ısıyı kılıcına aktardı.

— "Grimm Kılıç Formasyonu, 3. Adım: Alevden Ruhun Yükselişi!"

Kael'in etrafı bir anda saf, beyaz bir ateş aurasıyla sarıldı. Isı o kadar yoğunlaşmıştı ki, sahanın kenarındaki su fıçıları kaynamaya, yerdeki sular buharlaşmaya başladı. Ter içinde kalan Kael, son kalan gücüyle ileri atıldı. Bu seferki saldırısı sadece bir kılıç savuruşu değildi; kılıcıyla bütünleşmiş, saf bir enerji patlamasıydı. Grimm saldırıyı karşıladığında sahada metalin metale çarpma sesi değil, bir patlama sesi duyuldu.

Toz bulutu dağıldığında, Grimm'in kılıcında ince, kılcal bir çatlak oluştuğu görüldü.

Zephyros, izlediği bu muazzam düello karşısında adeta mest olmuştu. Kael'in eğitimlerinin boşa gitmediğini, yeğeninin içinde uyanan canavarın sadece büyüde değil, savaş sanatında da bir dahiye dönüştüğünü görmek içini rahatlatmıştı.

Grimm kılıcını kınına soktu. "Bu kadar yeterli. Hala çok eksiksin, hemen güçten düşüyorsun ve saldırıların hala tutarsız. Yarından itibaren sabah antrenmanlarını daha uzun tutacağız."

Kael, yorgunluktan dizlerinin üzerine çökerken umutsuz bir sesle, "E-evet usta..." dedi.

Öğleden sonra Kael, köşkün devasa kütüphanesine gitti. Pyros'un ona öğrettikleri dışındaki asıl odağı, mühür altında tutulan o kara büyüydü. İçindeki bu güce karşı amansız bir merak duyuyordu; belki de tozlu rafların arasındaki bir kitap, ona kim olduğuna dair gerçek bir cevap verebilirdi. Karanlık büyü ile ilgili bulabildiği tüm kaynakları masasına yığıp derin bir sessizliğe gömüldü.

Okuduğu sayfalardan birinde karanlık büyünün iki türe ayrıldığını öğrendi. Birincisi, insanların efsunlar ve büyülü aletler aracılığıyla kullanabildiği türdü; ancak bu yöntemin aktif materyalleri canlı varlıklardan oluştuğu için krallık tarafından "insanlık dışı" kabul edilerek yasaklanmıştı. Diğer tür ise, doğuştan karanlık manaya sahip olanlar tarafından kullanılabiliyordu. Kitapta bu türün sahipleri tek bir isimle anılıyordu: İblisler, iblis soyları ve bazı kadim ruhani varlıklar...

Kael okudukları karşısında sarsıldı. Büyünün anne ve babadan miras kaldığını biliyordu. Annesinin bir doğa büyücüsü olduğu ortadaydı. Bu durumda karanlık mirası ona sadece babasından geçmiş olabilirdi. Zihninde tek bir soru yankılandı: "Babam gerçekten bir iblis olabilir mi?" Köyde anlatılan masallarda iblisler hep yıkım getiren, kötücül varlıklar olarak betimlenirdi. Annesinin neden bir iblisle birlikte olduğunu anlamaya çalışırken düşüncelerden düşüncelere sürüklendi.

Akşam yemeğinde, masadaki sessizliği Kael'in sorusu böldü: "Dayı... Karanlık büyüsünü sadece iblisler mi kullanabiliyor?"

Zephyros tam yemeğinden bir lokma alırken duraksadı. Gözlerini Kael'e dikti ve hafifçe gülümsedi ama bu gülümsemede bir gerginlik vardı. "Galiba aramıza meraklı birileri katılmış. Bu bilgiyi nereden aldın?"

"Kütüphaneye uğradım dayı. Mühürlü olan diğer gücü merak ettiğimden araştırmak istedim."

Zephyros, bu anın er ya da geç geleceğini biliyordu. Çatalını masaya bıraktı. "Evet Kael, karanlık büyüyü özünde sadece iblisler kullanabilir."

Kael'in omuzları çöktü, sesi titredi. "Yani babam bir iblis, öyle mi?"

Zephyros ciddiyetle başını salladı. "Evet Kael, baban bir iblis. Hem de hatırı sayılır, güçlü olanlardan..."

Kael bir anda heyecanla atıldı. "Dayı, babamı tanıyor musun?"

"Ben annenin kardeşiyim Kael, elbette tanıyorum."

"O zaman benden neden sakladınız? Annem bana neden hiç bahsetmedi?" Kael'in sesi hem sitem hem de merak doluydu.

"Annenin kendi sebepleri vardır, ona bir şey diyemem Kael. Ama sen gelişim sürecindeyken sana babandan bahsetmek istemedim. Er ya da geç öğreneceğini biliyordum. Hiçbirimiz senin kötülüğünü istemedik, bundan emin olabilirsin."

Kael, öğrendiği gerçeklerin ağırlığıyla sandalyesine geri oturdu. "Peki babam tam olarak kim? Nasıl biriydi? Bizi neden bırakıp gitti?" soruları ardı ardına sıralamaya başladı.

Zephyros elini kaldırarak onu durdurdu. "Bekle, bekle... Önce bir sakin ol bakalım. Baban tahmin ettiğin gibi bir iblis Kael ama aklına hemen sana anlatılan masallardaki o kötü iblisler gelmesin. Sizi neden terk ettiği konusunda sana söyleyebileceğim pek bir şey yok. Annenle tekrar buluştuğunda bunları detaylıca konuşursunuz. Bilmeni istediğim tek şey, babanın annen için çok şeyden vazgeçtiği... Seni ve anneni gerçekten seviyordu."

"O zaman neden gitti?" diye sordu Kael, sesi biraz daha kısılarak.

"Terk etmek zorunda kaldı Kael, 'terk etti' değil."

"Nasıl yani?"

Zephyros, daha fazla ileri gitmek istemiyormuş gibi ayağa kalktı. "Bu akşam yemeğin tadı da bir garip ha... Ben kalksam iyi olacak. Sen de artık yatıp dinlen."

Kael tam arkasından seslenecekti ki, "Dayı bir dakika! Sorumun cevabını alamadım-"

Tam o sırada Elias'ın eli nazikçe Kael'in omzuna dokundu. "Kael, belli ki dayın bazı şeyleri konuşmak istemiyor. Emin ol bu soruların cevabını vermek onun için de kolay değil. Konu özellikle kendi öz kardeşi olduğu için ona biraz taviz ver."

Kael iç çekerek başını önüne eğdi. "Peki Elias, teşekkür ederim."

Kael o gece penceresinden gökyüzündeki yıldızlara bakarken, damarlarında akan o melez kanın ağırlığını ilk kez kalbinde hissetti; bir yanı güneşin sıcağını taşıyordu, diğer yanı ise gecenin karanlığını fısıldıyordu.




novebo yorum yok

İlk yorum yazan sen ol!


Henüz yorum yapılmadı